Türkiye-AB Vize Serbestisi Süreci: Tarihsel Arka Plan ve Güncel Durum

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler, yaklaşık altmış yılı aşan geçmişiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli ve kritik dış politika gündemlerinden birini oluşturmaktadır. Bu ilişkilerin temel hedefi, 12 Eylül 1963’te imzalanan Ankara Anlaşması’ndan[1] itibaren Türkiye’nin Avrupa bütünleşmesine tam üyelik perspektifiyle katılımı olarak belirlenmiştir. Ancak zaman içerisinde yaşanan siyasi gelişmeler, taraflar arasındaki güven sorunları ve bölgesel jeopolitik değişimler, üyelik müzakerelerini olduğu kadar diğer iş birliği alanlarını da doğrudan etkilemiştir.

Bu alanların başında, Türk vatandaşlarının Schengen Bölgesi’ne vizesiz seyahat edebilmesini amaçlayan Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu gelmektedir. 16 Aralık 2013 tarihinde başlatılan diyalog süreci, Türkiye’nin Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlamasını ve buna karşılık Türk vatandaşlarına kısa süreli Schengen seyahatlerinde vize muafiyeti tanınmasını hedeflemiştir. Aradan geçen yıllar içerisinde Türkiye, Vize Serbestisi Yol Haritası’nda yer alan 72 kriterin 66’sını yerine getirmiş olmasına rağmen süreç tamamlanamamış, buna karşılık Schengen vizesi başvurularında yaşanan randevu krizleri, uzun bekleme süreleri ve artan ret oranları, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya erişimini her geçen yıl daha da zorlaştırmıştır.[2]

Zaman içinde özellikle Kıbrıs meselesi nedeniyle fasılların bloke edilmesi, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası yaşanan eksen kaymaları ve AB’nin Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’nden uzaklaştığı yönündeki iddiaları, müzakereleri fiilen durma noktasına getirmiştir. Bu siyasi ve kurumsal türbülansın tam ortasında, doğrudan Türk vatandaşlarının günlük yaşamını, seyahat özgürlüğünü ve insani temaslarını etkileyen en somut dosya ise Vize Serbestisi Diyaloğu’dur. 2013 yılında büyük umutlarla başlayan bu süreç, günümüzde aşılması güç teknik ve siyasi bariyerlerin yanı sıra Türk vatandaşları için bir “vize krizine” dönüşmüş durumdadır.

Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihsel Arka Planı

Türkiye’nin Avrupa bütünleşme süreci, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kurulmasının ardından 31 Temmuz 1959 tarihinde yaptığı ortaklık başvurusu ile başlamıştır. Bu başvuru sonucunda 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ankara Anlaşması’nın 28. maddesi, Türkiye’nin gerekli yükümlülükleri yerine getirmesi hâlinde tam üyelik imkanının değerlendirileceğini hükme bağlayarak Türkiye’nin Avrupa bütünleşmesindeki nihai hedefini ortaya koymuştur. İfade aynen şu şekildedir:

“Anlaşma’nın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşma’dan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye’ce üstlenilebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye’nin Topluluğa katılması olanağını incelerler.”[3]

Anlaşma doğrultusunda hazırlık, geçiş ve son dönem olmak üzere üç aşamalı bir entegrasyon modeli benimsenmiş, 1970 tarihli Katma Protokol ile geçiş dönemi düzenlenmiş, 1 Ocak 1996 tarihinde ise Gümrük Birliği yürürlüğe girerek ekonomik bütünleşmede önemli bir eşik aşılmıştır. 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday ülke statüsü verilmesi ve 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakerelerinin başlaması ilişkiler açısından tarihi gelişmeler olmuştur. Ancak ilerleyen yıllarda Kıbrıs meselesi, bazı üye devletlerin siyasi vetoları ve karşılıklı güven kaybı nedeniyle üyelik süreci yavaşlamış, 2018 yılından itibaren Avrupa Birliği, katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiğini ilan etmiştir.[4]

Öte yandan, Türk vatandaşlarının Avrupa ülkelerine yönelik seyahat rejimi, Avrupa Birliği’nden daha eski bir geçmişe dayanmaktadır. Türkiye, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer almakta olup 1961 yılında imzaladığı Avrupa Sözleşmesi sayesinde uzun yıllar Avrupa ülkelerine vizesiz seyahat edebilmiştir. Bu uygulama, 12 Eylül 1980 askerî darbesi sonrasında Avrupa’ya yapılan iltica başvurularındaki artış nedeniyle Almanya’nın 5 Ekim 1980 tarihinde Türk vatandaşlarına vize zorunluluğu getirmesiyle sona ermiştir. Daha sonra diğer Avrupa ülkeleri de benzer uygulamalara geçmiş, Schengen Anlaşması’nın 1995 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte Türk vatandaşlarına uygulanan vize zorunluluğu ortak Avrupa vize politikasının bir parçası hâline gelmiştir.[5]

2013 Vize Serbestisi Diyaloğu

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında uzun yıllar devam eden vize sorununun çözümüne yönelik en önemli adım, 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye-AB Vize Serbestisi Diyaloğu’nun başlatılması olmuştur. Aynı gün Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması imzalanmış ve Türkiye’ye 72 kriterden oluşan Vize Serbestisi Yol Haritası sunulmuştur. Böylece Türk vatandaşlarının Schengen Bölgesi’ne seyahatlerinde vize zorunluluğunun kaldırılmasına yönelik teknik ve hukuki süreç resmen başlamıştır.

Bu sürecin şekillenmesinde dönemin Dışişleri Bakanı olan ve kısa süre sonra Başbakanlık görevini üstlenecek olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun yürüttüğü diplomatik girişimler önemli rol oynamıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik perspektifinin korunmasını ve Avrupa ile ilişkilerin yeniden canlandırılmasını dış politikanın temel öncelikleri arasında değerlendirmiştir. Bu doğrultuda, Türk vatandaşlarının serbest dolaşım hakkının genişletilmesini bireysel bir seyahat kolaylığı olmasının yanı sıra ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, iş insanlarının hareketliliğinin artırılması, akademik iş birliklerinin güçlendirilmesi ve toplumlar arası temasların yoğunlaşması bakımından stratejik bir hedef olarak ele alınmıştır.

16 Aralık 2013 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen zirvede Türkiye ile Avrupa Birliği arasında varılan mutabakat, Dışişleri Bakanlığının uzun süredir yürüttüğü diplomatik temasların önemli çıktılarından biri olmuştur. Türkiye, geri kabul yükümlülüklerinin tek taraflı uygulanmasına karşı çıkarak vize serbestisi ile geri kabul mekanizmasının eş zamanlı yürütülmesini savunmuş, bu yaklaşım müzakerelerin temel ilkelerinden biri hâline gelmiştir.[6] 18 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen Türkiye-AB Zirvesi’nde de taraflar, Türkiye’nin Yol Haritası’nda yer alan kriterleri yerine getirmesi hâlinde vize serbestisinin hayata geçirilmesi konusunda mutabakata varmışlardır. Avrupa Komisyonu, 4 Mayıs 2016 tarihinde Türkiye’nin 72 kriterden 65’ini karşıladığını açıklamış[7], 2018 yılında biyometrik pasaport kriterinin de tamamlandığının teyit edilmesiyle karşılanan kriter sayısı 66’ya yükselmiştir.

Ahmet Davutoğlu’nun vize serbestisi sürecindeki en büyük ve en kritik hamlesi, mülteci krizi esnasında yaşanmıştır. Yüz binlerce düzensiz göçmenin Avrupa sınırlarına dayanması karşısında çaresiz kalan AB liderleri -özellikle Almanya Şansölyesi Angela Merkel- krizin çözümü için Ankara’nın kapısını çaldığında, Davutoğlu bu durumu vize muafiyeti için muazzam bir diplomatik kaldıraca dönüştürmüştür.

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Brüksel’deki çetin pazarlıklara bizzat liderlik ederek 18 Mart 2016 Türkiye-AB Göç Mutabakatı’nın baş mimarı olmuştur. AB’nin varoluşsal bir kriz yaşadığı bu dönemde Davutoğlu, Türkiye’nin düzensiz göçü durdurma taahhüdü karşılığında, normal şartlarda yıllar sürecek olan vize muafiyeti takvimini öne çekerek Haziran 2016 tarihli ciddi bir kazanım elde etmiştir. Müzakereler boyunca “Geri Kabul Anlaşması ile vize muafiyeti madalyonun iki yüzüdür, biri olmadan diğeri asla uygulanamaz” çerçevesiyle geri adım atmayan Davutoğlu, AB üzerinde çok ciddi bir diplomatik baskı mekanizması kurmuştur.

Bu yoğun diplomasi neticesinde, Avrupa Komisyonu 4 Mayıs 2016 tarihi itibarıyla Türkiye’nin 72 kriterden 65’ini tamamen karşıladığını resmen teyit etmiş ve vizenin kaldırılması yönünde tarihi bir tavsiye kararı yayımlamıştır. Ancak tam bu zirve noktasında, Türkiye içindeki siyasi dinamiklerin değişmesi ve Davutoğlu’nun Başbakanlık görevinden ayrılması, vize serbestisi sürecinin arkasındaki en büyük siyasi motorun ve diplomatik enerjinin de devreden çıkmasına neden olmuştur. Bununla birlikte sonraki yıllarda Türkiye ile Avrupa Birliği arasında güvenlik politikaları, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve bölgesel gelişmelere ilişkin görüş ayrılıklarının derinleşmesi, sürecin siyasi olarak tıkanmasına neden olmuştur. Böylece teknik açıdan önemli ilerleme sağlanmasına rağmen vize serbestisi hedefi gerçekleştirilememiştir.

Günümüzde Vize Serbestisi Sürecinin Önündeki Engeller

Avrupa Komisyonu değerlendirmelerine göre Türkiye’nin yerine getirmesi gereken altı temel kriter halen tamamlanmamıştır. Bunlar; Terörle Mücadele Kanunu’nun Avrupa standartları doğrultusunda revize edilmesi, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun GDPR ile tam uyumlu hâle getirilmesi, Europol ile operasyonel iş birliği anlaşmasının imzalanması, GRECO tavsiyeleri doğrultusunda yolsuzlukla mücadele mekanizmalarının güçlendirilmesi -ki 2016’da TBMM’ye sunulan Siyasi Etik Kanunu[8] Teklifi önemli bir dönüm noktasıdır- Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dahil tüm AB üyeleriyle etkin adli iş birliğinin sağlanması ve Geri Kabul Anlaşması’nın üçüncü ülke vatandaşlarını da kapsayacak şekilde uygulanmasıdır.

Bu başlıkların önemli bir kısmı teknik düzenlemelerden ibaret olmayıp ulusal güvenlik, temel haklar, veri koruma, yargı iş birliği ve Kıbrıs meselesi gibi siyasi nitelik taşıyan konularla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle vize serbestisi süreci teknik kriterlerin ötesine geçmiş, Türkiye-AB ilişkilerinin genel siyasi atmosferinden etkilenen stratejik bir müzakere alanı hâline gelmiştir.

Sonuç

Türkiye’nin 2013 yılında başlattığı Vize Serbestisi Diyaloğu, Avrupa Birliği ile ilişkilerde son yılların en kapsamlı reform ve uyum süreçlerinden biri olmuştur. Türkiye, Yol Haritası’nda yer alan 72 kriterin 66’sını yerine getirerek önemli bir mevzuat ve kurumsal dönüşüm gerçekleştirmiştir. Sürecin başlatılmasında dönemin Dışişleri Bakanı/Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ve Dışişleri teşkilatının yürüttüğü diplomatik girişimler ve Avrupa Birliği ile kurduğu yoğun temaslar önemli rol oynamıştır. Ancak ilerleyen yıllarda taraflar arasında ortaya çıkan siyasi anlaşmazlıklar, güven eksikliği ve kalan altı kriter üzerindeki uzlaşmazlıklar nedeniyle vize serbestisi hayata geçirilememiştir. Bunun sonucunda Türk vatandaşlarının Schengen vizesine erişimi kolaylaşmak yerine daha da zorlaşmış; randevu krizleri, uzun bekleme süreleri ve artan ret oranları Türkiye-AB ilişkilerindeki en somut sorun alanlarından biri hâline gelmiştir.[9]

Dışişleri Bakanlığının 2013’te temellerini attığı, 2016’da ise mülteci krizi üzerinden yürüttüğü diplomasiyle tarihi bir eşiğe getirdiği Vize Serbestisi Diyaloğu, kağıt üzerinde 72 kriterin 66’sının tamamlandığı teknik bir başarıya işaret etse de nihai hedefine ulaşamayarak donma noktasına evrilmiştir. Davutoğlu’nun sürece kattığı dinamizm ve AB’yi köşeye sıkıştıran stratejik takas hamleleri, onun görevden ayrılmasının ardından aynı diplomatik ağırlıkla sürdürülememiş, süreç Terörle Mücadele Kanunu ve Kıbrıs gibi makro-siyasi engellerin gölgesinde kalmıştır.

Sürecin felç olmasının faturası ise doğrudan sahaya yansımaktadır. Son yıllarda Türk vatandaşlarının Schengen vizesi başvurularında yaşadığı sistematik randevu krizleri, aylarca süren bekleme süreleri, talep edilen evrak dağları ve en önemlisi hızla tırmanan vize ret oranları, konunun akademik bir dış politika başlığı olmaktan çıkıp toplumsal bir mağduriyet mekanizmasına dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Türkiye Gümrük Birliği’ni tamamlamış ve Avrupa güvenliği için önemli bir misyon üstlenmişken, vatandaşlarının Avrupa kıtasından yapısal bir vize duvarıyla dışlanması, 2013’te vadedilen “büyük entegrasyon” ve “psikolojik devrim” hedefinin uzağında kalındığının en somut göstergesidir.

Bugün gelinen noktada vize serbestisi, teknik kriterlerin tamamlanmasına bağlı bir süreç olmaktan çıkmış, karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesini, üyelik perspektifinin canlandırılmasını ve Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir siyasi iradenin ortaya konulmasını gerektiren stratejik ve girift bir konu niteliğine evrilmiştir.


 

Kaynaklar

[1] 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da, Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında imzalanan ortaklık anlaşmasıdır.

[2] Kunt, Resul. “Schengen Vize Başvurularının Ret Oranı Yükselişte”. Doğruluk Payı. 3 Haziran 2026. Erişim 10 Temmuz 2026. https://www.dogrulukpayi.com/bulten/schengen-vize-basvurularinin-ret-orani-yukseliste.

[3]Türkiye Cumhuriyeti ile Avrupa Ekonomik Topluluğu Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma (Ankara Anlaşması), md. 28, T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, erişim 10 Temmuz 2026, https://www.ab.gov.tr/_117.html

[4] Haziran 2018 tarihli AB Genel İşler Konseyi sonuçlarında, mevcut koşullar altında, Türkiye ile yürütülen katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiği; bundan sonra bir faslın açılmasının ya da kapatılmasının mümkün görünmediği ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesine yönelik ilave çalışmalar yapılmasının hâlihazırda öngörülemediği bildirilmiştir

[5] Erdem Tekçi, “Türk Vatandaşlarının Artan Çilesi: AB Schengen Vizesini Yaptırım Aracı Olarak mı Kullanıyor?”, İKV E-Bülteni, 15 Eylül 2022, erişim 10 Temmuz 2026, https://bulten.ikv.org.tr/?ust_id=13538&id=13542

[6] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye ile AB Arasında Vize Serbestisi Diyaloğu Mutabakat Metni ve Geri Kabul Anlaşması İmzalandı”, 16 Aralık 2013, erişim 10 Temmuz 2026, https://www.mfa.gov.tr/turkiye-ile-ab-arasinda-vize-serbestisi-diyalogu-mutabakat-metni-ve-geri-kabul-anlasmasi-imzalandi.tr.mfa

[7] Deutsche Welle Türkçe, “AB Vize Serbestisi İçin Ne İstiyor?”, 5 Mayıs 2016, erişim 10 Temmuz 2026, https://www.dw.com/tr/ab-vize-serbestisi-i%C3%A7in-ne-istiyor/a-19252576

[8] Türkiye Büyük Millet Meclisi, Siyasi Etik Kanunu Teklifi (2/1000), 26. Dönem, 1. Yasama Yılı, Başkanlığa Geliş Tarihi: 1 Nisan 2016, erişim 15 Temmuz 2026, https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/f72877c0-34f4-037b-e050-007f01005610

[9] T24, “Schengen Krizi Derinleşiyor: Randevular Botlarla Bloke Ediliyor, 1000 Euro’ya Çıkan Fiyatlara Satılıyor”, 29 Mayıs 2026, erişim 10 Temmuz 2026, https://t24.com.tr/gundem/schengen-krizi-derinlesiyor-randevular-botlarla-bloke-ediliyor-1000-euroya-cikan-fiyatlara-satiliyor,1324916

Ramazan Selçuk
Ramazan Selçuk
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Selçuk, üniversite eğitimi süresince çeşitli vakıf ve derneklerin gençlik yapılanmalarında aktif görevler üstlenmiştir. Avrupa Birliği destekli projeler kapsamında Finlandiya ve Romanya’da gönüllü çalışmalarda bulunmuştur. 2020-2023 yılları arasında aktif olarak siyasi faaliyetler yürüten Selçuk; uluslararası ilişkiler, diplomasi ve iletişim stratejileri alanlarına ilgi duymaktadır. Hâlihazırda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde dış politika danışmanı olarak görev yapmakta olup, akademik çalışmalarını Kapadokya Üniversitesi Lisansüstü Eğitim, Öğretim ve Araştırma Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi yüksek lisans programında sürdürmektedir. Evli olan Selçuk, mesleki ve akademik çalışmalarına eş zamanlı olarak devam etmektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Hamaney’in Cenazesi: Tahran’da Üç Gün

"İran'da cenazeler, vefat edenlerin sadece uğurlandığı merasimler değildir, toplumsal hafızanın tazelendiği ve siyasi mesajların bütün dünyaya ilan edildiği...

Karabağ Sonrası Ermenistan Seçimleri

Moskova, Brüksel-Washington ve Ankara’nın Yakından Takip Ettiği “Karabağ Sonrası Ermenistan Seçimleri” Güney Kafkasya’nın jeopolitik fay hatları üzerinde mukim olan Ermenistan’ın...

Küresel İklim Siyaseti: Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği ve İklim...

İnsanoğlunun yeryüzündeki varoluş serüveni, doğayla kurduğu muvazene ve ekolojik sistemlerle geliştirdiği uyum üzerine inşa edilmiştir. Ancak sanayi devriminden...

Hazar’ın İki Yüzü: Azerbaycan Neden İsrail’i Destekliyor?

Geçtiğimiz haftalarda, Hazar’ın hem kadim hem de hırçın rüzgârlarıyla yoğrulan, "ateşin ve rüzgârın şehri" olarak anılan Bakü’nün sokaklarındaydım....

Coğrafyanın Diplomatik DNA’sı: Türk Dış Politikasında Denge Arayışı

Türk dış politikasının ortalama son 250 yılını anlamak için önce şu temel gerçeği kabul etmek gerekir. Türkiye bir...

Bir Parlamento Her Daim Yasa Çıkarmalı Mıdır?

Türk parlamenter siyasetin en büyük yanılsamalarından biri belki de ilerlemenin ve düzenin “daha çok yasa” ile mümkün olduğu...

Afrika Boynuzu ve Kavramlar: Somali, Somaliland, Husiler ve İsrail

Afrika Boynuzu, modern uluslararası sistemin hem coğrafi hem de siyasal anlamda en kritik kırılma hatlarından birini oluşturmaktadır. Kızıldeniz,...

Kültürel İktidar, Toplumsal Hafıza ve “Gassal” Dizisi

Doğrusu, bu satırların temelini oluşturan yazı bir süredir zihnimdeydi, hatta dizinin yeni sezonu başladığında bu değerlendirmeyi ilgili kuruma...

Yavru Vatandan Siyasi Özneye, ‘Anavatan’ın Gölgesinde Siyaset ve Seçim

Kıbrıs Adası, tarih boyunca Akdeniz’in doğusunda, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında stratejik bir konumda yer almıştır....

Trump’ın Gazze Planı Bir Sevr Dayatması Mı?

Orta Doğu’da Filistin-İsrail çatışması, yüzyılı aşkın süredir uluslararası siyasetin en karmaşık ve en kanlı krizlerinden biri olmuştur. Bu...

Güney Kafkasya’da ABD’nin Yükselişi, Rusya’nın Zayıflaması ve Türkiye’nin Rolü

Güney Kafkasya, tarih boyunca farklı imparatorlukların ve küresel güçlerin çıkar çatışmalarının kesişim noktası olmuş, coğrafi konumu itibarıyla Avrupa...

2025 Kaliforniya Krizi Bağlamında Amerikan Federalizminin Sınavı

Amerika Birleşik Devletleri, federal bir sistem üzerine inşa edilmiş olup, eyaletlerin belirli ölçüde özerkliğe sahip olduğu bir yönetişim...

Şapel ve Duman: Papalık Seçiminin Kültürel Okuması

Katolik Kilisesi, sadece dünyanın en yaygın dini inanç sistemlerinden biri değil; aynı zamanda kültürel, siyasi ve tarihsel bakımdan...

Sempozyumun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi

“Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım.” -Oscar Wilde “Ayrışmadan Uzlaşmaya: Demokrasiyi Yaşatmak ve Güçlendirmek” Sempozyumu’nun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi...