Bilindiği üzere, 2020’li yılların başından bu yana dünyada önce COVID-19, sonra bölgesel krizler ve savaşlar dünya ticaretini ciddi şekilde yavaşlatmıştır. Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) öncesinde %5’ler seviyesinde öngördüğü ticaret artışı, %1’ler seviyesine geri çekilmiştir. Bazı büyük ticaret öncüsü ülkelerde ihracat artışı %0,5’lerin altına düşmüş; Almanya, ihracat artışını ancak %0,2 seviyelerinde koruyabilmiştir. Türkiye’de ise Nisan 2026 aylık ihracat artışımız, son zamanların en yüksek oranıyla %22,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bölgemizde yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen yaşanan bu önemli artış oranı, üzerinde dikkatle durulması gereken ciddi bir başarı olup ısrarla devamı üzerinde durulmalıdır.
DTÖ verilerine göre dünya ticareti yavaşlarken dünyada ticaretin arttığı önemli kıta, Afrika olarak işaret edilmektedir. Diğer bölgesel krizlerin yanı sıra 28 Şubat tarihinden bu yana devam eden ABD-İsrail-İran savaşı; özellikle de dünya enerji vanası konumundaki Hürmüz Boğazı’nın çift taraflı işgali, dünya ticaretini durma noktasına getirmiştir. Enerji arzının ciddi anlamda daralması, enerji fiyatlarındaki istikrarsızlık ve aşırı dalgalanmalar; sadece ekonomileri değil iş dünyasını ve iş camiasının hareketliliğini de önemli ölçüde kısıtlamıştır. Yakıt krizi nedeniyle birçok hava yolu firması yavaş yavaş oyun dışına çıkmaya başlamıştır. En kayda değer sonuç ise dünya ticaretindeki hissedilir gerileme ve takibi zorlaşan fiyat artışları, yani genel enflasyondur.
Bu olumsuzlukların her geçen gün daha yüksek seviyelerde tezahür ettiği süreçte DTÖ’nün tüm dikkatleri üzerine çektiği Afrika’da, dünya ticaret öncüleri arasında ciddi bir GV (Gümrük Vergisi) mücadelesi sessiz sedasız ama yüksek bir şiddette devam etmektedir. ABD, içeride ekonomiyi istikrara kavuşturmak ve borçlarını dengeleyebilmek için Başkan Trump aracılığıyla şiddetli bir GV mücadelesi yürütürken bir yandan bütün gücüyle Körfez’de İran’la savaşmakta; ama aynı süreçte, gözlerden uzak bir GV muafiyet mücadelesi yürütmektedir. ABD Başkanı Trump’ın uyguladığı değişken ilave GV oranları ticaret öncülerini istikrarsızlığa zorlarken Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA) ile Afrika’ya özel muafiyetler tanımıştır. Eylül 2025 sonunda sona eren yasanın geçerliliği; geçtiğimiz şubat ayında, geriye dönük ve 31 Aralık 2026’ya kadar uzatılmıştır.
Ayrıca dünya ticaret lideri Çin; ABD’nin Afrika’ya yönelik girişimlerini karşılıksız bırakmayıp kıtaya özel ilgi gösterdiğini ve münhasıran Afrika’ya yönelik özel strateji uyguladığını ortaya koymuştur. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping; Halk Meclisi’nde, 24 Nisan 2025 tarihinde tüm Afrika ülkeleri için ithalatta uyguladığı GV oranlarını 1 Mayıs Cuma’dan itibaren sıfırladığını ilan etmiştir.
Her ne kadar bu karar Afrika lehine alınmış gibi görünse de karar, Çin’in kendi ihtiyaçları doğrultusunda Afrika’dan daha ucuz ham madde temini politikasının bir aracı olarak değerlendirilebilmekle beraber; Afrika ülkelerinin Çin’e yönelik ihracatını artırmaya imkân tanıyacak bir teşvik unsuru olarak da görmek mümkündür. Bu yaklaşımla Pekin, Washington’un Nisan 2025’te başlattığı Afrika kıtasına yönelik yaklaşık otuz Afrika ülkesi arasındaki tercihli GV’siz ticaret anlaşmasına bir reaksiyon ve kıtanın önde gelen ekonomik ortağı olma konumunu güçlendirme yaklaşımı olarak da görülebilir. Nitekim Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, “sıfır tarife” politikasının “Afrika’nın kalkınması için yeni fırsatlar sunacağını” söylemişse de Afrika’nın Çin’le ticaretinin Çin lehine kapatılması zor, büyük bir açık verdiği dikkatten uzak değildir.
Doğu Afrika’nın nispeten ekonomik çeşitliliğe sahip güçlü ülkesi Kenya’nın; çay, kahve, çiçek ve hatta kuruyemiş gibi ekonomisinin temel direği konumundaki tarım ürünlerinin Çin pazarı açısından büyük fırsatlar sunduğu, Çin otoriteleri tarafından dile getirilen önemli bir yaklaşım olarak değerlendirilmekle birlikte; Afrikalı tarım ürünleri ihracatçılarının, Çin’in uygulamaya aldığı GV muafiyetinden en çok faydalanan kesim olabileceği ve Çin pazarında önemli pay edinme imkânının önünün açılabileceği belirtilmektedir. Münhasıran susam, avokado veya kahve gibi ürünlerde GV’lerin tamamen sıfırlanması, Afrika lehine önemli sonuçları beraberinde getirebilecektir.
GV muafiyetinin; Çin’in zaten önemli bir tedarikçisi olan Angola veya Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi büyük petrol ve mineral üreticilerinin Çin’deki varlık ve etkinliğini önemli ölçüde güçlendirme imkânı oluşturacağı; Pekin’in yıllardır istikrarlı bir şekilde Afrika menşeli ürünler için GV oranlarını aşamalı olarak düşürerek kıtanın en yoksul ülkelerinden 30’unun Çin piyasasına zaten GV’siz girme imkânı sağladığı ve bu suretle kendi ihracat imkânlarını katlayarak Afrika kıtasının en önemli ticaret ortağı haline geldiği görülmektedir. Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS)’in 2025 verilerine göre Çin’in Afrika ile ticaret hacmi 348 milyar dolar seviyesine ulaşmış bulunmaktadır.
Afrika’nın Çin’e yönelik ihracatının 2/3’ten fazla bir bölümü zaten pazara GV’siz girdiği, kalan az bir bölümünün ise %5’in altında önemsiz vergiye tabi olduğu; yeni kararla, “0” GV oranının 50’nin üzerinde ülkeye yaygınlaştırılmasının aslında mevcut durumun ilanı olduğu gözlenmektedir.
Ancak Afrika ülkelerinin Çin’e ihracatlarını kısıtlayan lojistik darboğazı, idari mekanizmaların farklılığı, ürün kalitesi ve tüketim alışkanlık farklılığı önemli bir engel olarak ortaya çıkmaktadır. Afrika için sanayi çeşitlendirmesi olmadan GV’lerin “0”lanması, Çin lehine asimetrik bir ticaret modelini zorlayacak gibi görünmektedir. Çin’e yönelik Afrika menşeli ürün ihracatı hacim olarak artabilecek gibi görünse de Afrika’da yapısal dönüşüm olmadan uygulama, Çin ürünlerinin Afrika pazarındaki hacminin artışı olarak yansıyabilecektir. Dolayısıyla bu yeni sürecin kazananının da Afrika değil, Çin olduğu söylenebilir.
Çin’in kıtanın önde gelen ekonomik ortağı olma statüsünün giderek pekişeceği gibi kritik ham madde tedarikini de güvence altına almanın yanı sıra Afrika ekonomik ekosistemindeki varlığını daha da güçlendirebileceği gözlenmektedir. Bir başka ifadeyle Afrika, “Çin-Amerikan” ticaret rekabetinin yeni merkezi olma konumundadır.
Diğer taraftan önemli bir başka husus ise son on beş yılda Çin’in Afrika’da geniş altyapı yatırımı ve etki programı olan “Yeni İpek Yolları” kapsamında Afrika genelinde yollar, limanlar, gökdelenler ve kamu binaları inşa ediyor olmasıdır. Kıta genelinde ABD tarafından Lobito Koridoru, Kongo ve Zambiya madenlerinin Atlantik Okyanusu’nda Angola kıyılarına bağlanması amaçlı büyük demiryolu projelerinin finanse edilmesi faaliyetleri ile Çin’in stratejik bir proje olarak “Afrika bakır kuşağını Hint Okyanusu’ndaki Tanzanya kıyılarına bağlayan rakip demiryolu hattını (Tazara Projesi) yenilemesi”, bölgede üstünlük elde etme ve rekabet projeleri olarak değerlendirilmektedir.
Esas olarak tüm bu kıyasıya mücadelede; daha mütevazı ancak insani değerleri öncelikleyen dış politika yaklaşımıyla Türkiye’nin kıtada Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu özel “Afrika Stratejisi”, kazan-kazan anlayışına dayalı karşılıklı ilişkilerin bire bir göz hizası ve diz dize yaklaşımıyla, kısıtlı imkânlarla çok daha büyük gelişme ve imkânların elde edilmesinin mümkün olduğunu mevcut ilişkilerden ortaya koymaktadır.
Ayrıca önümüzdeki 17-18 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek “Uluslararası İnşaat Zirvesi Türkiye-2026” etkinliğinin, tüm ülkeler açısından olduğu gibi özellikle bu alanda çok bakir olan Afrika için de karşılıklı büyük imkânlar sunabileceğinin ilgili kesimlerimiz tarafından dikkatle değerlendirildiği düşünülmektedir. Organizatör kurum Türkiye Müteahhitler Birliği başta olmak üzere, ilgili tüm kurumlarımız ve müteahhitlerimizin bu büyük fırsata özel önem atfetmeleri; bölgede yaşanan savaşta yıpranan Körfez’in yeniden yapılanmasının yanı sıra müteahhitlik sektörümüz ve ihracatımız açısından yeni imkânları beraberinde getirebilecek nitelikte olup Türkiye’yi Afrika’da rekabet halindeki ABD’nin de Çin’in de önüne çıkarabilecek kabiliyete sahiptir.

