Soru ne?
“Ne tür bir demokrasi istiyoruz?”
Ya cevap:
“Tüm araştırmalar, vatandaşların, hatta umutsuz ve şüpheci olanların bile, demokratik ilkelere bağlı olduğunu ve daha verimli, daha adil ve daha temsili bir siyasi sistem kurmak için kurumları reforme etme fikrini desteklediğini gösteriyor.
Özellikle parlamenter arenada zaman zaman tartışılan bu özlemler, siyasi oyunun doğası ve ortak iyiliğin önüne geçme eğiliminde olan seçim kaygıları nedeniyle gerçekleşmekte zorlanıyor:
En kararlı demokratlar bile, günümüzün seçilmiş yetkilileri, seçimlerini mümkün kılan sistemi reforme etmek için en uygun konumda değiller.”
Ya çare:
“İşte bu yüzden bizler – sivil toplum üyeleri ve akademisyenler – bu sonbaharda demokrasi için bir yurttaşlar kongresi düzenliyoruz; amacımız bu kongreden Türk halkı ile siyasi temsilcileri arasındaki kopuk bağı onaracak çözümlerin ortaya çıkmasıdır.”
Nasıl bir kongre?
“Bu kongre birçok açıdan özgün olacaktır.
…Bu girişim, siyasi bir yetkiden kaynaklanmamakta olup tek amacı, vatandaşların demokrasiye yönelik özlemlerini karşılamaya en uygun önerileri teşvik etmektir.
Tasarladığımız kongre, biçim olarak da özgündür.
Türkiye toplumunu kolektif olarak temsil eden rastgele seçilmiş vatandaşları, seçilmiş yetkilileri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getireceğiz; hepsi de demokratik yenilenme projesinin paydaşları olacaklar.
(…)
Temsilciler ve vatandaşlar arasındaki bağın yeniden kurulmasının, bu farklı grupların birbirlerini anlama, diyalog kurma ve Demokrasi için Vatandaşlar Konvansiyonu’nun deneysel çerçevesi içinde müzakere etme yeteneklerine bağlı olduğuna inanıyoruz.
Muğla’da bir araya gelecek olan katılımcılar, kurumsal işleyiş konusunda önde gelen uzmanlarla birkaç hafta sürecek bir eğitim alacaklar.
Reform önerileri üzerinde görüş alışverişinde bulunacak ve bunları formüle edecekler.
Bu öneriler, Ocak 2027’de tüm başkan adaylarına sunulacak.
Amacımız, bu önerilerin seçim kampanyası sırasında tartışılması ve çoğunun oylamadan sonra kabul edilip uygulanmasıdır.”
***
Buna neden ihtiyaç duyuldu?
“Görev süresi sona eren cumhurbaşkanlığı dönemi, Türk siyasi sisteminin tükenmişliğini ortaya koyuyor.
Vatandaşlar ve siyasi sınıfları arasındaki kopukluk tam anlamıyla hissediliyor.
Yeni olmamakla birlikte, demokrasi krizi şimdi eşi benzeri görülmemiş bir boyut kazanıyor. Dilekçe verseler, gösteri yapsalar veya oy kullansalar da, Türkler dinlenmediklerini, hatta duyulmadıklarını hissediyorlar.
Kurumsal dünyaya dair algıları, en iyi ihtimalle hayal kırıklığına ve çeşitli kaçınma biçimlerine yol açıyor.”
***
“Ulusal Mecliste seçilmiş yetkililerin yetersiz temsili ve siyasi yaşamın vahşileştirilmesi, zaten belirgin olan halk güvensizliğini daha da kötüleştiriyor.
Türkler, anlaşılması güç, hatta tehdit edici olarak algılanan kurumsal siyasetten uzaklaşıyor; özellikle gençler ve en savunmasız kesimler arasında oy kullanmaktan kaçınma artıyor; güçsüzlük duygusuyla beslenen kayıtsızlık da artıyor ve bu durum, öfke kadar olmasa da, halka daha fazla zarar veriyor.
Dahası, sadece bir cephe gibi görünen bir demokrasi deneyimi, rejimin temellerini tehdit eden otoriter özlemleri besliyor.”
***
“Güvenin nasıl yeniden sağlanacağına dair birçok tartışma var.
Kimileri, Cumhuriyeti demokratikleştirmenin, Anayasayı yeniden yazmanın ve güçler dengesini gözden geçirerek Parlamentoya veya tam tersine Cumhurbaşkanına daha fazla ağırlık vermenin gerekli olacağına inanıyor.
Kimileri oy verme yöntemlerinin değiştirilmesi, yeni bir seçim sisteminin getirilmesi veya orantılı temsil unsurunun eklenmesi gerektiğine inanırken; kimileri de vatandaşların referandumlar veya daha katılımcı bir demokrasi yoluyla daha fazla görüşlerinin alınması gerektiğine, sistemin çıkarların daha adil bir şekilde temsil edilmesini sağlayacak şekilde reforme edilmesi gerektiğine inanmaktadır.
Bu tartışmalar bazen çelişkili, genellikle teknik ve esasen en bilgili kişilere yönelik gibi görünmektedir; oysa bizim görüşümüze göre herkesi ilgilendirmelidir.”
***
“Amacımız, hangi kurumsal reform konularına öncelik vereceğimize kendi aramızda karar vermek değil.
Öne süreceğimiz bir programımız, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra uygulanmasını istediğimiz hazır bir anayasa projemiz yok.
Ancak, bu konuları kamuoyu tartışmasının merkezine yerleştirmenin acil olduğuna ve 2027 seçim döngüsünün demokrasinin geleceğini ve nasıl korunacağını ciddi ve kolektif bir şekilde tartışmak için eşsiz bir fırsat sunduğuna inanıyoruz.”
***
Yukardaki 1 Temmuz tarihli deklarasyon birçok Fransız akademisyen ve sivil toplum örgütü yöneticisine ait.
Ben bu karmaşık çağda ülkeler, halklar ve siyasetçiler arasındaki benzerliği vurgulamak için bildirideki “Fransızlar” kelimesini “Türkler” yaptım. Bir de Lille kentini Muğla olarak değiştirdim.
Şikayetler, endişeler, umutsuzluklar ve umutlar birbirine benzemeye başladı.
Her yerde siyaset kurumunda ciddi sorunlar var. Eski alışkanlıklarından kurtulamayan siyaset kurumu artık 21. yüzyılda dertlere çare olmuyor. Halktan tamamen koparak kendi içinde avara kasnak döner gibi…
Üstelik bizdeki sadece halktan kopmadı, ağır şekilde kirlendi. İktidar da muhalefet de bu fecaati duymak istemiyor.
***
Fransa’daki bu girişim Türkiye’ye de örnek olur mu?
Buna cevap vermek zor.
Ama Fransa kendi dertlerine, siyaset kurumunun çıkmazlarına çare ararken Türkiye’nin de benzer bir arayışa girmesi gerektiği açıkça görülüyor.
Her ulusun siyaset kurumunun eskimişliğinden kaynaklanan benzer dertleri var. Bütün dünyada ciddi bir faşizm dalgası kabarıyor.
Bazıları bunlardan kurtulabilmek için çabalıyor, bazıları böyle bir sorunları yokmuş gibi hareketsizleşmiş vaziyette kaderini bekliyor.
Kimin yeni çağa ayak uydurup kurtulacağını, kimin bu çıkmazda nefessiz kalacağını herhalde toplumların tepkileri belirleyecek.

