Dünyanın tartışmasız iki süper gücünden biri olarak kabul edilen Rusya, uluslarası hukuka aykırı şekilde Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşta ağır biçimde tökezledi.
Ardından mega askeri güç olarak bilinen ABD, İran’da aynı akıbete uğradı. İran’ı yenemediği gibi Hürmüz Boğazı’ndaki egemenlik savaşı dünya sisteminin kimyasını bozdu.
Şimdi dünya, Ukrayna’da ağır şekilde hırpalanan Rusya ile İran’da bataklığa saplanan ABD’nin bu beklenmeyen durumunu tartışıyor.
Geçenlerde New York Times’da iyi bir analize rastladım.
Gazete hem çok açık bir şekilde Trump yönetimini eleştiriyor hem de çok derli toplu dersler çıkarıyor.
***
ABD-İran Savaşının dünyada gözler önüne serdiği ilk özelliği Rusya-Ukrayna savaşı için de geçerli.
Bu savaşların yeni özelliklerinden biri, ucuz insansız hava araçlarının merkezi rolü ve bunların büyük güçlerin üstünlüğünü tamamen alt üst etme biçimiydi.
Hele Ukrayna’nın bu konudaki başarısı, diğer ülkelere teknoloji transfer edecek noktasına ulaşmış olması.
İran da maliyeti çok düşük dronlarla ABD’nin yüksek nitelikli teknolojik savaş makinalarıyla başa çıkar oldu.
***
Bir diğer nokta da İran savaşının seyri oldu. Çatışma, askeri alandan çıkarak, daha önemli sonuçlar doğurabilecek ekonomik “rehine alma” oyununa dönüştü.
Halbuki çok yakın zamanlara kadar yaptırımlar ve ticaret savaşı, askeri güçler devreye girmeden önce ve genellikle açık çatışmadan kaçınma adına, gerginliğin daha erken aşamalarında kullanılan araçlardı. İran’da bu süreç tersine döndü.
Sıcak savaşın hızla ekonomik baskının hakim olduğu ve yalnızca ara sıra gerçek saldırılarla kesintiye uğrayan bir hibrit çatışmaya döndüğünü gördük.
***
New York Times, Trump yönetiminin İran macerasını ve kaybettiği irtifayı şöyle betimliyor:
“Çatışma, Amerikan ve İsrail hava gücünün nispeten tanıdık bir gösterisi olarak başladı; daha geniş kapsamlı ve çok daha ciddi bir düşmana yönelikti. Ancak son dönem, ABD askeri tarihinde rahatsız edici derecede yaygın olan uzaktan saldırılardan çok da farklı değildi.
İran çatışması çok daha kesin bir sonuçla sona erdi ve Amerika Birleşik Devletleri’ne gerçek bir yenilgi ve stratejik bir gerileme yaşattı; şimdilik, Başkan’ın çatışma başlamadan önce asla yapmayacağı ve en ateşli İran şahinlerinin bile açıkça acınası bir taviz olarak kınadığı bir dizi tavizle dolu bir anlaşmayla sonuçlandı.”
Bir ülke medyası, yönetimin savaştığı ülke karşısındaki konumunu bu kadar komplekssizce eleştiriyor, basın özgürlüğünü hiç çekinmeden hataların giderilmesi için kullanabiliyorsa orada Trump’a rağmen demokratik rejim direniyor demektir.
***
New York Times şöyle bir varsayım ortaya koyuyor:
“Şimdilik, İran savaşının gerçekten bittiğini varsayalım; ‘mutabakat zaptına’ uyulacağını, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarını durduracağını ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki askeri kontrolünden vazgeçeceğini varsayalım.
Belki bu güvenli bir tahmin değil. Ama eğer bittiyse, bu nasıl bir savaştı?”
Ve bu savaştan ABD açısından sarsıcı altı sonuç çıkarıyor:
“1) Petrol ve doğalgaz piyasaları neredeyse herkesin tahmin ettiğinden çok daha dirençli çıktı.
Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol, daha bir ay önce savaşı ‘tarihin en büyük enerji krizi’ olarak nitelendirmişti.
Ancak petrol piyasalarında bu telaşı pek göremiyordunuz.
(…)
Savaş, petrol ve doğalgaz piyasalarını altüst etti ve bu karışıklık henüz sona ermedi. Asya genelinde yakıt kıtlığı, fabrika operasyonlarında yavaşlama, çalışma haftalarının kısalması gibi ağır sonuçları yaşandı.
Ancak bu, sonuçta 1970’lerdeki petrol krizi gibi bir kriz bile değildi. Büyük ölçüde, bu durum analistlerin ‘talep yıkımı’ olarak adlandırdığı şeyin, yani fiyat veya arz endişesiyle tüketimde yapılan kesintilerin bir sonucuydu.
(…)
Aynı zamanda, stratejik rezervlerin amacına hizmet ettiği ve yenilenebilir enerjilere yapılan büyük yatırımların, fosil yakıt kıtlığına karşı ek bir tampon sağladığı dünya enerji sistemlerinin olağanüstü esnekliğini de gösterdi.
Ve ayrıca, normale dönüşe ve piyasanın kısa vadeli türbülansı absorbe etme yeteneğine güvenen o aptal gibi görünen tüccarların haklı olduklarını da kanıtladı.”
***
“2) 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinde olduğu gibi, ilk tahminler enerji güvenliği adına kömüre dönüşü öngörüyordu.
O durumda olduğu gibi bu tahminler de fazla karamsar çıktı:
Fosil yakıtların yeniden canlanması gerçekleşmedi ve enerji dünyasındaki en çarpıcı sıçramalar, Çin’in güneş panelleri ve elektrikli araç ihracatında görüldü.
Açık gözlü herkes fosil yakıt bağımlılığının yeni risklerini gördü.
(…)
Savaştan önce ‘enerji güvenliği’ terimi genellikle fosil yakıtlara duyulan ihtiyacı ifade ederken, savaştan sonra yenilenebilir kaynakların çok daha güvenli ve güvenilir enerji kaynakları olabileceğine dair artan bir farkındalığı tanımlar gibi görünüyor.”
***
“3) Pentagon’da bu çatışmanın askeri açıdan kolay bir zafer olacağını düşünen sadece Savunma Bakanı Pete Hegseth değildi.
Ortadoğu’da bir savaşın risklerinden endişe duyanlar bile, çatışmanın başlangıcında, İran içindeki siyasi kaos riskini vurgulama eğilimindeydiler.
Amerikan ordusunun tamamen durma noktasına geleceği konusunda çok az kişi uyarıda bulundu.
Ve yine de, temelde olan buydu:
ABD kuvvetleri, İran ordusuna, nükleer programına ve sivil altyapısına önemli ölçüde zarar verdi, ancak yetkililerin kabul edilemez olarak değerlendirdiği kayıplar da verdi; ABD kuvvetleri insansız hava araçlarından ve füze saldırılarından korkarak yerel üslerini boşalttı.
Yeni nesil ucuz insansız hava araçlarının dünyanın en korkutucu ordusunu bu kadar korkutabilmesi ve dünyanın en kritik ticari su yollarından birinin akışını dondurabilmesi, süper güçlerin artık aşılmaz bir avantaja sahip olmadığının bir başka işaretiydi.
Belki de Amerika Birleşik Devletleri şimdi bu dersi alacak ve kendini yeni bir tür askeri-sanayi üretimine adayacaktır.
Ancak bu savaşı kazanmak için bu dersi zamanında alamadı.”
***
“4) Minab’daki Şajarah Tayyebeh ilkokuluna yapılan ilk gün saldırısı, muhtemelen savaşın en akılda kalıcı olayı olmaya devam ediyor; aileler ve kurtarma ekipleri tüm ölü ve yaralı çocuklara yardım etmek için olay yerine ulaştıktan sonra ikinci bir füzenin gönderilmesiyle gerçekleşen, görünüşte çifte vuruşlu bir saldırıda 175’ten fazla kişi öldü.
Pentagon sorumluluğu kısmen kabul etti, ancak böyle bir saldırının nasıl gerçekleştiği veya kimin sorumlu olduğu konusunda -belki de yapay zekâ tarafından yönetilen bir hedefleme sistemi de dahil olmak üzere- gerçek bir kamuoyu hesaplaşması yapılmadı.”
***
“5) Amerika’nın askeri macerası bir tür çıkmaza girer girmez, İranlılar bölgedeki üsleri vurup TikTok’ta Lego tarzı videolarla kutlama yapınca, savaşın Amerikan gücünün sonunu işaret ettiği yönünde bir dizi açıklama yükseldi.
Bu da abartılı bir ifadeydi.
(…)
Bununla birlikte, savaş tartışmasız bir şekilde Amerika için bir ders niteliğinde.
Bunun bir kısmı taktiksel hataydı: cerrahi operasyonların rejim değişikliği kadar geniş stratejik hedeflere ulaşabileceği inancı gibi.
Ancak bir kısmı da Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik ve askeri gücüyle ilgiliydi; bu güç Ocak ayında bugüne kıyasla çok daha korkutucu görünüyordu.
Ve dünyanın geri kalanı çatışmanın sona ermesinden elbette memnun olsa da, Washington dışındaki hiç kimse yapılan anlaşmayı Amerika için bir zafer olarak adlandırmıyor.”
***
“6) Çatışmanın başlangıcında, daha az güçlü ülkeler için ders açık görünüyordu: nükleer silah geliştirme, dünyanın güvenlik güçleri için bir tehdit gibi görünse de, olgun bir nükleer silah programı bir tür barış ve hatta saygı garantisi gibi işlev görecekti.
Savaşın ilk günlerinde Fransa, nükleer cephaneliğini radikal bir şekilde modernize edip genişleteceğini açıkladı; Polonya ise kendi programını başlatabileceğini ima etti. Kuzey Kore’nin nükleer programı, son yıllarda ona bir avantaj sağlamış gibi görünüyordu.
Ancak çatışma uzadıkça ve ekonomik savaş ön plana çıktıkça, nükleer dengeler de değişti.
Nisan ayında, şu anda ülkenin güvenlik konseyi başkan yardımcısı olan eski Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, ‘İran nükleer silahını denedi: Bu silaha Hürmüz Boğazı deniyor. Potansiyeli tükenmez’ açıklamasını yaptı.
Bu karşılaştırma abartılıydı ama aynı zamanda aydınlatıcıydı:
İşte, sadece tehdit değil, gerçekten konuşlandırılabilen ve büyük bir güce karşı bile oldukça etkili olduğu kanıtlanmış ucuz bir silah vardı.
Her ülke, savaşın yeni kurallarından yararlanmak için İran kadar coğrafi olarak iyi konumlanmış değil ve sonuçta Boğaz’ın kapanması, birçok kişinin tahmin ettiği gibi -ya da muhtemelen İran’ın umduğu gibi- küresel ekonomiyi boğmadı.
Ancak genel olarak İran’ın kazanmasını sağladı.
Ve belki de dünyanın geri kalanına, sadece nükleer savaş başlıklarıyla değil, aynı zamanda bol miktarda ucuz insansız hava aracıyla da gerçek özerkliğe nispeten yaklaşabileceğinizi öğretti.”
***
21. yüzyılın hangi istikamette ve nasıl değiştiğini merak edenler hiç şüphesiz Rusya-Ukrayna ve ABD-İran savaşlarına çok daha derinlemesine eğilecek.
Ancak medyaya “tarihin ilk taslağı” denir.
Bu süreç, o taslaklarda şimdiden yer almış gözüküyor.

