Ayetullah Hamaney’in Cenaze Töreni ve İran Gözlemlerim

Geçtiğimiz hafta 14 yıllık bir aradan sonra İran’ı yeniden ziyaret ettim. 28 Şubat 2026 tarihinde ABD/İsrail ortak saldırısı sonucu öldürülen Ayetullah Ali Hamaney’in cenaze törenine de katılma fırsatı bulduğum bu ziyaret vesilesiyle, gözlemleme fırsatı bulduğum bazı politik ve sosyolojik gelişmeleri paylaşmak, savaşın ve “dönüşüm” olgusunun yol açtığı tabloyu kendi perspektifimden ortaya koymak istiyorum.

Hamaney’in cenazesi neden bekletildi, amaçlanan neydi?

Türkiye’de bazı çevrelerde sıkça sorulan bir soru, İslam’da ölünün bekletilmeden hemen defnedilmesi gerekirken, Hamaney’in cenazesinin neden bekletildiğiydi. İlk bakışta makul gibi görünse de hadisenin pek çok yönünü ıskaladığı ve tahfif ettiği için, cenazeden önce bu soruya bakmak gerekiyor. Öncelikle Hamaney kendi yatağında bir hastalık sonucu ölmedi; bir hava saldırısında, savaş esnasında, ağır bir bombardıman sonucu öldürüldü. Dolayısıyla ağır ve yıkıcı bir savaş sürerken, bir ülkenin yaklaşık yarım asırdır yönetimde olan liderinin birkaç kişinin katılacağı bir cenazeyle ve adeta kimsesiz gibi defnedilmesi herhalde beklenmemeli.

Savaşa ara verilen bir dönemde, cenazenin bombalanmayacağından emin olunabilecek –en azından bu insani durum umut edilebilir- bir konjonktürde bu töreni gerçekleştirmek bu açıdan önemliydi. Öte yandan NATO Zirvesi nedeniyle ABD Başkanı ve diğer liderlerin İran’ın yanı başında bir ülkeyi ziyaret edeceği esnada bu töreni gerçekleştirmenin ateşkesin ve geçici güvenlik durumunun bozulmayacağı bir ortam yaratabilecek olduğu da keza hesap edilmiş olsa gerek. Nitekim cenaze töreninin sonlarına doğru 8 Temmuz’da Trump Hürmüz Boğazı civarına sınırlı bir saldırı emri verdi ki en azından cenaze töreni boyunca herhangi bir saldırı yaşanmadı. Benzer şekilde Şiiler açısından son derece önem taşıyan Muharrem ayına törenin denk getirilmesi ve Tâsûâ / Âşûrâ günlerinin hemen ardına bu merasimin yapılması da toplumda Muharrem vesilesiyle oluşan manevi iklimin gölgesinden istifade edilmesi açısından bu takvimin göz önünde bulundurulduğunu düşündürüyor.

İran yönetiminin bu cenaze törenini, hem son yıllarda artan yaptırımlar ve krizler nedeniyle çeşitli sorunlar yaşadığı hem de savaş nedeniyle bütünleşmeye ihtiyaç duyduğu İran halkıyla –daha doğrusu sessiz kitlelerle- toplumsal konsolidasyon için bir fırsata dönüştürme çabasını da elbette anlayışla karşılamak gerekiyor. “Amerikan/İsrail saldırılarıyla şehit olmuş bir Lider” imajı hem devrim ideallerine hem milliyetçi reflekslere hem de dinî atıflara uygun düşen bir bütünleşme imkânı sunuyor İran yönetimi açısından. Keza halkın geniş katılımıyla birkaç yerde birden bu töreni gerçekleştirmek de bu bütünleşmeyi daha da arttırmaya yönelik bir hamleydi.

İran halkı liderinin cenazesine sahip çıktı mı?

Cenaze merasimi aslında 5-6 güne yayılmış, farklı ülke ve şehirlerde gerçekleştirilen bir dizi birbiriyle bağlantılı programdan oluştu. Tören, Ayetullah Hamaney, kızı, damadı ve iki torununa ait toplam beş tabutun, 3-4 Temmuz günleri Tahran’daki İmam Humeyni Musalla’sına getirilmesi ve alanın kitleler tarafından ziyaret edilmesine izin verilmesinin ardından, 5 Temmuz sabahı 08.00’de Musalla’da oldukça kalabalık bir topluluğun kıldığı cenaze namazıyla devam etti. 6 Temmuz sabahı Tahran’ın merkezî Azâdî Meydanı ve etrafındaki caddelerden bir alayla hareket eden cenazeyi “teşyi/uğurlama” törenine yine milyonlarca insan iştirak etti.

Cenaze namazını ise aynı saldırıda ağır yaralanan, ancak güvenlik nedeniyle kamusal programlara katılmayan yeni Dini Lider/Rehber Mucteba Hamaney’in kıldırıp kıldırmayacağını merakla izledim, fakat Şii dünyanın önde gelen isimlerinden Ayetullah Uzma Cafer Subhânî bu namazı kıldırdı. Kum’da keza diğer taklid mercii Ayetullah Cevâdi Amolî, Meşhed’de ise Ayetullah Hamaney’in büyük oğlu Mustafa Hamaney cenaze namazlarını kıldırdı ve Mucteba Hamaney halkın karşısına çıkmadı.

7 Temmuz’da Kum’daki Cemkerân Mescidi’nde kılınan cenaze namazının ardından, 8 Temmuz’da Şiiliğin Kum’la beraber en önemli havzası konumundaki Necef ve Kerbela’ya götürülen cenaze, 9 Temmuz’da ise Meşhed’de 8. İmam Ali er-Rıza’nın türbesinde defnedildi. Böylece 1979 Devrimi’nin Humeyni’den sonraki en önemli ismi ve yaklaşık yarım asır doğrudan yöneticisi konumunda olan Ayetullah Hamaney’in cenaze merasimi büyük bir gövde gösterisi, milyonluk kalabalıklar ve ağıtlarla toprağa verildi.

Tahran’da cenaze vesilesiyle bir haftalık tatil ilan edildi ki şehrin meşhur trafiği bu dönemde rahatlamış göründü, ancak merkezdeki cadde ve bulvarların kapalı olması yine de yoğunluğa yol açtı. Caddelerde dolaşırken ilk dikkatimi çeken husus, Tahran’ın kuzeyiyle güneyi arasındaki o çok bilinen şehir sosyolojisi bağlamındaki farkın cenaze sürecinde de kendini göstermesiydi. Güneyde daha coşkulu anmalar, meydanları dolduran kalabalıklar, yollarda sürekli ikramda bulunan taziye çadırları ve meddahların yerini, kuzey semtlerinde bariz bir sessizliğe bırakmasını önemli buldum.

Bununla birlikte, şehrin kuzeyinde yaşayan daha seküler ve yönetimle mesafeli semtlerin sakinlerinin cenazeye pek bir ilgi göstermediğini söylemek yanlış olmayacak. Geçmişte birkaç sene yaşadığım mahalle olan, kuzeydeki Tecriş / Fereşte civarında İmamzâde Salih’in türbesinin civarının dahi –güneye göre- sakin olması dikkatimi çekti. Bunda bir haftalık tatil verilmesi ve maddi imkânları daha iyi olan bu kesimlerin “Şomal / kuzey” tarafına tatile gitmesinin de rolü büyüktü. Benzer şekilde seçimlerde de umutsuzluk nedeniyle sandığa katılım oranlarının düşük olduğu bu semtlerde, görüştüğüm insanlarda, Hamaney’in ölümünün sevinç yaratmasa da büyük bir üzüntüye yol açmadığını gözlemledim. Bu toplumsal yarılmayı ölçmek İran şartlarında malum sebeplerle çok mümkün değil, ancak bu yarılmanın farklı vesilelerle tezahürlerini kendi adıma takip etmeyi sürdüreceğim.

İranlı yetkililer Tahran’daki cenaze ve teşyi sırasında 10-12 milyon insanın cenazeye katıldığını söylese de ben bu rakamı biraz mübalağalı bulduğumu ifade etmeliyim [Kerbela’da ise Haşd-i Şâbi dört milyon civarında katılım olduğunu duyurdu]. Ancak katıldığım bu en büyük cenaze merasiminde, hem namaz hem de teşyi sırasında, 40 derecelerin üstündeki aşırı sıcaklara ve kapatılan yollara rağmen, milyonların sokaklarda olduğunu belirtmekte fayda görüyorum. Bunun ötesinde 95 milyonluk ülkede geniş kitlelerin, Tahran’da bulunsalar da cenazeye katılmadıkları da kendiliğinden ortaya çıkıyor elbette.

Başörtüsü yasaklarının kalkması ve toplumsal dönüşüm

Eylül 2022’de patlak veren ve 1980’lerdeki kadın hareketlerinin bir devamı sayılabilecek Mehsa Emini’nin ölümü sonrasındaki protestolar, İran’da devlet-toplum ilişkilerinde oldukça önemli bir dönüşümü beraberinde getirdi. Haftalarca süren gösterilerde hayatını kaybeden protestocular ve sokaklara dökülen on binlerce insan, toplumun yarısını oluşturan kadınların onlarca yıldır karşı karşıya bulunduğu çok önemli bir sorunu daha görünür kıldı. Geşt-i İrşad veya ahlak devriyeleri!

Şehrin büyük caddelerine, parklara, üniversite kampüslerine dağılan ve bilhassa kadınların hicab (başörtüsü ve genel giyim) yasaklarına uyup uymadığını denetleyen bu zabıta/polis yetkisine sahip birimler, halkla aralarında her an çıkabilecek gerginlikler nedeniyle toplum üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor ve çok sayıda şikâyete konu oluyordu. Ayetullah İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde daha görünür kılınan bu birimler, nitekim sonunda beklenen büyük sosyal patlamaya yol açtı.

İran’da yaşadığım ve ayrıldığım dönem, Mahmud Ahmedinejad’ın 2009’daki büyük seçim usulsüzlükleri iddialarının üzerine ikinci kez cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu, Devrim Muhafızları’nın önünü siyaset ve ekonomide sonuna kadar açtığı ve toplum üzerindeki kamusal kontrolün iyice arttığı 2012-13 senesiydi. Dolayısıyla o dönemle kıyaslayınca İran toplumunun başörtüsü ve hicab bahsindeki mevcut durumu fevkalade şaşırtıcı geldi gözüme.

Örneğin Derim Muhafızları’nın genel güvenliği sağladığı cenaze merasiminde başı açık kadınların –sayıca az da olsa- kalabalık içinde ve bu görevlilerin yanı başında yürüyebilmeleri, Besiçlerin önlerinden geçen başı açık kadınlara hiç müdahale etmemesi vs 2012’nin İran’ıyla karşılaştırınca son derece şaşırtıcı bir manzaraydı. Keza toplu taşıma araçlarında, kafeler ve restoranlarda kadınların daha rahat hareket edebilmeleri de bu bağlamda not edilmeli.

Öte yandan hem cenaze hem de teşyi merasiminde kalabalıkların yarısından fazlasının çarşaflı/çadorlu kadınlardan oluştuğunu da kaydetmek gerekir ki “İranlı kadınlar” denildiği zaman yekpare bir seküler kitleden bahsedilmediğini idrak edebilmek açısından bunu ayrıca önemli buluyorum.

Mehmet Akif Koç
Mehmet Akif Koç
ODTÜ İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını "Uluslararası Güvenlik" sahasında, doktorasını Orta Doğu Çalışmaları alanında tamamladı. Orta Doğu tarihi ve jeopolitiği, Arap-İsrail ihtilafı, Türkiye-İran ilişkileri, Orta Doğu’nun uluslararası ekonomi-politiği konularında çalışmalarını sürdüren Koç, çeşitli haber ve analiz platformlarında uluslararası siyaset, dış politika ve strateji üzerine makale ve raporlar yayınlıyor, Modern Ortadoğu Tarihi seminerleri veriyor. Matbuat Yayın Grubu markasıyla sürdürdüğü kültür yayıncılığı faaliyetlerinin yanısıra, Farsça ve İngilizceden 40'ın üzerinde eseri Türkçeye kazandırdı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (6): Peki Tolstoy mu,...

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’ye ve eserlerine dair yazı serisinin ilk beş bölümünde Dostoyevski’nin farklı yönlerine odaklanmış ve Büyük Usta’nın...

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (5): Karamazovlar’ın Dostoyevski’si

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’ye ve eserlerine dair yazı serisinin bir önceki bölümünde Dostoyevski’nin iki abidevî eserinden “Suç ve Ceza”yı...

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (4): Raskolnikov’un Dostoyevski’si

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’ye ve eserlerine dair yazı serisinin ilk üç bölümünde daha ziyade Büyük Usta’nın portresini çıkarmış ve...

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (3): Büyük Usta’yı Doğuran...

Edebiyat tarihinin en büyük isimlerinden Fyodor Mihayloviç Dostoyevski üzerine kaleme almakta olduğum yazı serisinin ilk bölümünde; Dostoyevski’nin ilk...

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (2): Dehânın Yükseliş ve...

Edebiyat tarihinin en büyük isimlerinden Fyodor Mihayloviç Dostoyevski üzerine kaleme almakta olduğum yazı serisinin ilk bölümünde; Dostoyevski’nin ilk...

1,5 Asrın Ardından Dostoyevski’ye Bakmak (1): Bir Rus Dâhinin...

Her şeyin, hatta kitapların ve romanların bile çok hızlı bir şekilde tüketildiği bir çağda, tüm zamanların en iyi...

İran’ın bir “Grand Stratejisi” var mı?

Modern dönemin sarsıcı ve eskatolojik devrimlerinden 1979 Devrimi’nin üzerinden yaklaşık yarım asır geçti. Bu dönem boyunca uluslararası siyaset...

Trabzonspor başarılı oldu mu, sırada ne var?

Futbolda 2025-26 sezonu geride kaldı. Galatasaray’ın ligi, Trabzonspor’un ise kupayı kazandığı sezonu, bayram vesilesiyle genel bir değerlendirmeye tabi...

Ignaz Goldziher ve Post-Oryantalizm’e Alternatif Bir Bakış

Filistinli entelektüel ve 20. yüzyılın sınırlar aşan düşünürlerinden Edward Said’in çığır açıcı ve ezber bozan kitabı Oryantalizm’in yayımlanmasının...

Emir-Abdullahiyan, “Şam Sabahı” ve İran’ın Suriye Politikası (2011-2024)

İran’da 2009 seçimlerinin ardından yaşanan sokak protestoları sonrasında, kendilerini “Hatt-ı İmam çizgisi” olarak nitelendiren daha muhafazakâr kanatla, Reformculara...

Çin Kültürü, Yi Jing ve “Değişimler Kitabı” Üzerine

Çin’in küresel siyaset içindeki ağırlığı arttıkça, bu kadim kültüre dair ilgi ve çalışmalar da çoğalıp çeşitleniyor. Çin’in özellikle...

İran’da Rejim Değişiminin İmkânı (3): Topyekûn Askerî İşgal Senaryosu...

Uluslararası basında ve Türkiye’de, Trump’ın 2025 Ocak’ta ABD Başkanlığı görevine resmen başlamasının ardından, İsrail’le birlikte İran’a karşı birkaç...

İran’da Rejim Değişiminin İmkânı (2): Azınlıkların İsyanıyla Devletin Çöküşü

İran’da Batılıların sıklıkla telaffuz ettiği, Türkiye’de İran’ı tanımayan kesimlerin de büyük önem atfettiği “rejim değişikliği” kavramının ne anlama...

İran’da rejim değişiminin imkânı (1): Bir seküler devrim mümkün...

İran’a yönelik son bir yıldır şiddetlenen İsrail-ABD saldırılarında Haziran 2025 savaşı ve Ocak 2026’daki silahlı kalkışma denemesinin ardından,...

Ateşkes ve Sonrası: İran’da Savaş Bitti Mi? Kim Kazandı?

İran’a karşı ABD-İsrail işbirliğinde girişilen savaştaki üçüncü faz da geride kaldı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan bu üçüncü...

ABD / İsrail İle İran Arasındaki Savaşta Sırada Ne...

7 Ekim 2023, muhtemelen modern Ortadoğu tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı bile. Binlerce...

İran Savaşı’nın sebepleri ve bir ateşkesin imkânı

Prusyalı general ve askerî tarihçi Carl von Clausewitz, savaşı, sırf basit bir şiddet gösterisi olmaktan öte, “siyasetin başka...

Hürmüz Boğazı Yeni Kriz Üssü Mü?

1956 Süveyş ve 1973 Petrol Krizleri bize ne söylüyor? ABD Başkanı Trump, 16 Mart 2025 tarihli bir açıklamasında,...

Bir Mucteba Hamaney Portresi: Medrese ile Kışla Arasında

İran’ı 1981-89 yılları arasında Cumhurbaşkanı, 1989-2026 arasında da Dini Lider (Rehber) olarak doğrudan yöneten Ayetullah Ali Hamaney, 28...

İsrail’in “Altıgen İttifakı” Planı ve Olası Senaryolar

Arkaplan ve temel hususlar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada ilk kez...

Bir Hafız Esad Portresi: Azınlık Asabiyesinden Devletleşme Tecrübesine

Suriye’nin modern dönem tarihinde en etkili aktör kuşkusuz, 1960’ların ortalarından 2000’deki ölümüne kadar Suriye’nin kaderi üzerinde söz sahibi...