23 Nisan: Kökleri ve Binlerce Yıla Dayanan İstişare Kültürümüz

Devlet Geleneğimizde Kurultay, Şûra, Divan ve Meclis

Tarih sahnesinde binlerce yıldır varlığını sürdüren Türkler, zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyan pek çok devlet inşa etmişlerdir. Bu siyasi yapıların uzun ömürlü ve dirençli oluşu, tesadüfi bir başarıdan ziyade; askeri, siyasi ve idari mekanizmaların devletin bekâsı adına nasıl organize edildiği sorusunu akıllara getirmektedir. Bu sorunun cevabı, Türk devlet felsefesinin kalbinde yatan “teşkilatçı” karakterdedir. Bu yapının en kritik unsuru ise yöneten ve yönetilen arasındaki hassas dengenin hukuk tarihi boyunca korunmuş olmasıdır. Halkın doğrudan yönetime dahil olmadığı dönemlerde dahi, devlet ile toplum arasındaki bağı diri tutan çeşitli “denetim” ve “danışma” enstrümanları kullanılmıştır. Burada asıl dikkat çekici nokta, mutlak iktidarın (devlet başkanının) keyfiyetini dizginleyecek ve yönetimi hukuki/geleneksel bir zemine oturtacak kurumların varlığıdır. Türk devlet geleneğinde temel unsur haline gelen “danışma” ve “istişare” kavramları yönetsel tasavvurun sonucudur.

Türkler, kurdukları devletlerde teşkilat yapısını kurgularken; “iktidarın sınırlandırılması“, “yönetime katılım”, “meşruiyet”, “denetim” ve “temsil” gibi anayasa hukukunun temel kavramlarını besleyen “meşveret” kurulundan yararlanmışlardır. Bu kadim yapı, İslamiyet öncesinde toy ve kurultay olarak adlandırılırken; İslamiyetin kabulüyle birlikte Kuran-ı Kerimde geçen “şûra ve istişare” düsturuyla bütünleşmiştir. Selçuklularda ve Osmanlı İmparatorluğunda bu anlayış, yüksek bir karar ve danışma mercii olan “Divan” kuruluna evrilmiştir. İmparatorluğun dağılma sürecinde Divan-ı Hümâyunun etkinliğini yitirmesi üzerine, yerini modernleşme sancılarıyla doğan “Meşveret Meclisi” almıştır. 1876 yılında I. Meşrutiyetin ilanı ile başlayan anayasal süreç, “Meclis-i Mebusan” ile kurumsal bir kimlik kazanmıştır (Ceylan, 2005). Millî Mücadele yıllarında toplanan yerel kongreler bu köklü geleneği silsile halinde devam ettirmiş ve nihayet 23 Nisan 1920de Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) açılışı ile bu tarihi kurumsallaşma süreci zirvesine ulaşmıştır.

Günümüz Türkçesinde danışma; bir işin esasına dair bilgi sormak, ehil olanın görüşünü almak ve meşveret etmek şeklinde tanımlanır (Türk Dil Kurumu, 2026). Şahsi meselelerden devlet idaresine kadar uzanan bu usul, insanın her konuda mutlak uzman olamayacağı gerçeğine dayanır. Devlet yönetiminde bu gereksinim hem isabetli kararların alınmasını hem de toplumun farklı kesimlerinin fikrinin yönetim kademesine yansımasını sağlayan “yönetsel danışma” olarak nitelendirilir (Kaçar, 2019). Kelime kökeni Arapça müşavere olan meşveret; bir konu üzerinde karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak ve akıl danışmaktır (Öztürk, 2013). Bu eylemi gerçekleştiren heyete ise “şûra” denilir. Hukuki bir perspektifle meşveret; yöneticinin bir karar vermeden önce o konunun uzmanlarının (meşveret ehli) leh ve aleyhteki görüşlerini bizzat dinlemesi sürecidir (Sönmez, 2015).

Türk devlet yapısında hakanın keyfi kararlar almasını engelleyen en önemli bürokratik mekanizma, milletin ileri gelenlerinden oluşan “Kurultay” (Toy) heyetidir (Sofuoğlu, 2004). Kökeni Türkçe kurul ve Moğolca tay ekine dayanan bu kavram, Oğuz Türkçesinde “Kengeş” (danışma meclisi) olarak karşılık bulmuştur (Ögel, 1982). Türklerin bu istişare kültürüne verdikleri önem, edebiyatımıza da yansımıştır. Kaşgarlı Mahmudun derlediği “Geniş elbise parçalanmaz, danışmakla gelişen bilgi ise bozuk çıkmaz” sözü, bu geleneğin sosyolojik derinliğini belgeler. M.Ö. 200lü yıllarda Mete Han ile başladığı kabul edilen Kurultay geleneğinde, meclis üyelerine “Toygun” denilirdi. Bu meclis, devletin her türlü meselesinin görüşüldüğü, hakana yardımcı ve denetleyici bir organ olma vasfı taşırdı (Ögel, 1982). Kurultayı asıl önemli kılan unsur ise hukuk sisteminin (Töre) kurultay tarafından belirlenmesi ve hakanın seçiminde söz sahibi olmasıydı. Geleneksel veraset sistemindeki belirsizliklere rağmen, hakan seçimi her zaman büyük evlat yoluyla değil, bazen bu meclisin onayıyla gerçekleşmiştir (Kafesoğlu, 1987).

İslamiyetin kabulüyle birlikte toy kavramı yerini şûra, meşveret ve divan terimlerine bırakmıştır. Emevî ve Abbasi dönemlerinde istişare tam anlamıyla kurumsallaşamamış olsa da tamamen terk edildiği de söylenemez (Ceylan, 2005). Selçuklularda bu yapı, hükümdarın başkanlık ettiği “Divan-ı Saltanat” çatısı altında sistemleşmiştir.

1299da kurulan Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklularından tevarüs eden devlet teşkilat yapısını doğru bir zemine oturtmuştur. Bu yapının adalet ve idare ayağını “Divan-ı Hümâyun” oluşturmuştur. XV. yüzyıldan XVII. yüzyıla kadar devletin idari kalbi olan Divan, toplantı mekânı olmanın ötesinde yüksek bir yargı ve danışma kurulu işlevi görmüştür (Mumcu, 2007). Hukukçu Ebulula Mardin ve Sıddık Sami Onar gibi isimlerin vurguladığı üzere Divan, bir nevi “Devlet Şûrası” veya “Yüksek Danışma Kurulu”dur (Gencer, akt. Kaçar, 2019). Fatih Sultan Mehmetin Kanunnâme-i Âli Osman’ındaki “…umuru saltanatı veziriazam sair vüzera ile ve defterdarlarım ile müşaveret ideler” hükmü, istişarenin padişah için bile hukuki bir zorunluluk olduğunu teyit eder.

XVII. yüzyıl sonlarında Divan’ın anlamını kaybetmesi üzerine I. Abdülhamid ve III. Selim dönemlerinde meşveret meclislerine ağırlık verilse de beklenen verim tam olarak alınamamıştır (Özilhan, 2020). Tanzimat Dönemi (1839-1876) ile başlayan Batılılaşma süreci, meclis tipi kurumların inşasını hızlandırmıştır. II. Mahmut tarafından 1838de kurulan “Dâr-ı Şûrâ-yı Askerî“, modern danışma kurullarının öncüsüdür (Karal, 1995). Tanzimat Fermanı’nın getirdiği can ve mal güvenliği ilkesini hayata geçirecek olan “Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye”, 1868de yargı ve yasama işlevlerine göre “Şûrâ-yı Devlet” (Danıştay) ve “Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliye” (Yargıtay) olarak ikiye ayrılmıştır.

1876da ilan edilen Kanun-i Esasi ile Osmanlı, anayasal meşruti rejime geçmiştir. Bu yeni düzen, kadim meşveret geleneğinin modern hukukla harmanlanması olarak yorumlanmıştır (Okandan, 1977). Türk tarihinin ilk çift meclisli yapısı olan bu sistemde; halkın seçtiği “Meclis-i Mebusan” ve padişahın seçtiği “Meclis-i Âyan” yer almıştır. Ancak padişahın fesih yetkisi ve yasama üzerindeki mutlak hakimiyeti, meclisi başlangıçta sembolik bırakmıştır (Kili, 1995). 1908 II. Meşrutiyet ilanı ve 1909 anayasa değişiklikleri ile meclisin yetkileri artırılmış, hükümetin meclise karşı sorumlu olması ilkesi getirilerek parlamenter sistemin temelleri atılmıştır (Ceylan, 1998).

16 Mart 1920de İstanbulun resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, Türk siyasi tarihinde “patrimonyal” (kişisel) geleneğin son bulduğu ve egemenliğin halka geçtiği süreci başlatmıştır (Kaya, 1997). Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920 genelgesiyle Ankarada olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını ilan etmiştir. 23 Nisan 1920de Hacı Bayram Veli Camisinde kılınan Cuma namazından sonra dualarla açılan TBMM hem bir kurucu meclis hem de Millî Mücadelenin sevk ve idare merkezi olmuştur.

Açılışı ve teşkilatlanma süreci birlikte değerlendirildiğinde, Birinci Meclisin olağanüstü tarihsel şartlar içerisinde vücut bulduğu açıkça görülmektedir. Bu meclis, yayımlanan seçim bildirisi doğrultusunda seçilen temsilciler ile İstanbulun işgali üzerine Ankaraya geçerek çalışmalara katılan son Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinden teşekkül etmiştir. Yapısal açıdan incelendiğinde ise çiftçi, tüccar, avukat, doktor, mühendis, din alimi, gazeteci, bankacı, memur, öğretmen, diplomat, asker ve aşiret reisleri gibi son derece geniş ve çeşitli meslek gruplarından temsilcileri bünyesinde barındırdığı görülmektedir. Bu yönüyle Birinci Meclis, yalnızca siyasal bir organ olmanın ötesinde, Türk milletinin çok katmanlı toplumsal yapısını yansıtan güçlü ve kapsayıcı bir temsil makamı niteliği kazanmıştır.

Söz konusu meclisin siyasal yapılanması, ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü koşulların bir yansıması olarak şekillenmiş ve temel hedefini tam bağımsızlık ideali oluşturmuştur. Millî karakter taşıyan bu yapıda kurumsallaşmış siyasi partiler bulunmamakla birlikte, farklı düşünce akımlarını temsil eden gruplar mevcuttur. İslamcı, Türkçü, İttihatçı ve Bolşevik eğilimli temsilcilerin bir arada yer alması, meclisin çoğulcu niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, inkılâpçı bir karakter taşıyan Birinci Meclis, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendi bünyesinde toplayarak egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu ilkesini fiilen hayata geçirmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte Millî Mücadele süreci yeni ve belirleyici bir aşamaya ulaşmış; mücadelenin sevk ve idaresi doğrudan meclis eliyle yürütülmeye başlanmıştır. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün 24 Nisan 1920 tarihinde mecliste yaptığı konuşmada ifade ettiği üzere, artık meclisin üzerinde herhangi bir güç bulunmamaktadır (Atatürk, 1995). Bu ifade, egemenliğin kaynağının köklü bir biçimde değiştiğini ve yönetim anlayışının şahıstan millete intikal ettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Orta Asyanın bozkırlarında filizlenen kurultay geleneği, Osmanlı’nın devlet merkezinde sistemleşen divan kültürüyle harmanlanarak asırları aşan bir kurumsallaşma mirası bırakmıştır. Bu kadim süreç; 23 Nisan 1920de, Hacı Bayram Veli Camiinde eda edilen Cuma namazının manevi iklimi ve dualar eşliğinde açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile modern, sarsılmaz bir parlamenter yapıya evrilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Orta Asya ve Orta Doğu coğrafyasında da kurumsallaşma süreçlerine örnek oluşturan, ilke ve esaslarıyla öne çıkan seçkin bir yasama organıdır. Bu nedenle, tarihsel süreç içinde üstlendiği öncü rol ile sahip olduğu siyasal ve hukuki önemide ayrıca vurgulanması gerekmektedir. Her ne kadar tarihsel süreç içerisinde kurucu değerleriyle her zaman aynı doğrultuda olmayan karar ve icraatlara sahne olsa da TBMM, ruhunda saklı olan o asli misyonu daima korumuştur. Bu tarihsel süreklilik, Türk siyasal hayatının merkezinde yer alan istişare ve ortak akıl geleneğinin, zamana yenilmeyen kesintisiz bir irade olarak varlığını sürdürdüğünün en somut nişanesidir.

Nice 23 Nisanlara

KAYNAKÇA

Atatürk, M. K. (1995). Nutuk. Sürekli Yayınları.

Bayur, Y. H. (1973). Türkiye devletinin dış siyasası. Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Ceylan, A. (1998). Türk hukuk tarihinde meşveret düşüncesi ve uygulaması [Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi].

Ceylan, A. (2005). Osmanlı’da Meşrutiyet öncesi merkezî meclisler literatürü. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3(5), 623-646.

Çoker, F. (1993). Türk parlamento tarihi: Millî Mücadele ve TBMM I. dönem, 1919-1923. Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı.

Kaçar, Y. (2019). Türkiyede merkezî idareye yardımcı danışma kurulları [Yüksek lisans tezi, Karabük Üniversitesi]..

Kafesoğlu, İ. (1987). Türk millî kültürü. Boğaziçi Yayınları.

Karal, E. Z. (1995). Osmanlı tarihi (Cilt 5: Nizam-ı Cedid ve Tanzimat devirleri, 1789-1856). Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Kaya, E. (1997). Misâk-ı Millî’nin sınırları. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 8, 175-186.

Mumcu, A. (2007). Osmanlı Devletinde siyaseten katl. Phoenix Yayınevi.

Okandan, R. G. (1948). Umumi amme hukukumuzun: Ana hatları. İsmail Akgün Matbaası.

Ögel, B. (1982). Türklerde devlet anlayışı (Cilt 1). Başbakanlık Basımevi..

Öztürk, N. (2013). Kuruluş Döneminde Osmanlı’da meşveret kültürü. Türk Dünyası Araştırmaları, 207, 181-192.

Sönmez, A. (2015). Şûra ve Rasulullah’ın müşaveresi. İnkılâb Basım Yayım.

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk
Doç. Dr. Ramazan Arıtürkhttps://ekopolitik.org.tr
Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi'nde Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi'nde çift anadal yaparak tamamlayan Ramazan Arıtürk, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Marmara Üniversitesi'nde yürüttü, 2025 yılında doçent unvanı aldı. Bakırköy Florya ve Sarıyer Adile Sadullah Polis Meslek Yüksekokulu'nda, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Sabahattin Zaim Üniversitesi'nde dersler veren Arıtürk’ün yayınlanmış altı kitabı vardır. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ve gençlik hareketlerinde aktif rol alan Arıtürk, halen Ekopolitik Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı, MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olmasının yanısıra İlim Yayma Vakfı Kurucular Kurulu Üyesi, BUVAKIF Kurucu Mütevelli Heyeti Üyesi, KONSIAD Kurucu Üyesi ve Aya Sanat ve Düşünce Vakfı Kurucusudur.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Kurumsal Bir Yıkımın Anatomisi

Bölgemizde Demokrasi, Sivil Toplum ve Vakıfların Tarihsel Dönüşümü: Günümüz küresel siyasetinin ve siyaset felsefesinin en çetrefilli sorularından biri, İslam...

Hakim Güvencesi: Yasal Düzenlemeden Fiili Bağımsızlığa

İnsanlık tarihinin yeryüzündeki serüveniyle yaşıt olan adalet mefhumu, insan olmanın özünü ve gayesini teşkil eden, her devirde düşünülmüş,...

Adaletin Sessiz Güvencesi: Adil Yargılanma Hakkı

Hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları; modern toplumların asırlara sâri olan zorbalık, şiddet ve keyfilik mücadeleleri neticesinde ulaştığı...

Köklerden Geleceğe: Din ve Medeniyet

Orta Asya’dan Türkiye’ye Bugünü Anlamak ve Yarını İnşa Etmek   Medeniyet dediğimiz kavram, çoğu zaman yalnızca teknolojik ilerleme, şehirleşme ya...

Adaletin Mekânsal Sembolizmi: Ankara İçin Bir “Adalet Kulesi” Manifestosu

Hukuk, yalnızca normatif kuralların sistematik bir toplamı yahut pozitif metinlerin teknik bir derlemesi olarak kavranamaz. O, bir toplumun...

Bir Marştan Fazlası: İstiklal Marşı’nın Anayasadaki Yeri ve Milletin...

İstiklal Marşının kabulünün 105. yılı anısına Milletlerin tarihsel varlığını ve kolektif kimliğini ayakta tutan temel sembollerin başında bayrak, dil,...

Adalet: Devletin Temeli ve İnsanlığın Ortak Değeri

Adalet, insanın ve devletin varlığını anlamlı kılan en temel değerlerden biridir. O, yalnızca bir ihtiyaç değil; aynı zamanda...

Müvekkilim Erbakan

Çocukluk bazen kaderin kenarına düşülmüş bir dipnottur. Henüz ilkokul çağındayken, Konya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Bayat köyünde, elimde yağlıboya...

Akıl–Din–Ahlak ve Hukuk İlişkisi ile Laiklik ve Günümüz Türkiye’si

Giriş: Hakikatin Üç Ayağı İslam düşünce tarihinde akıl, vahyin muhatabı olan insanın en temel yetisi olarak kabul edilmiştir. Ne...

Türkiye’de Adalet Krizi: Gelenek, Otorite, Bireysel Akıl ve Uygulama

Giriş İnsan düşüncesi tarih boyunca iki temel çekim merkezi arasında şekillenmiştir: gelenek ve akıl. Gelenek; din, mezhep, kültür, örf,...

Kriz ve Çürüme Çağında Medeniyet, İktidar ve Türkiye Deneyimi

İnsanlık tarihi, yalnızca ilerleme ve birikim süreçlerinden değil; aynı zamanda çözülme, gerileme ve çürüme evrelerinden de oluşur. Kriz...

Ekopolitik Düşünce Merkezi Yargı Araştırmaları Raporu Bize Ne Diyor?

Ekopolitik Düşünce Merkezi olarak yaklaşık on ay süren titiz bir çalışmanın sonucunda “Yargı Araştırması Raporu” nu kamuoyu ile...

Neo-Royalizm, Trump Yönetimi ve Uluslararası Düzenin Dönüşümü

Lider Merkezli Siyasetin Yükselişi Uluslararası siyasetin son on yılına damgasını vuran gelişmeler, mevcut kavramsal çerçevelerin açıklayıcılığını giderek tartışmalı hâle...

Mehmet Akif Ersoy’un Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Hukuk Devleti Algısı...

I. GİRİŞ: 27 Aralık, yalnızca bir vefat tarihini değil; bir milletin vicdanında yankı bulan bir sesi, kelimelere sığmayan bir...

Lekelenmeme Hakkı, Masumiyet Karinesi ve Soruşturma Gizliliğinin Medya Yoluyla...

Türk Hukukunda Lekelenmeme Hakkı, Masumiyet Karinesi ve Soruşturma Gizliliğinin Medya Yoluyla İhlali GİRİŞ Ceza muhakemesi hukuku, devletin bireyin temel...

Siyaset: Kimliğin, Zamanın, Kültürün ve Devamlılığın Arayışı

Siyasete baktığımda çoğu zaman kendi zamanını aşamayan bir aceleciliğin, tarih ile gelecek arasında sıkışmış bir telaşın izlerini görürüm....

Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı ve İstanbul 13. Ağır Ceza...

GİRİŞ Hukuk devleti ilkesinin temelini, yasaların herkes için bağlayıcı olması kadar yargı kararlarının da hukuk düzeninde kesinlik ve bağlayıcılık...

Avi Shlaim’in Perspektifinden İsrail–Filistin Çatışmasına Tarihsel Bir Bakış

Ekopolitik’in “Dünyaya Yön Verenler” başlıklı programında konuk edilen ünlü tarihçi ve uluslararası ilişkiler profesörü Avi Shlaim, İsrail–Filistin çatışmasının...

Ata Yurduna Dönüş — Türkmenistan’da Bir Kalp Sarsıntısı

Uçağın tekerlekleri Türkmenbaşı pistine değdiği an, içimde tarif edemediğim bir sarsıntı hissettim. Ne korkuydu bu, ne de sıradan...

Küresel Sumud Filosu’nun meşruiyeti ve İsrail müdahalesinin hukuksuzluğu

Ekopolitik Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Arıtürk, Küresel Sumud Filosu'nun statüsünü ve hukuki pozisyonunu Yeni Şafak için...

Başlarken…

Ekopolitik’in logosunda bulunan “arı”, kurumsal kimliğimizin en önemli alegorisidir. Zira Ekopolitik’te bir araya gelen araştırmacıların en değerli hususiyeti...