13 Temmuz 2026’da Amerikan basınında New York Times gazetesinde çıkan bir haberde, İran’ın 2005-2013 yılları arasında cumhurbaşkanlığını üstlenen Mahmud Ahmedinejad’ın İsrail ile işbirliği yaptığı ve İran’da askerî saldırılar sonrası oluşacak yeni ortamda ülkenin liderliğini üstlenmesi için kendisinin “devşirildiğine” dair bir haber yayınlandı. Aynı gün bu haberin daha detaylandırılmış bir versiyonu İsrail basınında Haaretz tarafından yayınlandı.
Peki bu iddialar doğru mu, Ahmedinejad nasıl bir arka plandan geliyor ve şu andaki pozisyonu bu tür iddiaları ne ölçüde doğruluyor?
Ahmedinejad’ın geçmişi ve temsil ettiği çizgi
Ahmedinejad gençliğinde Devrim Muhafızları ve istihbaratın içinden gelmiş bir isim. Aslen Semnan bölgesinden Fars kökenli bir isim, Devrim’in diğer pek çok önde gelen ismi gibi o da yoksul bir ailede 1956 yılında dünyaya geldi. 1976’da girdiği üniversite sınavında ülke çapında derece yaparak İran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne girdiği kaydedilir, mühendislik alanındaki lisansının ardından ulaşım mühendisliği ve planlama alanındaki doktorasını 1997’de yine aynı üniversitede tamamladı.
Devrim’den sonra Humeyni’ye bağlılık içinde oldu ve bu çizgisini bozmadan siyasi sahnede sürdürdü. 1979 Kasım’da ABD Büyükelçiliği’nin basılması olayına karıştığına dair söylentiler zaman zaman dolaşıma sokuldu; hatta 2005’te dönemin ABD Başkanı George W. Bush da bunu dillendirdi, ancak hem İranlı yetkililer hem de CIA kaynakları baskın olayındaki rolünü yalanladı. Baskını yapan öğrencilerin genellikle sol/sosyalist kanada mensup olması, buna karşılık Ahmedinejad’ın Humeyni’nin çizgisinde olduğunu düşününce bu iddiaları daha zayıf kılıyor. Ancak eski Cumhurbaşkanı Beni Sadr gibi bazı isimlerin, Ahmedinejad’ın bu süreçte sefareti ele geçiren isimlerle üst kademe arasında irtibat görevi gördüğüne dair iddiaları da yalanlanmış değil. Bununla birlikte, bu tür iddiaların dolaşıma sokulmasının Ahmedinejad’ın ülke içi ve dışındaki popülaritesine ve siyasi kariyerine katkıda bulunduğunu, bu nedenle yüksek sesle ve doğrudan kendisi tarafından reddedilmediğini de vurgulamakta fayda var.
Devrim’in ilk yıllarında üniversite öğrencilerinin Halkın Mücahitleri gibi sol/sosyalist örgütlere kaymasını engellemek için kurulan Defter-i Tahkim-i Vahdet gibi yapıların içinde yer aldı. Üniversite mezuniyeti sonrası, devrim nedeniyle eski yetişmiş kadroların biçildiği devlet mekanizmasının taşra teşkilatlarında hızla yükseldi. Savaş süresince İran’ın batı bölgelerinde, Kürtler ve Azerbaycan Türkleriyle meskûn bölgelerde (Makü, Hoy, Kürdistan vd) kaymakamlık, danışmanlık, valilik gibi sivil görevler üstlendi. Nihayet 1993-97 yılları arasında Tebriz’den ayrılarak kurulan Erdebil vilayetinin (ostan) valiliği görevine getirildi. Ancak mensubu olduğu muhafazakâr çevrelerle güç yarışı içindeki Reformcuların temsilcisi Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde bu görevinden ayrıldı, bunun üzerine üniversitedeki mühendislik fakültesi hocalığına geri döndü.
Ancak bu yeni dönemde artık Tahran’daydı, göz önündeydi; İran iç siyasetinde muhafazakâr-reformcu kavgası süratle devam ederken, Ahmedinejad da Tahran şehir konseyi seçimlerine katılıp seçildi, ardından da 2003’te başkentin belediye başkanı olarak görevlendirildi. 2003-2005 yılları arasında Tahran Belediye Başkanı olarak hem merkezdeki üst düzey muhafazakâr müesses nizam çevrelerine yakınlaştı, hem de izlediği popülist politikalarla şehrin yoksul ve dindar kesimlerine sıcak gelecek icraatlarda bulundu. Nihayet bu yükselişi onu 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tartıya çıkaracaktı.
Hatemi gibi güçlü bir isimden sonra muhafazakâr kesimlerin güçlü bir aday üzerinde ittifak edememesi üzerine, aslında 2005 seçimlerinde Humeyni’nin hayattayken en yakınındaki isimlerden Hüccetülislam Rafsancani en kudretli aday olarak görülüyor, seçilmesine neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat dip dalga başarılı olacak, Ahmedinejad ilk turda Rafsancani’nin gerisinde kalsa da, milyonlarca yoksul ve memnuniyetsiz seçmenin oyuyla ikinci turda geçerli oyların üçte ikisini alarak cumhurbaşkanı seçilecekti. 2009’daki tartışmalı seçimlerde ise Reformcu kanattan Mir Hüseyin Musevi ve Mehdi Kerrubi’nin önünde seçimi galip kapattığı açıklandı, ancak hile ve usulsüzlük iddialarına dayanan şayialar dinmedi. Yeşil Hareket protestoları haftalarca sürdü, yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği protestolar sonucu Ahmedinejad’ın ikinci dönem cumhurbaşkanlığı süreci başladı.
Ancak müesses nizam 2009’da Ahmedinejad’ı açıkça destekleyip arkasında saf tutsa da 2011’de Rehber Ayetullah Hamaney ile Cumhurbaşkanı Ahmedinejd arasında büyük bir politik kriz baş gösterdi. Önce atamak istediği bakanların bir kısmı Meclis’te onay alamadı, ardından 2011 ilkbaharında Rehber’e yakın bir isim olan İstihbarat Bakanı Haydar Muslihi’yi görevden almak istedi, fakat Hamaney devreye girip Muslihi’yi görevinde tuttu. Ahmedinejad’ın yardımcılarından Ali Ekber Cevanfikr bu süreci tanımlarken Ahmedinejad’ın “boğazına bir diken takılmışcasına acı içinde olduğunu, bu dikeni ne tükürebildiğini ne de yutabildiğini” yazdı. Anayasal kriz nedeniyle Ahmedinejad görevinden ayrılmak istese de buna da izin verilmedi, bunun üzerine haftalarca kamuoyu önüne çıkmadı ve rahatsızlığını açıkça gösterdi.
Ahmedinejad kolu kanadı kırılmış vaziyette, bir şekilde ikna edilip görevine dönse de son iki yılını zorluk içinde geçirdi, kritik görevlere atamak istediği danışmanları Rehber ve çevresinin vetosuyla engellendi. 2013’te biten görevinden sonra çeşitli defalar Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday adaylığını açıklasa da müesses nizamla yaşadığı sorunlar nedeniyle adaylığı her defasında engellendi. Buna ilaveten Rahim Meşaî, Hamid Bekâî, Cevanfikr gibi kendisine çok yakın isimler nizamla sorunlar yaşamış ve sonradan yargılanıp hüküm giymişlerdi. Eski İran milliyetçiliğine yaptığı vurgular da yine ulema arasında hoş karşılanmadı.
Ahmedinejad’ın gençliğinde bir dönem Ayetullah Halebî’lerin, Humeyni tarafından yasaklanan “Encümen-i Mehdeviye-yi Hüccetiye” cemiyetine mensubiyeti de sıkça üzerinde tartışılan konulardandır ve muhalifleri tarafından sıklıkla dolaşıma sokulur. Görevdeyken aşırı söylemlerle giriştiği Mehdi vurgusu, Cemkârân Mescidi ile manevi bağlantısı, Mehdi’ye mektuplar vs gibi hususlar ulema çevrelerinde pek hoş karşılanmayan şeylerdi. Nitekim bu çevrelerde Hüccetiye bir nevi “Tanrı’yı kıyamete zorlayıcı” ekolün temsilcisi olarak görülür, Ahmedinejad ise bu adımlarından dolayı da pek sevilmez.
İsrail ajanlığı iddialarının değerlendirilmesi
Ahmedinejad 2013’ten sonra siyasetten tamamen silindi, bir dönem Hamaney ve Devrim Muhafızları’nın desteğiyle oturduğu cumhurbaşkanlığına sonradan her aday oluşunda hakaret edilerek adaylığı veto edildi. Siyasetin dışına itilmesi onu hırslandırsa da gözetim altında tutuldu, tutuklanmadı ama manevra alanı iyice daraltıldı. Görevdeyken Rehber’e kafa tutması ve rejim karşıtlarının kullanacağı argümanlara sebebiyet vermesi hiçbir zaman affedilmedi.
Cumhurbaşkanı iken hem nükleer faaliyetlerin süratle hız kazanıp yükselişi hem İsrail karşıtı nefret söylemleri had safhadaydı. Ahmedinejad’ın sözkonusu dönem doğrudan nükleer silah sahibi olmaya sıcak baktığı biliniyor, ancak Hamaney yakın danışmanları tarafından bunun tersine ikna edildiği ve diplomatik kanallar da bu adıma karşı çıktığı için bu program nükleer silaha dönüşmedi [şimdilik].
İlginç şekilde, görevdeyken kullandığı söylemler (Holokost’un gerçekliğini ve kapsamını sorgulaması, İsrail’in haritadan silinmesi vs) ve politikaları nedeniyle, İsrail dışında ülkedeki reformcu ve muhalif kesimler de hâlihazırda kendisinden nefret ediyor. Bunun en büyük sebebi 2009 seçimlerindeki usulsüzlük iddiaları ve sokaklarda öldürülen muhalifler elbette. İçerideki ve dışarıdaki muhalefet bu dönemdeki duruşunu hiç affetmedi, muhalif kesimlere yaptığı her uzlaşı çağrısında karşısına bu süreç çıkartılıp itibarı yerle bir edildi. Günün sonunda hem muhaliflerin hem müesses nizamın hem de Amerikalılar ve İsrail’in nefret ettiği, yalnızlaştırılan bir figüre dönüştü.
Peki Mossad böylesi bir geçmişe sahip olan, İran siyasetinde başından beri radikal ve güvenlikçi kanatta yer alan Ahmedinejad’ı gerçekten devşirmiş olabilir mi? Küçük de olsa bir ihtimal var; Ahmedinejad’ın 2011’den itibaren müesses nizamla yaşadığı sorunları, bir kenara itilmişlik psikolojisini ve siyasi hırslarını kullanmak istemiş olabilirler. Ancak buna çok düşük ihtimal veriyorum. Devrim Muhafızları ve nizamla kavgalı da olsa, mevcut yönetimin devrilmesi halinde, onun liderliğinin içeride ve dışarıdaki muhaliflerin desteğini alabilmesi imkânsız, İsrail ve ABD’nin ona güvenebilmesi ise daha da imkânsız. İran’daki geniş Muhafazakâr yığınlarsa zaten onu bir kenara itmiş durumda.
Ahmedinejad’ın ofisinden, New York Times gazetesinde çıkan haberden sonra yapılan açıklamada, bu iddialar açıkça yalanlandı ve kendisinin tutuklu veya gözaltında olmadığı duyuruldu. En son 2026 Temmuz ayının ikinci haftasında Ayetullah Hamaney’in cenaze törenine katıldı; benim de katılarak gözlemlerde bulunduğum bu merasimlerde kendisine yönelik bir protesto da görmedim, basında yer alan bazı cılız seslerin de İran siyaseti içerisinde pek bir hükmü yok. Tahran’dayken İranlı yetkililere bu haberleri sorduğumda tutuklama, gözaltı vs iddialarını yalanladılar. Dolayısıyla İran siyasetinde Ahmedinejad’ın hareket alanı daraltılmış olabilir ama gözaltı için somut zemin yok.
Öte yandan Ahedinejad’a yönelik bu iddialar, bir başka benzer süreci hatırlatıyor: İsrail-ABD-İran diasporası üçgeninde son iki senedir Kudüs Gücü Komutanı ve Kasım Süleymani’nin yakın dostu/halefi İsmail Kaanî’ye yönelik de benzer bir kampanya yürütülmüş, İran’ın Ortadoğu’daki bu en etkili askerî gücü casusluk iddialarıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı. Kaanî’ye yönelik bu söylemlerin propaganda olduğu aşikârdı, nitekim kendisi Hamaney’in hayattayken bir programda kamuya açık şekilde yanında görününce bu kampanya boş çıktı.
Hâlihazırda benzer bir durum ve medya üzerinden algı yönlendirme kampanyası, Ahmedinejad için yapılıyor. Göründüğü kadarıyla, resmi açıklamalar ve kendi gözlemlerim ve çıkarımların bunun da altı boş bir iddia olduğunu gösteriyor. Burada ABD/İsrail ikilisinin amacının, politik elitler arasında ve halkın yönetime karşı itimadını zedelemek olduğunu, en üst düzeydeki isimlerin bile “devşirilebilir karakterde ve satılık” karakterler olduğu algısı oluşturmaya yönelik olarak kullanıma sokulduğunu düşünüyorum.
İran’a yönelik ABD-İsrail ortak saldırısının medya düzeyindeki izdüşümü olduğunu değerlendirdiğim bu haberlerin, bir yanıyla bir Amerikan gazetesi, diğer yanıyla bir İsrail gazetesinin ortak mahsulü ve koordinasyon içindeki bir algı yönlendirmesi olduğu, savaşın psikolojik harp boyutuyla yürütülme çabasına yönelik olarak dolaşıma sokulduğu görülüyor.

