İran’da Rejim Değişiminin İmkânı (2): Azınlıkların İsyanıyla Devletin Çöküşü

İran’da Batılıların sıklıkla telaffuz ettiği, Türkiye’de İran’ı tanımayan kesimlerin de büyük önem atfettiği “rejim değişikliği” kavramının ne anlama geldiğini inceleyen bir yazı dizisine başlamış ve üç senaryolu bir modellemeden bahsetmiştim. Bu kapsamda bir önceki yazıda, İran toplumunda seküler devrim yaşanma ihtimalinin tarihsel ve sosyolojik dinamiklerini ele almıştım (İlgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz).

Bu yazıda ise geçmişte zaman zaman yaşanan ve merkezî devlet yapısını oldukça zorlayan –hatta bazı durumlarda devleti çökerten- ikinci bir senaryoya dikkat çekeceğim: Ülkenin özellikle taşrasında yaşayan etnik ve mezhepsel azınlıkların silahlı isyana başvurmaları durumunda devletin merkeziyetçi yapısının dağılması ve “rejimin sona erişi” ihtimali.

Periferideki fay hatları ve etnik/mezhepsel dinamiklerin sürekliliği

İran’ın modern dönem tarihi; bilhassa Safevîlerin yıkılış süreci, akabinde yaşanan iç kargaşalar ve Kacarlar döneminde ülkedeki farklı aşiret, kabile, etnik azınlık ve mezhepsel grupların farklı iç ve dış saiklerin etkisi altında hareketlenip kendi yaşam sahalarını kontrol altına aldıkları somut örnekler sunar.

İran, demografik ve sosyolojik olarak bir “azınlıklar mozaiği” formunda olsa da, ülkeyi yönetmek için kurulan siyasal mimari bu mozaiği merkezî bir omurga içerisine hapsetmek –muhafaza etmek de denilebilir buna- üzerine kuruludur. İran’ın tarihsel olarak, bir nevi kalpgâhı olarak nitelendirilebilecek iç bölgelerinde Farsların yaşamasına karşılık sınır boyları ve periferisi, Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler, Lorlar, Bahtiyarîler, Mâzenderânîler, Gilekîler, Horasan Türkleri ve Kürtleri gibi farklı etnik ve mezhepsel arka plandan gelen topluluklarla meskûndur.

Zenginlik, genişleme ve refah dönemlerinde ilave bir zenginlik üreten bu unsurlar, savaş ve kargaşa dönemlerinde ise İran’da devlet yapısını zora sokan çatışma ve isyan dinamikleriyle de ön plana çıkmaktadır.

Bu kapsamda örneğin, 18. yüzyılın Safevîlerin tarihe karıştığı ilk çeyreğinde devleti yıkan esas isyan, devletin Sünni Afgan tebaası üzerindeki baskısı sonucu Kandahar’da başlamış, Gılzay (Afgan) kabileler ayaklanıp 1722’de Peştun lider Mir Veys Han öndeliğinde başkent Isfahan’a kadar yürüyüp devleti yıkmıştı. Safevîlerin ardından ülkeye hâkim olan Afşar Türklerinden Nadir Şah döneminde ise savaşları finanse etmek için aşırı vergilendirilen Horasan Kürtleri ve Beluç aşiretleri defalarca isyan etmiş, Nadir’in suikasta uğraması ve kurduğu devletin yıkılmasında bu iç isyanların büyük bir katalizör etkisi olmuştu.

Kacalar döneminde ise Şiilik içinde ana akım olan Oniki İmam Şiiliği’ne kıyasla heterodoks sayılabilecek Bâbî isyanları ortaya çıkmış, mezhepsel/teolojik bir başkaldırıyla özellikle Nâsıreddin Şah döneminde büyük karışıklıklara yol açmış, ciddi katliamlara başvurularak bu isyan sönümlendirilebilmişti. Osmanlı-İran sınırındaki Kürt milliyetçisi bir uyanışa önderlik eden Şeyh Ubeydullah en-Nehrî’nin isyanı da “Kürdistan” kurma amacıyla ortaya çıkılan yoldaki ilk modern dönem isyanlarından biriydi. Kacar ordusuna karşı büyük bir silahlı takipçi kitlesi toplayan Şeyh Ubeydullah’ın isyanı Urumiye yakınlarına kadar etkili olmuştu.

1900-1925 yılları arasındaki “kargaşa çeyreği” ise Kacarların çözülüp yıkıldığı, Meşrutiyet hareketiyle birlikte içeride fay hatlarının hareketlendiği ve dış müdahalelere açık bir zeminin ortaya çıktığı dönemdir. Ayrılıkçı hareketlerin zirve yaptığı bu dönemde beş ayrı ana isyan dinamiği karşımıza çıkar:

-Şeyh Muhammed Hıyâbânî liderliğinde Tebriz merkezli, demokratik ve otonom bir “Âzâdistan” kurma girişimi (1918-1920), Azerbaycan kimliğini merkeze alan Azerbaycan Demokrat Partisi çatısı altında bir dönem oldukça aktif bir milliyetçi başkaldırıydı. Şeyh Ubeydullah’ın Kürt milliyetçileri arasındaki sembolik öncülüğüne benzer şekilde, Hıyâbânî’nin politik mirası da Azerbaycan milliyetçilerinin kolektif hafızasında yaşamaya devam ediyor.

-Rusya’da gelişen ve 1917 Bolşevik Devrimi’ni doğuran sosyalist hareket İran’ın kuzeyinde Hazar sahilindeki Gilan bölgesinde Mirza Kuçik Han ve Cengelî (Orman) Hareketi’yle (1914-1921) bir sosyalist otonom bölge kurdu. Hem etnik olarak Gilekî hem de ideolojik olarak ayrışmacı bir hareket olan Cengelî isyanı, sonraki dönemlerdeki sol/sosyalist hareketler için de rol-model oldu.

-İran’ın Kürt bölgelerinde 1918-1922 yılları arasında merkezî otoriteyi dışlayarak otonom bir bölge kuran Şikak aşireti lideri İsmail (Simko) Ağa isyanı da Rıza Han –sonradan 1925’te Şah olacak- tarafından bastırılan bir etnik/mezhepsel temelli azınlık başkaldırısıydı.

-Meşrutiyet döneminde güç kazanan Bahtiyârî aşiretleri, Samsamu-s-Saltana’nın başbakan ve onun yakın akrabası Serdar Muhteşem’in savaş bakanı olduğu 1910’ların başında Azerbaycanlılar ve Farslara karşı büyük bir alanı kontrol etmeye başlamıştı. Meşrutiyet döneminde 12 bin silahlı adamla Isfahan ve Tahran’ı zapteden Bahtiyârî aşiretleri ülke içindeki güç mücadelesinin önemli bir tarafıydı ve sonraki onbeş sene boyunca da bu avantajlarını korudular.

-Kacarların son yıllarında merkezî devlet yapısını zorlayan isyanlardan biri de ülkenin güneybatı kısımlarındaki Huzistan (Arabistan) bölgesinde yaşayan Arap aşiretlerinin, Şeyh Hazal liderliğinde ve İngilizlerin desteğiyle yürüttüğü özerklik arayışıydı. Rıza Han’ın modern İran’da kendi yönetimini kurup Kacarları tasfiye ederken ezdiği son büyük feodal silahlı başkaldırı Arapların bu hareketlenmesiydi.

Rıza Şah’ın demir yumruğu altında merkeziyetçi bir idareye kavuşturulan İran’da bu merkez-kaç dinamikler ortadan kalkmış değildi. Sovyetlerin II. Dünya Savaşı sırasında Britanya ile birlikte işgal ettiği İran’da, 1945-46’da Cafer Pişeverî liderliğinde Tebriz’de kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti ve Qazi Muhammed-Mustafa Barzani öncülüğünde Kürt milliyetçisi bir motivasyonla kurulan Mahabad Halk Cumhuriyeti, Sovyetlerin İran’dan çıkartılması sonrası Muhammed Rıza Pehlevi tarafından askerî güçle ortadan kaldırıldı.

1979 Devrimi ve sonrasındaki etnik/mezhepsel dinamikler

1979 Devrimi, geçmişe dönük tarih yazımı bunun aksini iddia etse de, İran’ın bütün toplumsal kesimlerinin tereddütsüz bir şekilde katılıp destek verdiği bir külli süreç değildi. Son iki asırda sıklıkla hareketlenen merkez-taşra gerilimi ve merkezî devlet yapısına karşı çıkıp, eski dönemlerdeki gibi nispi özerklik talebinde bulunan etnik/mezhepsel azınlıkların hareketliliği, Ayetullah Humeyni ve destekçilerini 1979 Şubat’tan itibaren zor durumda bırakmaya başlamıştı.

İKDP ve Komala gibi Kürt ayrılıkçı örgütlerin başını çektiği, yeni rejimin “İslam Cumhuriyeti” tanımını ve anayasaya kadar giren Şii üstünlükçülük nosyonunu reddeden, “İran’a demokrasi, Kürdistan’a otonomi” talebinde bulunan silahlı güçler İran’ın Kürtlerle meskûn vilayetlerinde Tahran karşıtı ciddi bir başkaldırıya sebep oldu. 1979’dan 1983’e kadar süren, İran-Irak Savaşı şartlarında Irak sınırında ciddi bir güvenlik tehdidine yol açan süreç, Şii Kürtlerin Humeyni’nin tarafında yer alması ve Saddam’ın İran’ın güneybatısındaki işgalinin başarısız olmasıyla sönümlenerek sona erdi.

1979’da gündeme gelen ama daha önce pek rastlanmayan bir başka periferi hareketi, kuzeydoğuda Türkmenistan sınırındaki Türkmensahra bölgesinde yaşanan gelişmelerdi. Devrim sonrası en radikal özyönetim denemelerinde biri olan bölgede isyanın asıl motoru toprak reformu talebiydi. Şah yanlısı olan ve devrimle birlikte bölgeden kaçan büyük toprak sahiplerinin elindeki geniş arazilerin topraksız köylülere dağıtılmasını isteyen halk bu taleplerle ve komşu Sovyetler Birliği’nden esinlenen söylemlerle harekete geçmişti.

Zaten Sünni ve Türkmen olduğu için hem etnik hem de mezhepsel olarak İran’daki büyük çoğunluktan ayrışan Türkmenler, devlet hiyerarşisine alternatif olarak şuralar (halk konseyleri) kurarak özyönetim denemesinde bulununca, dinî/merkeziyetçi yeni rejim açısından büyük bir tehdide dönüştü. Henüz yeni kurulan Devrim Muhafızları tarafından ağır silahlar yardımıyla bastırılan bu talepler, merkezî yönetimin sol/komünist ideolojik sapmalara ve etnik otonomi taleplerine karşı ne kadar sertleşebileceğinin de ilk laboratuvar denemelerinden biriydi.

Benzer bir etnik temelli hareket de tam aksi istikamette, İran’ın güneybatısında, ülkenin petrol rezervlerinin %80’inden fazlasına evsahipliği yapan Araplarla meskûn Huzistan vilayetinde yaşandı ki İran açısından en hassas noktalardan biriydi bu bölge. Petrol gelirlerinden pay alamamaktan, kültürel haklarının (Arapça eğitim vb) tanınmamasından ve Şah dönemindeki dışlanmışlığın sürdürülmesinden endişe eden Araplar, Devrim sonrası kurdukları “Ahvaz Arap Halkı Siyasi teşkilatı” üzerinden hak taleplerini dillendirdi.

Birkaç ay süren protestolar ve ayrılıkçı söylemler, Mayıs 1979’da Hürremşehir’de çıkan çatışmaların ardından Tahran yönetimini sert müdahalesiyle sona erdirildi. Bu çatışmalar ve Arap halkın talebi, bir sene sonra başlayacak İran-Irak Savaşı’nda da Saddam Hüseyin’in argümanlarından biri olacaktı ki “Huzistan Araplarını kurtarma” bahanesini işgale gerekçe olarak dile getirmekteydi. Ancak Huzistan Araplarının büyük çoğunluğu, Saddam işgaline karşı İran’ın yanında durdu; bu durum da İran içindeki etnik dinamiklerin işleyişi ve “İranlılık” kimliğiyle ilgili önemli bir faktör olarak günümüze de ışık tutmayı sürdürüyor.

1979 Devrimi’nden sonra ortaya çıkan ve yaklaşık üç asır sonra yeniden hareketlenen bir başka etnik fay hattı ise güneydoğuda yaşayan Beluçların özellikle 2000’lerde başlayan silahlı hareketlenmesi. Çok büyük bölümü Sünni olan Beluçların, yaşadıkları bölgenin sosyo-ekonomik az gelişmişliğiyle de yakından ilgili olan huzursuzlukları, Selefî hareketlerin bu topluluk içinde güç kazanması ve 2001’deki Afganistan işgali sonrasında bölgede uyanan silahlı eylem yoğunluğuyla başka bir aşamaya geçti. Cündullah ve Ceyşu’l Adl gibi silahlı örgütler ve Rigi kabilesi öncülüğünde başlayan eylemlerin, zaman zaman kapsam ve boyut olarak genişlemesi, ABD ve İsrail’in bölgeye ilgisiyle birlikte değerlendirilince, Beluçların merkezî devletle ilişkileri açısından yakından takip edilmeyi gerektiriyor.

Periferide etnik/mezhepsel fay hatları İslam Cumhuriyeti yönetimini çökertir mi?

1920’lerde Rıza Han’ın (Şah) Simko Şikakî ve Şeyh Hazal isyanlarını bastırarak başlattığı merkeziyetçilik süreci, periferideki feodal ve mahalli dinamiklerin askerî olarak da pasifize edilmesini sonuç verdi. 1979 Devrimi’nden hemen sonra yaşanan Türkmensahra isyanı, Kürdistan’daki silahlı isyan ve Huzistan’daki çatışmalar, yeni rejimin zaten var olan güvenlik önceliğini mezhepsel ve etnik bir süzgeçten geçirmesine neden oldu.

Bu güvenlik öncelikleri, dışarıdan uygulanan yoğun basınçla birleştiğinde, periferideki her türlü hak arayışı ve huzursuzluğun Tahran yönetimi tarafından doğrudan ayrılıkçılık ve terör parantezine alınmasını netice veriyor. Haziran 2025 savaşının ardından ikinci faz olarak nitelendirdiğim ve sonradan ABD Başkanı Trump’ın da İran Kürtlerine silah verdiklerini açıklamasıyla doğrulanan “ikinci faz”da Ocak 2026’da, ülkenin batı vilayetlerinde Kürtler, Lorlar ve Bahtiyârîlerin yaşadığı bölgelerdeki silahlı başkaldırıyı çok sert şekilde bastırması da bu hassasiyetlerin bir ürünü aslında. Zira İran devleti de periferide eşzamanlı ve ABD ile koordinasyon içinde başlayabilecek etnik/mezhepsel azınlıkların silahlı bir başkaldırısının devleti çökertebileceğinin farkında.

Peki sahadaki durum bize ne söylüyor; periferideki toplulukların olaylara yaklaşımı ve İran yönetiminin tutumu nasıl?

a) İran’daki etnik/mezhepsel azınlıklarda yukarıda özetlenen tarihsel mirasın toplumsal hafızada canlı olduğu açık. Uygun bir konjonktürde bu dinamiklerin yeniden hareketlenebileceği çok büyük bir sır değil. Ancak asıl sorun, nüfusları milyonlarla ifade edilen bu azınlıkları hangi şartlarda ve ne ölçüde bir silahlı isyana destek verecekleri. Haziran 2025 ve Şubat-Nisan 2026’daki savaşlarda bu yönde somut bir işaret ortaya çıkmadı. Fakat aylar, hatta yıllar sürebilecek bir savaş ortamında sahadaki dinamiklerin nasıl şekilleneceğini görebilmek için Meşrutiyet dönemi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında periferideki sosyolojik dinamiklere bakmak yeterli.

b) Ancak bunun önündeki en büyük engel, kuşkusuz İran’daki sansür, baskı ve güvenlik ortamı. Seküler bir devrim ihtimalini incelerken de üzerinde durduğum, teşkilatlanamamak ve siyasal propaganda yürütememek bu tür ayrılıkçı ve özerklik yanlısı hareketler için en büyük sorun durumunda. Politik partilerin, kitle iletişim imkânlarının, sosyal medya üzerinden organize olma şartlarının bulunmadığı bir ortamda, bu tür hareketlerin sosyal taban bulamamasının tek nedeni bu söylemlerin toplumda hiçbir karşılığının bulunmaması değil elbette.

c) İran devletinin bilhassa güvenlik aygıtları kanalıyla toplum üzerinde kurduğu yoğun kontrol, bilhassa periferideki etnik/mezhepsel fay hatalarının hareketli olduğu bölge ve toplumlarda daha sert bir baskı yaratıyor. Bu durumda hem örgütlenememe sorunu hem de politik faaliyetlerin bireysel ve toplumsal maliyetinin ağır olması, İran gibi yaklaşık yarım asırdır güvenlik tehditleri nedeniyle normalleşmesi zor olan bir toplumda taleplerin dile getirilebilmesini dahi oldukça zorlaştırıyor. Bu yöndeki herhangi bir talebin anında ABD-İsrail-Suud maşası olma etiketiyle ve vatana ihanetle suçlanma tehdidiyle karşılaşması da normal taleplerin dahi dile getirilmesini imkânsız hale getirebiliyor.

d) Bu noktada dikkate alınması gereken bir parametre de bölgedeki dengeler ve devlet-devlet ilişkilerinin yapısı nedeniyle bu tür hareketlerin dış destek bulmakta zorlanması. ABD ve İsrail gibi İran’a komşu olmayan ülkelerin söylemsel desteği, komşu ülkelerden silah veya lojistik destek sağlanmaması durumunda sahada büyük bir alam ifade etmiyor. İran’da merkezî devlet yapısının gücünü muhafaza etmesi, bölge ülkelerinin bu yönde bir hazırlığa girişmesini de imkânsız kılmaya devam edecek. Ancak Suriye’deki iç savaş sırasında gördüğümüz gibi, merkezî devlet periferide kontrolü yitirmeye başlarsa bu yönde bazı hareketliliklerin yaşanması da sürpriz olmaz.

Keza devlet yapısının çökmesi durumunda yaşanabilecek kontrolsüz parçalanma ihtimalinin de bölge ülkelerini tedirgin ettiği söylenebilir ki ABD için dahi endişe verici olan bu argümanın komşu ülkeleri tedirgin etmesi gayet normal.

e) Tüm bu faktörlerin varlığı elbette, bu toplulukların bir bütün halinde İslam Cumhuriyeti yönetiminden nefret ettikleri ve İran’dan ayrılmak istedikleri anlamına gelmiyor. Tahran yönetiminin halkta çeşitli rıza üretme mekanizmalarının yanında, tarihsel ve kültürel olarak aynı havzada yaşamanın ve ortak bir “İranlılık” kimliği geliştirmenin, birlikte bir millet oluşturabilmiş olmanın, ortak bir hafıza ve yaşanmışlıklar tecrübesi biriktirmiş olmanın ve geçmişte sıkça görüldüğü üzere dış düşmana karşı birleşebilmenin getirdiği birliktelik hali, şu an sahadaki en önemli toplumsal tutkal haline gelmiş durumda.

***

İran’da geçmişte oldukça canlı olan periferideki etnik/mezhepsel fay hatlarının yeniden canlanması her an için ihtimal dâhilinde. Böylesi bir senaryo ülkedeki merkezî devlet yapısını da toplumsal uyumu da dinamitleyecek bir faktör. Ancak hem örgütlenme ve toplumsal taban bulmadaki büyük güçlükler hem de dış destek boyutunun yetersizliği bu ihtimali şu an için zayıf kılıyor.

Buna ilaveten, her ne kadar kendi yönetimleriyle ideolojik, ekonomik ve kimliksel bağlamda çeşitli sorunları olsa da İran’da çok büyük kitleler ülkelerinin 2003 ABD işgali sonrası Irak veya 14 sene iç savaş yaşayan Suriye ya da dağılmış haldeki Libya ve Yemen gibi olmasını istemiyor. Bu büyük korku, azınlıktaki bazı ayrılıkçı fikirlerin genelleşebilmesinin de bu kesimlerin ABD/İsrail tarafından kullanılmasının da önünde sahadaki en büyük engel konumunda.

Bununla birlikte şu an için sahadaki somut şartlar bunun aksini söylese de aylar, hatta yıllar sürecek bir istikrarsızlık ve güvensizlik ortamının sahadaki dengeleri değiştirme durumu da şüphesiz imkânsız değil.

Mehmet Akif Koç
Mehmet Akif Koç
ODTÜ İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını "Uluslararası Güvenlik" sahasında, doktorasını Orta Doğu Çalışmaları alanında tamamladı. Orta Doğu tarihi ve jeopolitiği, Arap-İsrail ihtilafı, Türkiye-İran ilişkileri, Orta Doğu’nun uluslararası ekonomi-politiği konularında çalışmalarını sürdüren Koç, çeşitli haber ve analiz platformlarında uluslararası siyaset, dış politika ve strateji üzerine makale ve raporlar yayınlıyor, Modern Ortadoğu Tarihi seminerleri veriyor. Matbuat Yayın Grubu markasıyla sürdürdüğü kültür yayıncılığı faaliyetlerinin yanısıra, Farsça ve İngilizceden 40'ın üzerinde eseri Türkçeye kazandırdı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

İran’da rejim değişiminin imkânı (1): Bir seküler devrim mümkün...

İran’a yönelik son bir yıldır şiddetlenen İsrail-ABD saldırılarında Haziran 2025 savaşı ve Ocak 2026’daki silahlı kalkışma denemesinin ardından,...

Ateşkes ve Sonrası: İran’da Savaş Bitti Mi? Kim Kazandı?

İran’a karşı ABD-İsrail işbirliğinde girişilen savaştaki üçüncü faz da geride kaldı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan bu üçüncü...

ABD / İsrail İle İran Arasındaki Savaşta Sırada Ne...

7 Ekim 2023, muhtemelen modern Ortadoğu tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı bile. Binlerce...

İran Savaşı’nın sebepleri ve bir ateşkesin imkânı

Prusyalı general ve askerî tarihçi Carl von Clausewitz, savaşı, sırf basit bir şiddet gösterisi olmaktan öte, “siyasetin başka...

Hürmüz Boğazı Yeni Kriz Üssü Mü?

1956 Süveyş ve 1973 Petrol Krizleri bize ne söylüyor? ABD Başkanı Trump, 16 Mart 2025 tarihli bir açıklamasında,...

Bir Mucteba Hamaney Portresi: Medrese ile Kışla Arasında

İran’ı 1981-89 yılları arasında Cumhurbaşkanı, 1989-2026 arasında da Dini Lider (Rehber) olarak doğrudan yöneten Ayetullah Ali Hamaney, 28...

İsrail’in “Altıgen İttifakı” Planı ve Olası Senaryolar

Arkaplan ve temel hususlar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada ilk kez...

Bir Hafız Esad Portresi: Azınlık Asabiyesinden Devletleşme Tecrübesine

Suriye’nin modern dönem tarihinde en etkili aktör kuşkusuz, 1960’ların ortalarından 2000’deki ölümüne kadar Suriye’nin kaderi üzerinde söz sahibi...

1916, 1948 ve 1967: Araplar İçin 20. Yüzyıldaki En...

Modern Ortadoğu tarihine ve 20. yüzyıldaki hercümerce baktığım zaman, “Araplar açısından geçtiğimiz asırdaki en kritik dönüm noktası hangi...

“Altıncı Şehir”in Satır Aralarından “Münzevi Müellifine” Son Birkaç Söz

Türk edebiyatı ve yazı hayatının önemli isimlerinden Ahmet Turan Alkan, 21 Ocak 2026’da kendi inzivası ve gönüllü sürgünü...

ABD-İran nükleer müzakereleri: 2010, 2018 ve 2025’ten günümüze bakmak

Günümüzde büyük bir soruna ve bölgesel güvenlik krizine dönüşen İran nükleer programının ardındaki trajikomik gerçek, bugün Washington tarafından...

Bir “Muhalif Münevver” Portresi: Refik Halid Karay’a, Kendi Hatıratından...

Türk edebiyatı ve kültür hayatında “Kirpi” mahlaslı yazıları ve politik/entelektüel duruşuyla bilinen Refik Halid Karay (1888-1965) sadece bir...

Bir Rıza Pehlevî Portresi: İran İçin Umut Sürgündeki Yaşlı...

Yaklaşık yarım asırdır süren İran İslam Cumhuriyeti yönetimi, bilhassa son yıllarda daha ziyade siyasal baskılar, ekonomik çöküş ve...

20. Yüzyılın En Önemli Değişim Eşiği 1979 Yılı Olabilir...

Tarih her zaman kesintisiz bir ilerleme çizgisinde hareket etmez. Bazı dönemlerde, farklı coğrafyalarda ve farklı toplumlarda zahiren birbirinden...

Baskı Altında İran: Savaş, Yaptırımlar ve Ulusal Kimlik Üzerine...

İsrail’in Haziran 2025’te on iki gün süren savaş boyunca sergilediği hava üstünlüğü ve yüksek hassasiyetli vurucu kapasite, İran’ın...

“Çivisi Çıkmış Dünya”dan “Uygarlıkların Batışı”na Maalouf Perspektifi

Lübnan asıllı Arap-Fransız entelektüel Amin Maalouf’un, dünyanın gittiği doğrultu ve karşı karşıya kalınan küresel sorunlara dair iki ilgi...

Kimlikler Neden “Ölümcül” Olur veya Olmak Zorunda mıdır?

Modern toplumlarda kimlikler meselesi, bilhassa günümüzdeki gibi çatışmalı uluslararası dönemlerde ve “duvar”ların yükseldiği şartlarda daha dikkat çekici bir...

Hamas’ın Esad Suriye’si, Mısır ve İran’la İlişkilerine Halid Meşal...

Suriye’de 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün yıldönümünde Hamas’ın kıdemli liderlerinden Halid Meşal’in açıklamaları yeniden gündem oldu. Meşal, daha önce...

Suriye’nin İki Yüzyıllık Fay Hattı: 8 Aralık’ı Daha Geniş...

Ebu Muhammed Colânî, sonradan kullandığı gerçek ismiyle Ahmed el-Şara, 5 Aralık 2024’te Baas’ı gerileterek ele geçirdikleri geleneksel Sünni...

Gazze’de Ateşkese Yeniden Bakmak: Büyük Resimde Sırada Ne Var?

7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından İsrail’in topyekûn saldırıyla giriştiği katliam, Gazze’yi büyük bir enkaza dönüştürdü. Yaklaşık 70 bin...

İsrail Siyasetinin Yükselen İki Aşırı Sağ İkonu: Ben-Gvir ve...

-“Gazze’ye atom bombası atılmalı”  -“Gazze’deki çocuklara neden ateş edilmesin?”  -“(Cezaevindeki Filistinli esirler) Onların elinden her şeyi aldık, tek şey kaldı,...