Olivier Blanchard, makroekonomi, para politikası ve işsizlik alanlarındaki çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan çok önemli bir Fransız iktisatçı.
Paris Ekonomi Okulu’nun profesörü, ayrıca uzun yıllar Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) ders verdi.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) eski başekonomisti ve Washington D.C.’deki Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı.
Olup biteni değerlendiren çok uzun ve geniş kapsamlı bir röportajına rastlayınca ABD, Çin ve AB ilişkilerini değerlendiren bir bölümünü sizlerle paylaşmak istedim.
***
“ABD Başkanı Donald Trump’ın uyguladığı gümrük vergileri küresel ekonomi üzerinde önemli bir etki yarattı mı?
Donald Trump’ın küresel ekonomiyi etkilemesinin temel nedeni, belirsizlik ortamı yaratması.
O varken yarının ne getireceğini asla bilemezsiniz.
Gümrük vergilerine gelince, bunların ekonomik faaliyet üzerindeki doğrudan etkisi, birçok ekonomistin (ben de dahil) tahmin ettiğinden daha sınırlı oldu.
Bununla birlikte, büyük dolaylı etkileri oldu. Amerikan gümrük vergileri, Çin’i ihracatını Avrupa’ya ve gelişmekte olan ülkelere yönlendirmeye itti.
Bu atak, birçok ülkedeki çok sayıda sanayi sektörünü etkiledi ve bu etki devam edecek.”
Devam ediyor.
“Bu, ‘ikinci Çin şoku’ olarak adlandırılan şey mi?
Çin’in 2001’de Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesinin ardından yaşanan “2. Çin şoku” bu ve dolaylı olarak Donald Trump’tan kaynaklanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri bundan etkilenmeyebilir ancak Avrupa bunun en büyük yükünü çekiyor.
Nasıl tepki vermeliyiz?
En iyi ihtimalle, Avrupa Birliği ile Çin arasında ikili bir anlaşmaya ihtiyaç var. En kötü ihtimalle ise bu bir ticaret savaşıyla sonuçlanacak.
Ben ilk seçeneği tercih ediyorum.
Çinlilere bir fırsat sunmalıyız: Avrupa şirketleriyle ortak girişimler yoluyla Avrupa’da yerleşmek ve orada otomobil veya diğer malları üreterek istihdam yaratmak.
Çinli üreticiler, özellikle otomotiv sektöründe, artık Avrupa’daki işçilik maliyetleriyle rekabet edebilecek bir aşamaya ulaştılar.
Bu durum on yıl önce bile böyle değildi.
Bu nedenle, gümrük vergilerinden kaçınmak için böyle bir teklifi kabul edebilirler.
Avrupa, başlamakta olan büyük belirsizlik dönemini atlatmak için ne yapmalı?
Avrupa Birliği’ne dair olumlu bir vizyonu yeniden keşfetmemiz gerekiyor.
Washington’da kalsaydım, Amerika Birleşik Devletleri konusunda çok karamsar olurdum diye düşünüyorum.
Oysa Avrupa’da umutlanmak için nedenler var gibi görünüyor.
Donald Trump ve Vladimir Putin, kıtamızı bir blok olarak düşünmemizi sağladılar.
İçsel bir bakış açısıyla, bizi birleştiren noktalarda anlaşmalı ve ilerlemeye çalışmalıyız… Dışsal bir bakış açısıyla ise Avrupa’nın Amerika Birleşik Devletleri ve Çin kadar güçlü bir ekonomik güç olduğunu aklımızda tutmalıyız.
Amerika Birleşik Devletleri dünyayı “G2” olarak görüyor: Çin ve kendisi.
Bana kalırsa, Avrupa’yı üçüncü süper güç rolünde olduğu bir G3 olarak düşünmek son derece mantıklı.
Elbette, iç siyasi zorluklar yaşıyoruz. Eski Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ile anlaşmazlıklar oldu ve 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Fransa ile de benzer sorunlarla karşılaşmamız imkansız değil.
Bu nedenle, bazı üyelerin Birlik’i baltalamaya çalıştığı durumlarda bile işleyen esnek bir sisteme ihtiyacımız var.
Bu, Ukrayna’ya verilen krediyi ciddi şekilde zorlaştıran oybirliği kuralının yeniden gözden geçirilmesini ve çeşitli konularda, birkaç ülkenin diğerlerini beklemeden belirli konularda ilerlemesine olanak tanıyan, gönüllüler koalisyonu fikrinin uygulanmasını gerektiriyor.
Son olarak, ideal olmaktan çok uzak olan Brüksel’in yönetimini reforme etmemiz ve Avrupa savunmasının ana hatlarını hazırlamamız lazım.
Bunların hepsi, eski Avrupa Ticaret Komiseri Pascal Lamy, eski İtalyan Başbakanı Enrico Letta ve ekonomist Beatrice Weder di Mauro ile birlikte “Avrupa 2050” projesi çerçevesinde üzerinde çalıştığım projeler.
Avrupa’yı Çin veya Amerika Birleşik Devletleri ile rekabet edebilecek bir güç haline getirmek için bir fırsat penceresi olduğuna inanıyoruz.
Günümüzde, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde, büyüme yapay zekâ tarafından yönlendiriliyor. Yapay zekâ, mevcut ekonomik krizi aşmaya yardımcı olabilir mi yoksa yol açacağı iş kayıplarıyla sosyal ve ekonomik zararı daha da mı artıracak?
Yapay zekâ, belirsizliğin ek bir kaynağıdır.
Daha güçlü büyüme beklentileri sunarken, aynı zamanda önemli riskler de taşımaktadır.
Şu anda insanlar tarafından yapılan birçok görevi devralacaktır.
En büyük soru, bunun istihdama nasıl yansıyacağıdır.
Hepimiz daha üretken mi olacağız yoksa birçoğumuz geride mi kalacak?
Birçok ekonomist bu konular üzerinde çalışıyor, ben çalışmıyorum, ancak şu an için net bir eğilim ortaya çıkmıyor.
En iyimser senaryoda, işsizlik oranının kötüleşmemesiyle birlikte %1 veya %2’lik ek bir büyüme görünüyor.
Ancak buna güvenmek tehlikeli olur.
Günümüzün en önemli ekonomi politika sorularından biri, yapay zekânın düzenlenmesidir.”
Amerika Birleşik Devletleri ulusal veya küresel düzenlemeleri reddetmeye devam ederse, Avrupa teknolojik uçurumu daha da genişletmeden bu düzenlemeleri kurabilir mi?
Cevap çok önemli, ancak kolay değil.

