Çernobil nükleer felaketi, 26 Nisan 1986 tarihinde, o dönem Sovyetler Birliği’ne bağlı olan Ukrayna’nın Pripyat şehrinin yakınlarındaki Çernobil Nükleer Santrali’nde meydana geldi.
Sabahın erken saatlerinde, 4 numaralı reaktörde yapılan bir test sırasında hem tasarım hataları, hem de insan hatası sonucu gerçekleşen patlama, hala nükleer enerji tarihindeki en büyük felaket olarak kabul edilir.
Ukranya’daki Çernobil Müzesi’ni gezdiğimde kanım donmuştu. Kapalı toplumun insan hayatını yok sayarak felaket üreten melanetli yapısına şahit olmuştum.
Bir hafta önce, Çernobil Felaketi’nin 40. yıldönümünde
Le Monde gazetesi bölgeye bir muhabir gönderdi ve nükleer enerjiyle ilgili geniş bir yazı yayınladı.
***
2011 yılında da Japonya’daki Fukuşima Nükleer Santralindeki reaktörler patlayınca, yeryüzündeki nükleer enerji projeleri adeta rafa kaldırıldı.
Ancak 2024’te hava değişmeye başladı… Çünkü yapay zekâ hayatımıza girdi… Yapay zeka görülmemiş boyutlarda enerji yiyen küresel bir ejderha gibiydi.
Dünyanın enerjiye ihtiyacı geometrik olarak artacaktı.
O zaman şu soru ortaya çıktı: İklimi ısıtan gazların üretimini artırmadan bu yüksek talep nasıl karşılanabilirdi?
Çare önerisi Microsoft’un kurucusu Bill Gates’ten geldi. Ona göre nükleer enerji bu ihtiyacı karşılamanın anahtarıydı.
Dünyaya tehdit oluşturmayacak yeni bir nükleer enerji teknolojisi için kolları sıvadı. “Natrium” adı verilen sodyum soğutmalı yeni bir reaktör türü tasarlamak için yüzlerce mühendis görevlendirdi.
***
Bu yeni reaktör, Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa’da kurulu “basınçlı su” reaktörlerine göre birçok avantaja sahipti: Üç kat daha küçüktü ve daha yüksek sıcaklıkta ancak daha düşük basınç altında çalışıyordu. Bu da patlamaları ve kontrolsüz reaksiyonları önlemeye yardımcı oluyordu.
Bir depolama sistemi aracılığıyla elektrik üretimini kontrol etmek mümkün oluyordu, bu da reaktörün kapasitesini 350 megavattan 500 megavata çıkarıyor ve daha az yüksek radyoaktif atık üretiyordu.
Gates bu projeye inanmakla kalmadı, Haziran 2024’te Wyoming’deki Kemmerer’de temeli atılan bir nükleer santrale 1 milyar dolar yatırım yaptı.
Bu projenin toplam maliyeti 4 milyar dolar olacak ve bu tutar, Gates’in şirketiyle ABD Enerji Bakanlığı tarafından eşit olarak finanse edilecek.
***
Gates’in 2008 yılında kurduğu TerraPower Şirketi tarafından tasarlanan yeni tesis, geleneksel füzyon nükleer santrallerinden hem daha küçük hem de reaktör çekirdeğini soğutmak için su yerine sodyum kullanacağı için daha güvenli olacak.
Buradaki sihirli formül “su yerine sodyum” kullanılacak olması…
Çünkü sodyumun kaynama noktası 883 derece civarında. Sodyumun kaynama noktası sudan çok daha yüksek olduğu için sistem yüksek basınç altında çalışmak zorunda kalmıyor ve patlama riskini yok düzeyine indiriyor.
Ayrıca elektrik kesilse bile reaktör, yerçekimi ve doğal ısı yayılımı gibi fiziksel yasalarla, insan müdahalesi gerekmeden kendi kendini soğutabiliyor.
Kısacası belayı minimalize etmiş çok yeni bir teknoloji söz konusu.
***
Santral bozulursa kendi kendine soğuyor… Bill Gates bunun nasıl olacağını 2024 Haziranı’nda tesisin temel atma töreninde şöyle açıkladı:
“Bu reaktörde yüksek basınç yok. Dışarı çıkmaya çalışan hiçbir şey yok. Su, ısıtıldığında yüksek basınç oluşturuyor. Burada yüksek basınç yok, güvenliği garanti altına almak için karmaşık sistemlere de gerek yok.“
***
Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde sivil nükleer enerjiye yönelik hummalı bir yarış sürüyor. Devletin yanısıra teknoloji devleri tarafından da desteklenen ve ulusal bir dava haline gelen nükleer enerjinin yeniden canlandırılması, çok sayıda proje ve yeniliğin konusu oldu.
Projeler çok sayıda, ancak bu reaktörlerden hiçbiri henüz inşa edilip test edilmedi. Bu görev, kısmen Enerji Bakanlığı’na ve ünlü Yellowstone Milli Parkı’nın güneybatısındaki Idaho çöl platolarında bulunan Idaho Ulusal Laboratuvarı’na düşüyor.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra burada devasa bir sivil reaktör test merkezi kurulmuştu. Araştırmacılar, ihtiyatlı davranarak bu tür deneyleri herhangi bir yerleşim yerinden uzakta yapmanın en iyisi olduğuna karar vermişlerdi.
2.300 kilometrekarelik alan, Paris’in yirmi katından daha büyük. Burası, bölgeye gidenlere hâlâ ürkütücü görünüyor ama bu konuda toplumsal algı olumlu ve genel kanaat “Amerika’nın nükleer rönesansını kutladığı” yolunda.
“Nükleer rönesans” artık ulusal bir dava haline gelmiş durumda. Süreç hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından destekleniyor.
***
23 Mayıs’ta Donald Trump, nükleer üretimi 2050 yılına kadar dört katına çıkarmayı hedefleyen dört başkanlık kararnamesi imzaladı.
Çok farklı ve yeni bir Rönesans başlıyor gibi görünüyor.
Başarılı olursa sadece Amerika’yı değil bütün dünyayı etkileyecek… Belki de yeni bir üretim biçiminin kapısını açacak.

