Karabağ Sonrası Ermenistan Seçimleri

Moskova, Brüksel-Washington ve Ankara’nın
Yakından Takip Ettiği “Karabağ Sonrası Ermenistan Seçimleri”

Güney Kafkasya’nın jeopolitik fay hatları üzerinde mukim olan Ermenistan’ın demografik yapısı, dış dünya ile olan münasebetlerde içe kapalı, defansif ve aidiyet bağlarını rasyonel çıkarlardan ziyade tarihsel ve duygusal anlatılar üzerinden kuran kolektif bir psikolojinin inşası ile şekillenmiştir. Tarihsel olarak harici ve dahili krizlerin kıskacında şekillenen siyasi iklim ülkenin demokratik olgunlaşma süreçlerini de sekteye uğratmıştır. Nitekim 7 Haziran 2026 tarihinde gerçekleştirilen parlamento seçimleri, alelade bir sandık oylamasının ötesinde derinlikli manalar ihtiva etmektedir. Kulağa rutin bir demokratik süreç gibi gelen bu oylama, aslında Ermenistan’ın 2017 yılından bu yana icra ettiği ilk “normal” seçim olma vasfına haizdir. Hatırlanacağı üzere, 2018 yılındaki “Kadife Devrim” olarak adlandırılan kitlesel sokak hareketleri ve müteakiben yaşanan 2020 Karabağ hezimeti, ülkeyi üst üste olağanüstü şartlar altında erken seçim mecburiyetine sevk etmişti. Toplum, her iki sandık tecrübesinde de yapısal bir buhran ortamında, geleceğe dair rasyonel programları değil, mevcut kaosun getirdiği acil emniyet kaygılarını oylamıştı. Dolayısıyla Ermenistan, uzun bir aradan sonra bir krizin sıcak enkazıyla veya ani bir toplumsal infilak dalgasıyla değil, anayasal takvimi nihayete erdiği için sandık başına gitmiştir.

Yaklaşık 2,5 milyon seçmenin sandığa davet edildiği bu seçim, ülkenin diasporik dış tezahürleri ile sahadaki jeopolitik gerçekleri arasındaki en büyük hesaplaşma olarak kayıtlara geçmiştir. Ermenistan’da ilk kez halk, hamasi bir “beka” söyleminin gölgesinde kalmaksızın, sınır kapılarının açılması, iktisadi izolasyonun kırılması ve egemenlik haklarının yeniden tanımlanması gibi uzun vadeli devlet stratejilerini serinkanlılıkla değerlendirme fırsatı bulmuştur. Sandıktan çıkan irade, sadece hükümet kabinesinin isimlerini belirlemekle kalmayıp, ülkenin önümüzdeki dönemde Kafkasya denklemindeki rolünü de tayin edecek mahiyettedir.

Kadife Devrim ve İkinci Karabağ Savaşı

Ermenistan’da 2008-2018 yılları arasında ülkeyi oligark bir yapıyla yöneten Serj Sarkisyan, Mayıs 2018’de gerçekleştirilen “Kadife Devrim” ile halkın kitlesel öfkesi neticesinde istifaya zorlanmış ve ülke çapında düzenlenen gösterilerin lideri konumundaki Nikol Paşinyan başbakanlığa getirilmiştir. Bu tahavvül, uzlaşmaz diplomatik çizginin değişebileceği konusunda Bakü’ye mühim bir umut vermiş, ancak beklentiler gerçekleşmeyince Bakü, askeri seçeneği hayata geçirmesi gerektiğine kesin olarak karar vermiştir. 27 Eylül 2020 tarihinde başlayan ve 44 gün süren II. Karabağ Savaşı, Ermenistan’ın mutlak bir yenilgisiyle sonuçlanmıştır. Ermenistan, işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarının önemli bölümünü terk etmek zorunda kalmıştır. Bu kez yenilen, tartışmasız şekilde Ermeni tarafı olmuş ve çatışma tüm açılardan sona ermiştir.

Birinci Karabağ Savaşı ile İkinci Karabağ Savaşı arasında çok önemli bir fark bulunmaktaydı. Türkiye, Azerbaycan’ın askeri operasyonlarına doğrudan destek verir hale gelmişti. Türk savunma sanayi ürünlerinin ve stratejik aklın sahaya inmesi, güç dengesini tamamen değiştirmiştir. İkinci Karabağ Savaşı’nda büyük bir hezimete uğrayan Ermenistan’da mağlubiyetin en büyük sorumlusu olarak görülen Paşinyan, 25 Nisan 2021’de görevinden istifa etmiştir. Ne var ki adları türlü yolsuzluklara ve skandallara karışan eski siyasilere olan inancını tamamen yitirmiş olan Ermeni halkı, 20 Haziran 2021’de yapılan erken seçimlerde yine Paşinyan’ı tercih ederek ona yeni bir şans tanımıştır.

İktisadi Tecrit ve Rusya’ya Bağımlılık Açmazı

Türkiye ve Azerbaycan ile devam eden siyasi sorunlar nedeniyle Ermenistan’ın dış ticarette yalnızca İran ve Gürcistan ile sınırları açıktır. Ülke ekonomisi açısından muazzam bir handikap olan bu coğrafi ve iktisadi tıkanıklık, Ermenistan ekonomisinin Rusya’ya olan bağımlılığının tehlikeli bir seyirde sürmesine neden olmaktadır. Ülkenin enerji nakil hatlarından, bölgesel lojistik koridorlardan dışlanması, sanayisinin ve dış ticaretinin gelişmesini uzun süre engellemiştir. Ermenistan’ın dış politikada uzun yıllar boyunca benimsediği irredentist ve uzlaşmaz tutum, ülkenin bölgesel iş birliği mekanizmalarından tamamen izole edilmesine ve 2020 savaşı örneğinde müşahede edildiği üzere ağır jeopolitik maliyetlerle karşılaşmasına neden olmuştur. Ülkenin maruz kaldığı ekonomik darboğaz ve kronik siyasi istikrarsızlık, diasporanın konforlu alanlardan dayattığı, sahadaki gerçeklerle asla örtüşmeyen maksimalist taleplerinin devlet politikasına dönüştürülmesiyle de doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla, kendi halkının güvenliğini ve refahını, diasporanın konforlu alanlardan dayattığı tarihsel takıntılara feda eden Ermenistan, bu stratejik körlükten çıkmadığı sürece bölgesel denklemde istikrarsızlık kaynağı olmaktan ve dışa bağımlı bir yapı sergilemekten kurtulamayacaktır. Siyasi elitlerin diaspora hegemonyası ile sahadaki toplumsal ihtiyaçlar arasında kurulamayan denge, ülkeyi yapısal bir krize sürüklemiştir.

Güvenlik Garantörlüğünün Sarsılması ve Eksen Kayması

Önceki seçimlerde, sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun, Ermenistan’ın Rusya’nın müttefiki olarak jeopolitik yöneliminin değişmesinin olası olmadığı yönünde küresel siyasette genel bir anlayış hâkimdi. Fakat bu kez, ana rakipler taban tabana zıt vizyonlarla karşı karşıya gelmiştir. Bir tarafta Moskova’ya bağımlılığı azaltmayı ve Batı ile yeni bir ilişki kalitesi kurmayı savunan iktidardaki hükümet, diğer tarafta ise Rusya ile ittifaka geri dönülmesini savunan muhalefettir. Seçmenler, Rusya yanlısı muhalefet ile Batı’ya daha yakın bir çizgide olan mevcut Başbakan Nikol Paşinyan arasında seçim yapmıştır. Paşinyan’ın karşısında konumlanan üç ciddi blok vardır ve dikkat çekici bir ortak noktaları bulunmaktadır. Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan’ın arkasında durduğu Güçlü Ermenistan, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’ın çektiği Ermenistan İttifakı ve iş insanı Gagik Tsarukyan’ın Müreffeh Ermenistan’ı. Üçü de şu ya da bu biçimde Moskova’yla bağları olan isimlerdir. Dünya liderleri bu seçim mücadelesinde açıkça taraf tuttular. Avrupa liderleri ve Trump yönetimi iktidardaki Nikol Paşinyan’a desteklerini ifade ederken, Moskova’nın ise muhalefet lideri, Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan’ı desteklediği iddia edildi.

Bu köklü değişim, Moskova’nın son yıllarda Ermenistan’ın karşı karşıya kaldığı ardı ardına gelen varoluşsal krizler sırasında sergilediği pasif tavır nedeniyle Moskova’ya olan “güvenlik garantörü” güveninin sarsılmasından kaynaklanmaktadır. 2020’deki 44 günlük savaş, Eylül 2022’deki Ermenistan-Azerbaycan sınırındaki çatışmalar ve Karabağ Ermenilerinin göçüne yol açan Azerbaycan’ın 2023 saldırısı dahil, Azerbaycan’ın bölgede Rus barış güçlerinin bulunmasına rağmen Dağlık Karabağ’ı ele geçirmesi üzerine Moskova’nın yardım etmemesi, birçok Ermeni’yi Rusya’ya karşı hayal kırıklığına uğrattı. Bu durum, kamuoyunun Rusya’ya karşı tutumunda olumsuz bir değişime yol açmış ve bu değişim mevcut hükümetin politikasına da yansımıştır. Nitekim bu süreç, Paşinyan’ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’ndeki Ermenistan’ın katılımını askıya almasına yol açtı ve bu da ülkenin bağımsızlığından bu yana Moskova ile ilişkilerde yaşanan en dramatik kopuş oldu. Ermeni toplumu, artık kuzey müttefikinin kendi ulusal çıkarlarını korumada yetersiz kaldığını görerek stratejik bir uyanış yaşamaktadır.

“Çeşitlendirme” ve “Barış Gündemi” Doktrinleri

Haziran seçimleri, mevcut Başbakan Paşinyan’ın iki önceliğe odaklanan dış politikasına duyulan güvenoyu olarak görülebilir. “Çeşitlendirme” ve “Barış Gündemi”. “Çeşitlendirme”, Ermenistan’ın Rusya’dan uzaklaşma ve yeni dış politika ortakları bulma girişimini ifade etmektedir. Bu strateji aynı zamanda Avrupa ile daha yakın bağlar anlamına geliyor. Üstelik “çeşitlendirme” sadece Avrupa ile ilgili de değil Erivan, aynı zamanda Trump yönetimiyle de ilişkilerini geliştirmeyi başardı. Anlaşmalar ayrıca, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki kalan anlaşmazlıkların çözülmesine yardımcı olan “Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu” olarak adlandırılan yolun oluşturulmasını da içeriyor. Seçmen davranışlarında ekonomik tecritten kurtulmanın da etkili olduğu açıktır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı dört yıldır devam ediyor. Rusya’nın ticaret kısıtlamaları uygulaması, ucuz enerji fiyatı ve Ukrayna göndermesi yaparak Ermenistan’ı tehdit etmesi, seçmen üzerinde beklentilerin tersi yönde etki doğurup, bağımsızlık eğilimini tırmandırdı. Ermeni halkı, Moskova’nın uydusu kalmanın faturasını ekonomik istikrarsızlıkla ödemek istemediğini sandık eğilimleriyle göstermektedir.

“Gerçek Ermenistan”

Seçim kampanyası boyunca muhalefet, 2020 askeri yenilgisini Paşinyan’ın başarısızlığının kanıtı olarak göstermeye çalışarak, onu tarihi Ermeni topraklarını düşmanlarına teslim etmekle suçladı. Ancak Paşinyan bu meseleyi siyasi bir koz olarak kullanmayı bildi. Ermenistan’ın Karabağ’ı ele geçirme girişiminin ülkeyi sürekli bir çatışma ve Rusya’ya bağımlılık tuzağına düşürdüğünü savunan Paşinyan, bu acı dolu dönemi daha güvenli ve müreffeh bir gelecek için gerekli bir başlangıç noktası olarak sundu. Paşinyan, Şubat 2025’te yaptığı bir konuşmayla “Gerçek Ermenistan” doktrini ilan etti. Ermenistan devletinin uluslararası kabul edilen sınırları içinde müreffeh bir şekilde var olması gerektiğini vurguladı. Gerçek Ermenistan yaklaşımı bir nevi ülkenin ulusal ve uluslararası politikalarını yeniden tanımlama çağrısıydı. Bununla, Ermenilerin öncelikle Ermenistan’ın tanınmış ulusal sınırları içindeki olaylarla ilgilenmesi gerektiği fikrini kastediyor, daha geniş “tarihsel/hayali Ermenistan”ı (Karabağ ve Türkiye’de eskiden yaşayan Ermenilerin yaşadığı yerler) değil.

Bölgesel Normalleşme ve Türkiye

Ermenistan-Azerbaycan çatışmasının sona ermesi, Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmesinin de önünü açıyor. Erivan ve Ankara, normalleşmeye hazırlık için elçiler atadı ve birçok düzeyde temasları yoğunlaştırdı, Haziran 2025’te Paşinyan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana bir Ermeni liderinin Türkiye’ye yaptığı ilk resmi ziyareti gerçekleştirdi. (2023’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın göreve başlama töreni hariç) Bu ziyaret, ikili ilişkilerde psikolojik duvarların yıkılması adına tarihi bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Ermenistan’ın en büyük önceliği sınırlarını açmak. Türkiye ve Azerbaycan ile kapalı sınırlar, 1990’lardan beri ekonomisini sekteye uğrattı. Türkiye, Ermenistan ile sınırını açmaya hazır ancak şimdiye kadar yakın müttefiki Azerbaycan’ın telkinlerini görmezden gelmedi. Azerbaycan, Ankara’nın bunu ancak barış anlaşması imzalandığında yapmasını istiyor. Sınır meselesinin Erivan için ne kadar önemli olduğunu bilen Bakü, sınır açıldıktan sonra Ermenistan ile görüşmelerde en güçlü kozunu kaybedeceğinden korkuyor.

Türkiye Cephesinden Stratejik Bir Değerlendirme

Türkiye Cumhuriyeti, 21 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan eden komşusunu, bölgede kalıcı barışın tesisi adına gecikmeksizin 16 Aralık 1991 tarihinde resmen tanımış, Ermenistan’ın bölgesel kuruluşlar, uluslararası toplum ve Batılı kurumlarla bütünleşmesi yönünde hüsnüniyetle çaba harcamıştır. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, gerek sözde Ermeni soykırımı ile ilgili dünya kamuoyundaki suni algılar gerekse Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerinde yaşanan sorunlar sebebiyle istenilen seviyede bir seyir izlememektedir. Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesinin önünde ana engel olarak görülen -en azından ilişkilerin geçmişi bunu açıkça gösteriyor- asılsız soykırım iddiaları ile Dağlık Karabağ sorunuydu. İki ülke arasında diplomatik ilişkileri onarmak adına atılan en somut kurumsal hamle, Türkiye Cumhuriyeti ile Ermenistan Cumhuriyeti Arasında Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol’ün 10 Ekim 2009 günü Zürih’te imzalanması olmuştur. Lakin, sahadaki Karabağ işgali realitesi ve tarafların karşılıklı siyasi çekinceleri sebebiyle kuvveden fiile çıkamamış ve kadük kalmıştır. Ermeni sorunu ile ilgili bir diğer olgu da farklı ülkelerin parlamentolarında Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul etmeleridir. Dünyanın değişik ülkelerinin asılsız Ermeni iddialarını “soykırım” olarak kabul etmelerinin Türkiye açısından herhangi bir bağlayıcılığı olmasa da herhangi bir ülkenin parlamentosunun tarihi bir olayı tek taraflı bir şekilde oldubittiye getirerek kabul etmesi, Türkiye cephesinden kabul edilebilecek bir durum değildir.

Ermenistan seçimlerinin neticeleri ve ülkedeki siyasi denge arayışı, Ankara’nın Güney Kafkasya vizyonu ve genişleyen Avrasya stratejisi açısından doğrudan yapısal etkiler barındırmaktadır. Türkiye, 1991 yılındaki işgal statüsünün ardından Kafkasya politikasını “Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü” ve “bölgesel güvenlik” temelleri üzerine inşa etmiş, bu doğrultuda sınır kapılarını kapatarak Erivan’ı haklı bir iktisadi kuşatmaya maruz bırakmıştı. Ancak 2020 yılındaki İkinci Karabağ Savaşı ile sahadaki askeri gerçekliğin Azerbaycan lehine kesin olarak tescil edilmesi, Ankara’nın önündeki statükocu engelleri kaldırmış ve Türkiye’yi oyun kurucu bir bölgesel aktör olarak yeni bir normalleşme paradigması tasarlamaya sevk etmiştir. Bu minvalde, Nikol Paşinyan’ın “Gerçek Ermenistan” doktrini ile sandıktan zaferle çıkması, Ankara’nın rasyonel dış politika hedefleriyle bir örtüşme arz etmektedir.

Ankara perspektifinden bakıldığında, Moskova güdümlü oligark muhalefetin iktidarı ele geçirememesi, Kafkasya’da Rus askeri vesayetinin gerilemesi adına tarihi bir kazanımdır. Paşinyan hükümetinin CSTO üyeliğini dondurması ve Batı ile entegrasyon arayışları, Türkiye’nin NATO kanadı ve bölgesel liderlik vasfıyla Kafkasya’da daha aktif bir diplomatik nüfuz alanı elde etmesinin önünü açmaktadır. Dahası, hamasi “Tarihsel Ermenistan” hülyalarını reddeden bir Erivan yönetimi, Türkiye’nin uluslararası arenada uzun yıllardır enerjisini tüketen suni “soykırım” iddialarının siyasallaştırılması politikasının da bizzat Ermenistan devleti eliyle zayıflatılması manasına gelmektedir. Ermeni diasporasının parlamentolar üzerinden Türkiye’ye dikte etmeye çalıştığı tazminat ve toprak gibi maksimalist taleplerin, Erivan’daki meşru hükümet nezdinde bir karşılığının kalmaması, Ankara’nın diplomatik elini fevkalade rahatlatmaktadır.

İktisadi açıdan ise, sınır kapılarının açılması özellikle Doğu Anadolu bölgesinin makroekonomik kalkınması adına mühim bir sıçrama tahtasıdır. Kars ve Iğdır gibi sınır kentlerinin lojistik birer merkeze dönüşmesi, Ermenistan pazarının Türk mallarına ve yatırımlarına açılması, Erivan’ın tecritten kurtulurken Türkiye’nin ticari hinterlandına dahil olması neticesini alan açacaktır. Ancak Ankara, bu süreçte pragmatik bir ihtiyatlılık sergileyecektir. Türkiye, Bakü’yü masada zayıflatacak hiçbir aceleci adıma tevessül etmeyerek, sınır kartını Erivan’ın anayasal reformları tamamlaması için en güçlü diplomatik kaldıraç olarak kullanmaya devam edecektir.

Sonuç

Güney Kafkasya’nın bu nev-i şahsına münhasır virajında, harici ve dahili dinamiklerin kesişimi Ermenistan için tarihte eşine az rastlanır bir jeopolitik tabloyu ortaya çıkarmıştır. Ukrayna’da devam eden ve modern Avrupa tarihinin en büyük kıyımlarından birine dönüşen savaş sebebiyle askeri, iktisadi ve diplomatik kaynakları eriyen Rusya Federasyonu, Kafkasya’daki geleneksel vesayet mekanizmalarını tahkim etmekte aciz kalmıştır. Aynı zamanda, Suriye sahasındaki karmaşık dengeler ve Orta Doğu’daki diğer kriz odakları sebebiyle hırpalanan Moskova, artık Erivan için mutlak bir asayiş limanı olmaktan çıkmıştır. Benzer şekilde, ABD-İsrail gerilimi ve bölgesel savaş sarmalı sebebiyle dikkati tamamen kendi güney sınırlarına ve varoluşsal tehditlerine yönelen İran İslam Cumhuriyeti’nin de Kafkasya fay hatlarında esnek ve belirleyici bir hamle yapma imkânı kısıtlanmıştır. Bu manzaranın en hayati halkasını ise, Kafkasya’da kalıcı bir istikrar kuşağı inşa etmek amacıyla normalleşme süreçlerine samimi ve tam bir stratejik destek veren Türkiye Cumhuriyeti oluşturmaktadır. Tarihsel müktesebat ve geleceğe dair rasyonel tahminler birlikte değerlendirildiğinde, harici güçlerin Ermeni milleti ve devleti lehine bu denli yapıcı, koruyucu ve dengeli bir konjonktür oluşturması bir daha kolay kolay mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, küresel ve bölgesel denklem, yapısal krizlerle malul Ermeni toplumu ve kurumsal siyaseti için tam anlamıyla bir diplomatik fırsat ve kaçırılmaması gereken bir istikbal penceresi arz etmektedir.

Bu doğrultuda, seçim sonrasındaki geçiş evresinde tüm Ermeni siyasi elitlerinin ve kurumsal yapıların omuzlarına tarihi bir mesuliyet yüklenmektedir. Sandıktan çıkan sayısal sonuçlar ne olursa olsun, ikili veya çoklu müzakerelerde bugüne dek kat edilen diplomatik mesafenin korunması ve Azerbaycan ile Türkiye ile normal komşuluk münasebetlerinin tesisi yolunda atılan adımlara amansız bir bağlılık göstermesi bölgenin istikrarı adına önem arz edecektir. Hükümet, vatandaşlara, komşularla sulh içinde yaşamanın bir taviz değil, sınır kapılarının açılması, yabancı sermayenin ülkeye gelişi ve ulaştırma koridorlarının canlanması vasıtasıyla somut bir refah projesi olduğu şeffaflıkla izah edilmelidir. Kafkasya’da kalıcı barışın inşası, anayasal metinlerdeki irredentist tortuların temizlenmesi, hayalperest ve asılsız tarih tezlerinin tasfiye edilmesi ve mevcut coğrafi sınırların egemenlik haklarına saygılı bir biçimde kabul edilmesiyle mümkündür. Şayet Ermenistan, soyut bir “Tarihsel Ermenistan” hülyasının rehini olarak kalmaya devam ettiği müddetçe, dış aktörlerin elinde bir istikrarsızlık aparatı olmaktan ve sefalete mahkûm bir tecrit yapısı sergilemekten kurtulamayacaktır. Rasyonel “Gerçek Ermenistan” doktrini, devletin modern dünyada emniyet ve iktisadi egemenlikle hayatta kalabilmesinin yegâne formülüdür.

Ramazan Selçuk
Ramazan Selçuk
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuştur. Üniversite eğitimi süresince ve sonrasında çeşitli vakıf ve derneklerin gençlik yapılanmalarında aktif görevler üstlenmiştir. Avrupa Birliği destekli projeler kapsamında Finlandiya ve Romanya’da gönüllü çalışmalar gerçekleştirmiştir. 2020-2023 yılları arasında aktif olarak siyasi faaliyetlerde bulunmuştur. Uluslararası ilişkiler, diplomasi ve iletişim stratejileri alanlarına ilgi duyan Selçuk, hâlihazırda dış politika danışmanlığı görevini sürdürmektedir. Evli olan Selçuk, akademik çalışmalarına Kapadokya Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim ve Araştırma Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi programında devam etmektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Küresel İklim Siyaseti: Türkiye’nin COP31 Ev Sahipliği ve İklim...

İnsanoğlunun yeryüzündeki varoluş serüveni, doğayla kurduğu muvazene ve ekolojik sistemlerle geliştirdiği uyum üzerine inşa edilmiştir. Ancak sanayi devriminden...

Hazar’ın İki Yüzü: Azerbaycan Neden İsrail’i Destekliyor?

Geçtiğimiz haftalarda, Hazar’ın hem kadim hem de hırçın rüzgârlarıyla yoğrulan, "ateşin ve rüzgârın şehri" olarak anılan Bakü’nün sokaklarındaydım....

Coğrafyanın Diplomatik DNA’sı: Türk Dış Politikasında Denge Arayışı

Türk dış politikasının ortalama son 250 yılını anlamak için önce şu temel gerçeği kabul etmek gerekir. Türkiye bir...

Bir Parlamento Her Daim Yasa Çıkarmalı Mıdır?

Türk parlamenter siyasetin en büyük yanılsamalarından biri belki de ilerlemenin ve düzenin “daha çok yasa” ile mümkün olduğu...

Afrika Boynuzu ve Kavramlar: Somali, Somaliland, Husiler ve İsrail

Afrika Boynuzu, modern uluslararası sistemin hem coğrafi hem de siyasal anlamda en kritik kırılma hatlarından birini oluşturmaktadır. Kızıldeniz,...

Kültürel İktidar, Toplumsal Hafıza ve “Gassal” Dizisi

Doğrusu, bu satırların temelini oluşturan yazı bir süredir zihnimdeydi, hatta dizinin yeni sezonu başladığında bu değerlendirmeyi ilgili kuruma...

Yavru Vatandan Siyasi Özneye, ‘Anavatan’ın Gölgesinde Siyaset ve Seçim

Kıbrıs Adası, tarih boyunca Akdeniz’in doğusunda, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının kesişim noktasında stratejik bir konumda yer almıştır....

Trump’ın Gazze Planı Bir Sevr Dayatması Mı?

Orta Doğu’da Filistin-İsrail çatışması, yüzyılı aşkın süredir uluslararası siyasetin en karmaşık ve en kanlı krizlerinden biri olmuştur. Bu...

Güney Kafkasya’da ABD’nin Yükselişi, Rusya’nın Zayıflaması ve Türkiye’nin Rolü

Güney Kafkasya, tarih boyunca farklı imparatorlukların ve küresel güçlerin çıkar çatışmalarının kesişim noktası olmuş, coğrafi konumu itibarıyla Avrupa...

2025 Kaliforniya Krizi Bağlamında Amerikan Federalizminin Sınavı

Amerika Birleşik Devletleri, federal bir sistem üzerine inşa edilmiş olup, eyaletlerin belirli ölçüde özerkliğe sahip olduğu bir yönetişim...

Şapel ve Duman: Papalık Seçiminin Kültürel Okuması

Katolik Kilisesi, sadece dünyanın en yaygın dini inanç sistemlerinden biri değil; aynı zamanda kültürel, siyasi ve tarihsel bakımdan...

Sempozyumun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi

“Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım.” -Oscar Wilde “Ayrışmadan Uzlaşmaya: Demokrasiyi Yaşatmak ve Güçlendirmek” Sempozyumu’nun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi...