NATO veya Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü… 1949 yılında kurulan uluslararası askeri ve siyasi bir savunma ittifakı. Üye ülkelerin güvenliğini ortaklaşa sağlamayı amaçlayan bu yapı, 2026 yılı itibarıyla 32 üyeye sahip.
“Bir üyeye yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış” olarak kabul eden kolektif savunma prensibine dayanıyor. Ancak artık Avrupalılar da bu prensibin işlerlikte olup olmadığı konusunda endişeler gittikçe artıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Eski Kıta’ya yönelik bir saldırı durumunda müttefiklerini savunmak için müdahale eder mi?
Bu sorunun cevabı artık eskisi kadar net değil.
***
Trump’ın rutin faaliyetlerinden biri de neredeyse her ay Atlantik İttifakı’na adeta yeni bir yumruk savurmak.
Gayet normal bir iş yapıyormuş gibi müttefik ülke Danimarka’nın toprağı olan Grönland’ı işgal etmeyi düşündüğünü söyleyen de o… NATO’yu “kağıttan kaplan” olarak nitelendirip ittifaktan çekilme tehdidinde bulunan da o… İran’daki savaşında Avrupalılar tarafından desteklenmediği için öfkelenen de o…
En son bir yumruk daha savurarak Almanya’daki 5 bin Amerikan askerini çekeceğini açıkladı.
Belli ki öfkesi bununla yatışmadı, Rus topraklarındaki hedeflere ulaşabilen “derin darbe” füze fırlatma sistemlerinin Alman topraklarında konuşlandırılmasını da askıya aldığı bildirildi.
“Güvene” dayandığı söylenen NATO İttifakında şimdilerde güven yerlerde sürünmekte… Avrupalı liderler, topraklarına yönelik bir saldırı durumunda Amerikan müdahalesinin olasılığından giderek daha fazla şüphe duyuyorlar.
Bu yeni bağlamda seçeneklerini değerlendirmek zorunda olduklarını da biliyorlar.
***
Tabii ki Avrupa’da hiç kimse Amerikan desteğinden mahrum kalmak istemiyor. Çünkü bu olası durum, Avrupalıları Rusya’ya karşı caydırıcılık imkanlarından mahrum bırakacak. Avrupa’nın riskini ağırlaştıracak. Caydırıcılık açığını büyütecek.
Nitekim 2025 yılında Lahey’de, Avrupalı liderler, Donald Trump’ın sürekli olarak Washington’ın Avrupa kıtasının savunmasını finanse ettiği yönündeki eleştirilerine yanıt olarak, askeri harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılalarının %3,5’ine çıkarmayı kabul ettiler.
Hatta bazı ülkeler Beyaz Saray’ın gözüne girmek için Amerika Birleşik Devletleri’nden önemli silah tedarik programları açıkladı.
Ancak gel gör ki Amerikan sanayisi İran’a yapılan saldırının ardından ABD cephaneliklerini yenilemeye öncelik verdiği için bu siparişlerin teslimatı süresiz olarak ertelendi.
***
4 Mayıs Pazartesi günü Ermenistan’ın Erivan kentinde düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi’nde de en çok bu konunun konuşulduğu yazılıp söylendi.
Örneğin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ermenistan’ın başkentinde yaptığı açıklamada, “Bugün, savunma ve güvenlik konularında Amerika Birleşik Devletleri’nin sunduğu korumaya aşırı bağımlılığımızın bedelini ödüyoruz” dedi.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de “Liderler arasındaki tüm temaslarımdan anladığıma göre, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen mesajı çok iyi anladılar, açık ve net bir şekilde aldılar,” dedi.
***
Avrupa hararetle savunma konusunda neler yapabileceğini arıyor.
Birkaç aydır Avrupa orduları NATO’nun ana askeri tatbikatlarına öncülük ediyor ve bu da Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi taahhüdünü azaltmasına olanak sağlıyor.
Benzer şekilde, Avrupalı subaylar, Amerikan subaylarının yerini alarak İttifak içindeki çeşitli operasyonel komuta merkezlerinin sorumluluğunu üstlenecekler.
Yerel seçimlerde görülmemiş bir yenilgi alan ve koltuğunu koruyamayacağı anlaşılan İngiliz Başbakanı Keir Starmer, “NATO içindeki Avrupa boyutunu şüphesiz güçlendirmeliyiz,” derken… Paris tarafından uzun zamandır savunulan İttifak’ın “Avrupa ayağının” güçlendirilmesi fikri, Berlin, Londra, Lahey ve Stockholm dahil olmak üzere birçok müttefik tarafından da paylaşılıyor.
Avrupalılar, Amerikalıların İttifak’ın nükleer kalkanından sorumlu olması karşılığında, konvansiyonel savunmalarından sorumlu olma yönündeki Amerikan talebine uymayı tartışmasız kabul ediyorlar.
***
7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da NATO zirvesi yapılacak.
Bu zirve kritik bir öneme sahip.
Avrupalı müttefikler de harıl harıl Ankara’da yapılacak NATO zirvesine hazırlanıyorlar. Çünkü bu zirvenin amacı, kısa ve orta vadede, konvansiyonel savunma yükünün ABD’den Avrupa müttefiklerine “devredilmesini” sağlamlaştırmak.
Avrupa başkentleri, ABD’nin kaynaklarını diğer operasyon alanlarına yönlendirmesine olanak sağlamak için İttifak’a hangi alternatifleri sunabileceklerini belirlemeye çalışıyorlar.
Uzmanlara göre birkaç yıl içinde, NATO’daki Avrupa devletlerinin sahip olduğu konvansiyonel askeri kapasite önemli ölçüde artacak. Bugün %30-40 olan seviyeden %80’e kadar yükselecek.
***
Avrupalılar, şu anda yalnızca ABD ordusu tarafından sağlanan ulaşım, havada yakıt ikmali ve uydu istihbaratı gibi bazı ekipman ve hizmetleri edinmek için mali kaynak yaratmada yol almış görünüyorlar.
Ancak “daha Avrupalılaşmış bir NATO,” Avrupalılar tarafından kontrol edilen bir kolektif savunma örgütüne dönüşmeyecek.
Donald Trump’ın ölçüsüz açıklamalarına rağmen Amerika Birleşik Devletleri, hâlâ en önemli komuta pozisyonlarını, özellikle de Yüksek Müttefik Komutanlığı pozisyonunu elinde tutmayı önemsediğini vurgulamakta.
Ancak Trump gibi biriyle geleceğe ait keskin ve kesin öneriler yapmak mümkün değil… Taban tabana zıt yorumlara, bilgilere rastlamaksa mümkün.
“NATO, Amerikan DNA’sına sahip bir kolektif savunma örgütüdür ve öyle kalacaktır. Stratejik, operasyonel ve endüstriyel olarak, daha iyi donanımlı Avrupalılarla birlikte bir Amerikan örgütü olacaktır. Ancak daha özerk bir örgüt olmayacaktır,” diyen de var…
“Donald Trump’ın öngörülemezliği Avrupalıları güvenlikleri için bir B planı geliştirmeye zorluyor. Daha az Amerikan desteğiyle, hatta onsuz bile kendilerini savunmak için örgütlenmeye başlamalılar. Bu tür senaryolara hazırlanmak Amerikan karşıtı bir refleks değil, Avrupalılar için bir görevdir,” diyen de…
Hatta Wall Street Journal’a göre Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Polonya, İskandinav ülkeleri ve Kanada arasında, Amerika’nın NATO’dan olası çekilmesine hazırlık amacıyla gayri resmi görüşmeler başladı bile.
***
Tartışılan bir diğer konu da Trump’ın siyasal geleceği… Hatta Trump’ın ABD’yi topyekün temsil edip etmediği…
Tabii ki Donald Trump’ın Atlantik İttifakı’na yönelik gelecekteki tutumu, Avrupa özerkliği hakkındaki bu tartışmaların devam edip etmeyeceğini veya hızlanıp hızlanmayacağını belirleyecek.
Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nde, Cumhuriyetçi başkanın düşmanca tavrına rağmen, Kongre’deki birçok kişi ve çok sayıda düşünce kuruluşu, Amerika Birleşik Devletleri’nin ne pahasına olursa olsun NATO’da kalması gerektiğini savunuyor.
Örneğin, ABD’nin eski Moskova Büyükelçisi Michael McFaul’a göre, “Büyük güç rekabetinin bu yeni çağında rekabetçi olmak için Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO’ya ihtiyacı var. Pragmatik liderler, NATO’yu dağıtmak yerine reform yaparak ve güçlendirerek öncülük etmelidir.”
***
Ancak savunma konularının eskisi gibi olmayacağı açık… Trump büyük bir değişimin ateşini çoktan yakmış bulunmakta.
Daha bağımsız hale gelmek için müttefikler, son yıllarda, kademeli olarak temellerini attıkları yapıları daha da güçlendirme çabasındalar.
Birleşik Krallık 2014’ten beri, çoğunlukla Kuzey Avrupa’dan olmak üzere yaklaşık on ülkeyle Ortak Kuvvet (JEF) kurmuştu. Bu yapı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasının ardından sırasıyla 2023 ve 2024 yıllarında İttifaka katılan Finlandiya ve İsveç ile daha iyi koordinasyon sağladı.
29 Nisan’da İngiliz Kraliyet Donanması Kurmay Başkanı General Gwyn Jenkins de, JEF modeline benzer şekilde, “Kuzey Avrupa ve Kuzey bölgelerini savunmakla görevli, Birleşik Krallık liderliğinde çok uluslu bir deniz gücü olan Kuzey donanmaları arasında yeni bir ortaklık” kurulacağını duyurdu.
Buna paralel olarak, 2024’ten beri Fransa ve Birleşik Krallık, NATO dışında veya NATO ile işbirliği içinde faaliyet gösteren, istekli ülkelerden oluşan geçici koalisyonlar kuruyor.
Emmanuel Macron tarafından dile getirilen “Avrupa Güvenlik Konseyi” veya Ukrayna da dahil olmak üzere istekli Avrupa ülkelerine açık bir “Savunma Birliği” gibi başka fikirler de tedavülde…
Avrupalıların Amerikalılar olmadan NATO içinde bir strateji belirlemek üzere bir araya gelmelerinin şart olduğunu savunan fikirler de güçleniyor.
Ancak soruların bini bir para…
Bu organlar hem ABD’den hem de NATO’dan bağımsız olacak ve Avrupa’da savunma karar alma süreçlerini kolaylaştıracak ve hızlandıracak mı?
Avrupalıların yeni savunma girişimleri NATO’ya alternatif haline gelirse, katılımcı devletler ne yapacak, örneğin NATO’da kalmak isteyecek mi?
***
Dünya derin değişimler yaşıyor…
Savunma konseptleri de değişiyor.

