Bugün Ortadoğu’daki savaşın 17. günü.
Cumartesi günü ABD, İran’ın Hark adasındaki askeri tesisleri yerle bir etti ama petrol tesislerine dokunmadı.
Ayrıca bölgeye yeni savaş gemileri ve 5 bin deniz komandosu göndereceğini açıkladı.
İran da Hark adası saldırısı ertesinde, petrol tesislerine zarar verilmesi halinde kendisinin de bunun aynısını Körfez’deki diğer ülkelere yapacağı tehditini savurdu.
***
1973 petrol krizi üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçti. Ancak hafızalarda hala o dönemin izleri var. Çünkü hayat petrol etrafında dönmeye devam ediyor.
Ortadoğu’da akıbeti belirsiz savaş, yükselen petrol fiyatları, ekonominin geri kalanına bulaşma endişesi, bunlar eski korkuları kışkırtıyor.
Dünya basını da çok farklı açılardan konuyu irdelemeye devam ediyor. 1973 Krizi ile bugünü ve petrol savaşlarının kazananı ve kaybedeni, Trump’ın siyasi tavrı, hepsi ameliyat masasına yatırılmış durumda… Le Monde Gazetesi de geniş haberleri ve yorumlarıyla konuyu derinliğine işleyen yayın organlarından biri.
1973 ile bugünü kıyaslayan bir başyazıya da orada rastladım.
***
1973 Petrol Krizi neydi?
Arap-İsrail Savaşı sırasında Arap petrol üreticilerinin İsrail’i destekleyen Batılı ülkelere (özellikle de ABD’ye) petrol ambargosu uygulaması ve üretimi kısmasıyla başlayan küresel ekonomik şoktu.
OPEC üyesi ülkeler de dünya petrol fiyatlarını yükselterek ülkelerine giren kaynakları artırmaya karar vermişlerdi.
Gelişmiş ülke sanayileri petrole bağımlı durumda olduğu için OPEC ülkelerinin önde gelen müşterileri durumundaydı.
Petrol fiyatları dört katına çıkmış, gelişmiş ülkelerde derin ekonomik durgunluk (stagflasyon) ve enerji kıtlığına yol açmıştı.
1973 yılında petrol fiyatlarındaki şaşkınlık verici artış ve 1973-74 döneminde borsanın çöküşü, 1929’dan sonra yaşanan en büyük küresel ekonomik kriz olarak tarihlere geçmişti.
***
Ancak bugün durum tabii ki 53 yıl öncesiyle aynı değil.
O zamanlar petrol, dünyanın enerji ihtiyacının neredeyse yarısını karşılıyordu ve ihracatçı Arap ülkelerinin uyguladığı ambargo, fiyatları birkaç ay içinde dört katına çıkarmıştı.
O dönemde net ithalatçı olan Amerika Birleşik Devletleri’nde, enflasyon ve sıfır büyümenin zehirli bir kombinasyonu olan stagflasyon tuzağı ekonomiyi kuşatırken benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmuştu.
Bu 53 yılda petrolün küresel enerji talebindeki payı %30’un altına düştü. Arz kaynakları çeşitlendi ve Ortadoğu’nun görece önemi azaldı. ABD, kaya petrolü devrimi sayesinde dünyanın önde gelen ham petrol üreticilerinden biri haline geldi.
Alternatif enerji kaynakları, devam eden iklim felaketine ilişkin artan farkındalıkla birlikte önemli ölçüde gelişme gösterdi. Küresel enerji harcamalarının üçte biri fosil yakıtlara giderken, güneş ve nükleer enerji ile elektrik şebekeleri artık iki kat fazla yatırım çekiyor.
***
Tüm bu radikal değişimlere rağmen 9 Mart günü ham petrol fiyatının varil başına 100 dolarlık psikolojik eşiği aşmasının yarattığı panik dalgasına bakınca petrolün küresel ekonomi üzerinde hâlâ müthiş bir etkiye sahip olduğu görülüyor.
Ayrıca küresel petrol tüketimi artan nüfusla birlikte 1970’lerin başından bu yana neredeyse iki katına çıktı. Fabrikaları çalıştırmak, elektrik üretmek ve evleri ısıtmak için kullanılan doğalgaz ise eskisinden çok daha önemli bir rol oynuyor.
Bu nedenlerle Hürmüz Boğazı’ndan geçen hidrokarbonlarda kısa süreli bir kesinti bile ekonomiyi olumsuz etkileyebiliyor. Yükselen enerji fiyatları, satın alma gücünü ve rekabet gücünü baltalıyor.
Bir diğer sonuç ise krizin Ukrayna’ya karşı agresif tutum sergileyen Rusya için bir fırsat olması ve petrol ihracatını ve gelirlerini artırmasına olanak sağlaması.
***
Kısacası ABD Başkanı, Ortadoğu’da bir çatışmayı tetiklemenin petrol fiyatlarının fırlamasına ve Amerikalıların benzin istasyonlarında daha fazla para harcamasına neden olacağını tahmin etmemiş gibi görünüyor. Bu, ara seçimlerin arifesinde yapılan ciddi bir hesap hatası olarak değerlendiriliyor.
Kasım ayında yapılacak ara seçimlerden sekiz ay önce petrol fiyatlarındaki keskin artış, yaşam maliyetini artırma tehdidi oluşturuyor ve bu durum ülke ekonomisi ve dolayısıyla Trump yönetimi için zararlı olarak algılanıyor.
Trump’ın siyasi bir hata yaptığı genel kabul görse ve özellikle fosil yakıtlara büyük ölçüde bağımlı sektörler için risk gerçek olsa da, Amerika Birleşik Devletleri’nin dünyanın önde gelen petrol üreticisi haline geldiğini ve varil başına yüksek fiyatın ülkeye bir şekilde fayda sağladığını söyleyenler de bulunuyor.
***
Büyük Amerikan petrol şirketleri mevcut krizden ne ölçüde faydalanıyor?
İlk bakışta durum onlar için elverişli görünüyor.
Dünyanın günlük petrol tüketiminin yaklaşık %20’si genellikle Körfez ülkelerinden, dolayısıyla Hürmüz Boğazı üzerinden akıyor ve bu boğaz şu anda kapalı. Bu durum Amerikan şirketlerine rekabet avantajı sağlayabilir.
Ancak, kârların önemli ölçüde artacağı beklentisine rağmen şirketlerin hisse senedi fiyatları neredeyse hiç değişmedi.
Petrol varil fiyatı ile büyük petrol şirketlerinin hisse fiyatları arasındaki bu kopukluğu nasıl açıklamalı?
Buna cevap olarak, piyasanın savaşı daha önceden “fiyatladığını” söyleyenler var. Onlara göre İran’daki savaş piyasalar tarafından geniş çapta bekleniyordu. Enerji sektörü, Wall Street’teki en geniş endeks olan S&P 500 içinde Ocak ayından bu yana güçlü bir büyüme (+%24,3) gösteren birkaç sektörden biri olmuştu.
***
Yatırımcılar için en önemli sorunlardan biri de ham petrol fiyatlarındaki yüksek oynaklık.
Örneğin, ABD gösterge petrolü olan Batı Teksas Ham Petrolü (WTI) 9 Mart Pazartesi günü 115 doların üzerine çıktıktan sonra 10 Mart Salı günü 83 dolara geriledi. Savaş öncesinde ise 65 dolardan işlem görüyordu.
Jeopolitik çalkantılara alışkın olsa da petrol endüstrisi kısa sürede yaşanan bu tür dramatik dalgalanmalara epeyce yabancı.
Böyle bir ortamda fiyatın 150 dolara geri dönüp dönmeyeceğini veya Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını beklerken istikrar kazanıp kazanmayacağını bilmek imkansız.
Bu nedenle petrol şirketleri üretimi artırmak veya son derece maliyetli yeni kuyular açmak konusunda acele etmiyorlar.
***
Analistler genellikle çatışmanın kısa süreceğini öngörüyor ama çatışmaların sona ermesinden sonra petrol fiyatlarında normale dönüşün birkaç hafta sürmesi bekleniyor.
Bankanın araştırma kolu olan JP Morgan Global Research, “petrol fiyatlarının 2026 yılının ilk yarısında yüksek kalma ve ikinci yarısında varil başına yaklaşık 60 dolarlık temel değerine geri dönme olasılığının bulunduğunu” söylüyor.
***
23 Mart’ta Houston’da açılacak küresel enerji konferansının başkanı Daniel Yergin, “Temelde bu, petrol piyasasında tarihteki en büyük aksama; bu ölçekte hiçbir şey daha önce yaşanmadı,” diyor. “Dünya bunun ne kadar ciddi olduğunu fark ediyor, ancak aynı zamanda yönetilebilir olduğunu, durumu ele almak için işbirliği mekanizmalarının mevcut olduğunu da görüyor.”
Uluslararası Enerji Ajansı üyesi ülkeler, üye devletlerin stratejik petrol rezervlerinden benzeri görülmemiş bir ölçekte yararlanmayı önerdi… Bunun da yakın gelecekteki dalgalanmaları yatıştırmaya yardımcı olacağı tahmin ediliyor.
G7 ülkelerinin koordineli tepkisinin de etkili olması bekleniyor.
***
Donald Trump ise petrol fiyatının mümkün olduğunca düşük kalması için çabalıyor.
Salı günü sosyal medya hesabı Truth Social’da yaptığı açıklamada, “İran Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışını engellemek için herhangi bir şey yaparsa, Amerika Birleşik Devletleri tarafından şimdiye kadar aldığı darbelerden YİRMİ KAT DAHA SERT bir şekilde vurulacaktır” diyerek İranlılara “ölüm, ateş ve öfke” sözü verdi.
***
Sonuç olarak, her şey Hürmüz Boğazı’na bağlı.
Boğazın tıkanması küresel petrol coğrafyasını ve her şeyden önemlisi fiyatını etkiliyor.
Savaşın akıbetinin pusulası Hürmüz Boğazı olarak görülmekte.

