Şiddet Çıkmazı: İsrail Örneği

21. yüzyıl düşe kalka, bazen sarsıla sarsıla, bazen kan ve gözyaşıyla, bazen de şaşırtıcı kazanımlarıyla kendi menziline doğru yol alıyor.

Her küresel gelişme o maceralı yolculuğun bir parçası haline geliyor.

Ortadoğu’nun geleceğini değiştiren 7 Ekim saldırısı sonrasında yaşanan felaketler de ve son olarak İran-ABD-İsrail Savaşı da bu maceranın kanlı bölümleri.

Bu yıl Ekim’de İsrail’de, Kasım’da ABD’de yapılacak seçimler de bu karmaşık sürecin yeni lego parçaları olacak.

***

21. yüzyılın nihai çehresini tahayyül etmek için etrafa bakarken İsrail muhalefetinin açıklamalarına denk geldim.

Son haftalarda muhalefetin, İsrail’in İran’la savaşı sonuna kadar sürdürmesi ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bir vasal devleti haline gelmemesi gerektiğini savunarak Başbakan Netanyahu’yu eleştirdiklerini gördüm.

Muhalefetin savaş ve şiddet yanlısı tavrı dikkatimi çekti.

***

İsrail’deki çoğunluğu saran “savaş ve şiddet” taraftarlığının nedenlerini aramaya koyuldum.

Siyasi şiddet ve çatışma konularında, özellikle de İsrail hakkında derin bilgisi ve bunları aktardığı kitapları olduğunu bildiğim 64 yaşındaki Fransız sosyolog Sylvaine Bulle’in “İsrail’de şiddeti kabul etme eşiği giderek yükseliyor” başlıklı açıklayıcı ve öğretici br makalesine rastladım.

Sylvaine Bulle, öncelikle İsrail toplumunun son halini resmediyordu:

“7 Ekim 2023, sağ ve sol, barış yanlıları ve ‘şahinler’, dindarlar ve ‘sekülerler’ arasındaki ayrımları ortadan kaldırdı.”

***

Ve çeşitli fikirden insanların “savaş ve şiddet” ile ilişkilerini de yorumluyordu:

“Sağcı kesim için, 7 Ekim sonrası dönemini karakterize eden derin savaş, İsrail düşmanlarından arındırılana kadar sona eremez. İktidardaki sağcı koalisyonun aşırı kanadı için hiçbir şiddet aşırı görünmüyor; bu kanat, Batı Şeria’daki radikal yerleşimcilerden oluşan milislerin yardımıyla sadece toprakların ve İsrail’in güvenliğini kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda orduyu da kontrol ediyor.

Onlara göre, şiddet kurumsallaştırılmalı ve yaygınlaştırılmalı.

Dindar Siyonistlere gelince, onlara göre dökülen kan, İsrail’in tamamen Yahudi olması için meşru bir fedakarlıktır. Bu siyasi anlayış, artık kamusal alanı istila etmiş durumda. Siyasi söylem, dini değerlerle yoğrulmuş. Medya, olumsuz duyguların ve travmatik ifadelerin bir kabı haline gelmiş. İsrail’deki, Gazze’deki veya Batı Şeria’daki Filistinliler, yapısal düşman olarak görüldükleri için suçlu ilan edilmiş, hatta insan oldukları bile inkâr edilmiştir.”

***

Peki toplumun demokratik ve hümanist kesiminin bu şiddetten kendini kurtaramamasını nasıl açıklayabiliriz?

Bulle, bu garipliği de şöyle açıklıyor:

“İlk neden ontolojiktir. 7 Ekim, olayın yol açtığı acıya bir yanıt olarak şiddet ve savaşın kabul edilebilirliğini eşi görülmemiş bir düzeye yükseltti. Travma, Holokost’un anısını yeniden canlandırıyor. İsrail Yahudileri arasında var olan yapısal mağduriyet duygusu hiçbir siyasi veya askeri eylemle yatıştırılamıyor. Halk, her zaman kalıcı bir düşmanın tehdidi altında yaşayacakları fikrinden kendini soyutlayamıyor.

İkinci bir unsur da göz önünde bulundurulmalı: Militarist bir ulusal kimlikle bağlantılı olan askeri şiddet eleştirisi, liberal Siyonist kesim için de hâlâ tabu olmaya devam etmektedir.

Üç, Halk Ordusu, ultra-Ortodokslar hariç tüm İsraillilerin çocuklarından oluşmaktadır. Bu sembolik aidiyet duygusundan, aşırılıklara gösterilen hoşgörü doğmaktadır.

Bu vahşetleri kınamak, Gazze’den Lübnan’a ve Batı Şeria’ya kadar çeşitli operasyon bölgelerinde seferber edilen bu çocukların her birini kınamakla eşdeğer olarak görülüyor.”

***

Her aklı başında insanın kabul edeceği gibi savaşın da şiddetin de nihai bir çözüm yolu olmadığı çok aşikâr.

Doğal olarak bu konuların uluslararası uzmanlarından biri olan sosyolog Sylvaine Bulle de bunu görüyor.

Ve bir çözüm öneriyor:

“İsrail siyasi sisteminin kolektif bir çerçeveye ihtiyacı var.

Şiddetin kolektif bir gündem olmadığını kabul etmek, ılımlı bir rejimin yeniden kurulması için gerekli bilişsel ve siyasi kaynaklardan biri olmalı.

Ne yerleşimci karşıtı gruplar ne onarıcı adalet programları, ne de savaş travması geçirmiş bireylere bakım sağlamaya adanmış kuruluşlar, hatta iktidara gelecek yeni bir ılımlı koalisyon bile bu şiddet durumunun koşullarını değiştiremeyecektir.

Şiddetin sona ermesi ve ülkenin normale dönmesi için, toplumun insanlık dışı güç kullanımındaki sorumluluklarını topluca kabul etmeleri gerekir.

Siyasi yaşam, ancak kusurlu insanlığımızı kabul etmekten doğabilir.”

***

Şiddet ve savaş sarmalına düşmüş ülkelerin ve toplumların içine düştükleri karanlık kuyudan kurtulmaları için en çarpıcı ve sarsıcı reçete son paragraftaki şu cümlede saklı bence:

“Kusurlu insanlığımızı kabul edebilmek…”

Ama şiddete tapınmaya başlayan toplumlar, kendilerinde hiçbir kusur olmadığına da inanmaya çok yatkın oluyorlar.

Onun için şiddet arttıkça çözüm de zorlaşıyor.

Mehmet Altan
Mehmet Altan
Mehmet Altan (d.1953) gazeteci, yazar ve akademisyen. İlk, orta ve yüksek öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Yükseköğrenimi sırasında özel sektörde ve Türk Haberler Ajansında görev yaptı. 1979 yılında doktora yapmak için Fransa’ya gitti. Paris I. Pantheon Sorbonne Üniversitesinde, Türkiye-IMF ilişkilerini inceleyen çalışmasıyla 1980 yılında uzman, Türkiye’nin ABD ve SSCB ile ilişkilerini inceleyen teziyle de iktisat doktoru oldu. Doktora eğitimi sırasında çeşitli gazetelerde çalıştı, Cumhuriyet Gazetesinin Paris muhabiri olarak görev yaptı. 1984 yılında Türkiye’ye dönen Altan’ın 1985 yılında, Paris’teyken yazdığı denemeleri Kanatlı Karınca adlı kitapta topladı. Akademi Kitabevi Deneme Ödülünü alan bu kitaptan sonra, tezini kitaplaştırarak Süperler ve Türkiye Türkiye'de Amerikan ve Sovyet Yatırımları adıyla yayınlandı. Altan'ın, Türkiye’deki devlet kavramını irdelemeyi amaçladığı Marks’tan Sevgilerle adlı kitabının yanında, askeri darbelerin ekonomik nedenlerini incelediği Darbelerin Ekonomisi ve Türkiye’den yeryüzüne bakmaya çalıştığı edebi yazılarını içeren Matadorun Ölümü adlı kitapları da bulunmaktadır.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

“Evrensel Temel Gelir” ve Sol…

“Evrensel Temel Gelir” kavramı on senedir ortalarda dolaşır durur… “Çocuklardan yetişkinlere, işsizlerden ve emeklilerden çalışanlara, sağlıklılardan hastalara kadar...

Trump Avrupa Birliği’ni Diriltiyor

AB liderleri, 23 Nisan akşamı Kıbrıs'ta bir araya geldi. Bu toplantı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye katılımından bu yana adada...

G1, G2, G3: ABD, Çin, Avrupa

Olivier Blanchard, makroekonomi, para politikası ve işsizlik alanlarındaki çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan çok önemli bir Fransız iktisatçı. Paris Ekonomi...

“Öyle Güzel Mantı Yapardı Ki Annem…”

“Kurbanlıklara gösterilmesi gereken saygının esamesi okunmuyordu. Bıçak sallayışına güvenen sözde kasaplar, özellikle büyükbaş hayvanları işkence edercesine kesti. Kiminin daha kesilmeden...

ABD ve Çin Melezleşir Mi?

Önümüzdeki dönemi fazlasıyla etkilemeye aday olan Trump’ın Çin gezisini nasıl değerlendirmek gerekir? Hele Putin’in de Çin’i ziyaret edeceği...

NATO’nun Papatya Falı

NATO veya Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü… 1949 yılında kurulan uluslararası askeri ve siyasi bir savunma ittifakı. Üye ülkelerin...

Amerikan Nükleer Rönesansı

Çernobil nükleer felaketi, 26 Nisan 1986 tarihinde, o dönem Sovyetler Birliği'ne bağlı olan Ukrayna'nın Pripyat şehrinin yakınlarındaki Çernobil...

Avrupa Birliği’nin Kara Kalem Tarımsal Resmi

AB tarımının durumu, bizim güncel konularımız ve tartışmalarımız arasında fazla yer almıyor. Halbuki 27 üyeli Avrupa Birliği’nin tarım sektörü,...

Petrol ve Demokrasi

İçerde çok sarsıcı ve can yakıcı bir gündem var… Okulların hali… Üzerine beş yıldır gidilmeyen bir cinayetin kamudaki karanlık...

Nobel’in Jeopolitiği

ABD ile İran arasında Pakistan’ta yapılan görüşmeler çıkmaza girdi. ABD, İran limanına giriş çıkış yapan gemilere abluka başlattı. Belirsizlik...

Vicdanın Enerjisi

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Trump’a isyanı “küresel vicdanın” haykırışı olarak kabul edildi. Dünya egemenliği için yaşanılan çatışmaların enerji kaynakları...

Çarşıda Dizel, Pazarda Helyum

BBC’ye bakarken haberlerin ilk sırasında dizel fiyatlarını gördüm. Dizel ne, bizim mazot… Ardından da New York Times’da “Dizel, tüketiciler için...

2026 Yılını İran Mı Yoksa Çin Mi Belirleyecek?

Bugün Ortadoğu’daki savaşın 26. günü… Şimdilik somut olan, insanların ölmeye devam ettiği, kentlerin harap olduğu, petrol fiyatlarının yükseldiği… Bir de...

1973 Krizi ve Hürmüz Boğazı

Bugün Ortadoğu’daki savaşın 17. günü. Cumartesi günü ABD, İran’ın Hark adasındaki askeri tesisleri yerle bir etti ama petrol tesislerine...

Çin De Tayvan’ı İşgal Ederse…

Amerika’daki tartışmalarını izliyorsanız, tek konunun Ortadoğu ve petrol olmadığını görüyorsunuz. ABD yönetimi için “yarı iletkenler”in üretimi, Tayvan ve Çin...

İran Petrolü Norveç’te Olsaydı…

Önce ABD ve İsrail’in saldırısına hedef olan İran’a bakalım. İran’da da önce ekonomiye bakalım. Dünya Bankası’na göre İran, petrole aşırı...

İnsanlık Tarihinin En Büyük Altyapı Yatırımı

“İnsanlık Tarihinin En Büyük Altyapı Yatırımı” lafını kim söylüyor? Jensen Huang… Jensen Huang kim? 63 yaşında Amerikalı iş insanı, elektrik mühendisi,...

Vietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu?

Ekopolitik Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Arıtürk ve Genel Sekreter Bilgehan Uçak, Ekopolitik’i bir yandan da adeta...

Kleptokrasi- “Hırsız Yönetim”

Anne Applebaum, 62 yaşında Amerikalı bir gazeteci ve tarihçi. Birçok kitabın da yazarı. Geçen yıl yayınlanan “Otokrasiler” adlı son...

Dünya Nüfusunun Dörtte Biri…

Bir iki hafta önce Güney Amerika Ortak Pazarı MERCOSUR ile Avrupa Birliği’nin 25 yıllık müzakerelerin ardından tarihi bir...

Verimlilik ve Siyaset

2024 yılında, Avrupa’nın rekabet gücü üzerine hazırlanan Draghi raporu, ABD'den daha yavaş büyüyen, inovasyona, dijital teknolojiye ve enerji...