“Tanrı’nın Kuraltanımaz Kulları”: Göz önünde ama görünmez dervişler

Tasavvuf, günümüzde çoğunlukla yanlış anlaşılan ve hemen herkesin kendi meşrebine göre kimi zaman hayranlıkla kim zaman kuşkuyla andığı, ama pek kimsenin üzerinde detaylı bilgi sahibi olmadığı, bilhassa tarihsel boyutuyla pek düşünülmeyen bir kavram. Bunda şüphesiz, tasavvufun tarihteki bireysel yansımalarının arka planda kalmasının ve daha ziyade çeşitli tarikatler yoluyla ortaya konulan temsillerinin de rolü var. Ancak tasavvuf ve dervişlik geleneğinin tarihsel serüveninde fevkalade ilgi çekici duraklar da var kuşkusuz.

ABD’de Maryland Üniversitesi’nde Tarih bölüm başkanlığı görevini de yürüten Prof. Ahmet T. Karamustafa, Orta Çağlar’da Orta Doğu’nun kültür tarihi üzerine çalışmalarıyla bilinen kayda değer bir akademisyen ve araştırmacı. Türkiye’de tarih meraklıları kendisini daha ziyade 1994’te Utah University Press tarafından yayınlanan nitelikli çalışması, God’s Unruly Friends: Dervish Groups in the Islamic Later Middle Period, 1200-1550 ile tanıyor. Türkçeye Tanrı’nın Kuraltanımaz Kulları: İslam Dünyasında Derviş Toplulukları (1200-1550) adıyla çevrilen kitap, aslında tam da bu dervişlik olgusunun fazlasıyla gölgede kalmış ve üzeri örtülen bir yönünün üstündeki perdeyi kaldıran, şimdiden modern klasikler arasına girmeyi hak edecek bir referans kitap olmayı başarmış durumda.

Dikkat çekici bir zaman ve mekân çerçevesi

Aslında tasavvuf ve dervişlik kültürü, Türk-İslam sentezi eksenli daha medeniyetçi çevreler için, tarihsel anlamda olumlu rolüyle kodlanan ve Ahmed Yesevî, Mevlânâ, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Hacı Bayram-ı Veli, Sarı Saltuk gibi şöhretli isimlerle anılan bir geleneğe atıf yapıyor. Ancak Karamustafa’nın kitabı ve Prof. Ahmet Yaşar Ocak gibi araştırmacıların çalışmaları, bu geleneğin homojen bir yekpare bütün olmadığını, zaman zaman “sapma” olarak nitelenen çeşitli “heterojen” grup ve isimleri de kapsadığını ortaya koyuyor. Kişisel olarak da bu çizgi dışı dervişler ve ana akım gelenekle kurdukları ilişki daha fazla dikkatimi çekiyor ki günümüzde bu geleneği sürdüren örgütlü sufî çevreler yok denecek kadar azalmış durumda. Yerleşik kültürün dominasyonunun artmasıyla, sınır aşan göçebe/gezgin dervişlerin mobilizasyonu kısıtlandıkça bu çizgi dışı dervişlik gelenekleri de yok olmaya yüz tutmuş durumda.

Karamustafa bu tarihsel olguyu, toplumsal-dini normlara meydan okuyan derviş toplulukları ve cemaatleri ekseninde ele alıyor. Hindistan’dan İran’a, oradan Irak ve Suriye-Mısır gibi Arap kuşağı üzerinden Anadolu’ya ulaşan bir eksende Kalenderîler, Haydarîler, Câmîler, Celâlîler, Şems-i Tebrizîler, Cavlakîler, Abdallar gibi heterodoks derviş gruplarının inanç sistemlerini, yaşam tarzlarını ve toplumsal rollerini mercek altına yatırıp inceliyor.

Karamustafa, zaman olarak da oldukça ilgi çeken bir döneme odaklanıyor: Haçlı ve Moğol istilalarının bütün bir İran, Mezopotamya, Anadolu ve Suriye bölgesinin altını üstüne getirdiği, imparatorlukların yıkılıp yenilerinin kurulduğu 1200’lerden başlayarak, İran’da Safevîler, Anadolu’da Osmanlılar ve Suriye-Mısır’da Memlûkler’in üç güçlü imparatorluk olarak ortaya çıkıp birbiriyle rekabet haline girdiği bir döneme odaklanıyor. Ancak kitapta bu zaman ve mekân çerçevesi yeterince vurgulanmış ve ayırt ediciliği, dönüştürücülüğü açıklanmış değil. Keza sınırlar aşan dervişlerin, bilhassa 16. yüzyılla birlikte yavaş yavaş kabuğuna çekilip artık coğrafyalar aşamaması olgusuna da hemen hiç değinilmiyor. Hâlbuki örneğin Osmanlı-Safevî husumeti iki taraftan geliş gidişleri de sınırlayıp kısıtlayan, hatta karşı taraftan gelenleri casus ve düşman belleyen bir güvenlik iklimi yaratmıştı. Bu toplulukların artık sınırlar aşamaması daha ziyade bölgedeki güçlü merkezi imparatorlukların birbiriyle sorunlu ilişkilerinin bir yansımasıydı.

Toplumsal normlara meydan okumak

Karamustafa, sapkın zâhidlik (deviant renunciation) kavramını merkeze alarak, bu toplulukların dini otoriteye ve toplumsal normlara karşı çıkışlarını, gezgin yaşam tarzlarını, dilencilik pratiklerini ve çilekeşlik anlayışlarını tartışır. Eser, bu grupların İslam coğrafyasındaki (Anadolu, İran, Orta Asya ve kısmen Arap dünyası) çeşitliliğini ve etkileşimlerini ele alarak, tasavvuf tarihine ciddi bir katkı sunuyor. Bunu yaparken gayet nesnel ve eleştirel bir dil ve üslup benimsiyor ki bu tür kültür tarihi ve tasavvuf/dervişlik araştırmalarında bu çizgiyi tutturmak zor. Genellikle “mistik kahramanlar, gâzi dervişler” formunda veya “sapkın asiler” şeklinde kodlanan bu zümreleri, aslında getirip günlük hayatın içindeki rolleriyle önümüze koyuyor Karamustafa.

Tarihsel bağlamı ve toplumsal işlevlerini özellikle vurgulaması, çok sayıda dönem kaynağı ve seyahatnameye yansıyan ilgi çekici yönleriyle, yerleşik halk ve diğer tarikat / cemaatlerle ilişkileri, resmi devlet görevlileriyle aralarındaki mesafe ve kural tanımaz tavırları kitapta farklı dönem ve ülkelerden onlarca örnekle ortaya konuluyor ki kitabın 1990’larda yarattığı büyük etki biraz da bu metodolojisi ve zengin kaynak kullanımına bağlı. Bu açıdan bilhassa Kalenderîler veya Haydarîlerin Anadolu köy ve kasabalarındaki yerleşik Sünni normlara aykırı davranışlarına, halkla aralarındaki ilişkinin doğasına ve hayatı ve dünyayı kendine has algılayış biçimlerine ciddi bir vurgu var kitapta.

Karamustafa özellikle İran kökenli derviş cemaatleri olan Kalenderîler veya Haydarîleri merkeze alarak, bu gezgin dervişlerin toplumsal norm karşıtı duruşlarına birbiriyle bağlantılı iki ana eksende değinir: i) dünyayı yadsıma ve zühd/zâhidlik eksenli bir istiğna hali, ii) kural karşıtı fiziksel görünüş ve yerleşik âdetleri kaygısızca yok sayma. Zâhidlik olgusu biraz da yerleşik toplumların maddeyle kurdukları materyal ilişkilere tepki olarak kendini gösterir. Bazı yerleşik tasavvuf cemaatlerinde bu ibadet merkezli bir zühde yol verirken, Karamustafa’nın odaklandığı gezgin dervişler ibadetle arası olmayan gruplardır ki doğrudan dilencilik ve berduşluk formunda bu istiğnalarını ortaya koyarlar. Keza toplumsal normlara karşı kural tanımaz kaygısızlık da fiziksel görünüşlerine yansır: Elbise giymeyen, yaz kış yarı çıplak gezen ve üstlerine birkaç parça bez veya çuval örten, çahar darb denen dörtlü tıraşla (saç, sakal, bıyık ve kaşların kazınması) tamamen aykırı bir şekilde köy ve kasabaların çeperlerinde beliren bu gezgin dervişlere dair çok sayıda anekdot ve gözlem aktarılır.

Coğrafyalar arası geçişler ve etnik kökenler

Karamustafa’nın üzerinde durduğu cemaatlerden Cevlâkî-Kalenderîlerin kurucusu Cemâleddin Sâvî (veya Sâvecî) olup, 1232’de ölen bu derviş bir medrese talebesiyken dervişlik yolunu seçer. İran’da Kum-Kazvin arasındaki Sâve bölgesinden olmakla birlikte, başında olduğu derviş cemaati Şam ve Dimyat gibi o dönemde önce Eyyûbîler ardından Memlûkler’in hâkimiyeti altındaki bölgelerde ortaya çıkar. Ancak Prof. Karamustafa’nın da işaret ettiği şekilde bu berduş dervişler bölgedeki Araplar arasında yayılma alanı bulamaz, daha ziyade Türk ve Fars unsura dayanır. Bunda tasavvuf ve zühd hareketlerinin, güçlü fıkıh geleneğinin egemen olduğu yerleşik Arap kültüründen ziyade, İran-Irak coğrafyalarına ait bir olgu olmasının rolü büyük olsa gerektir.

Karamustafa’nın odaklandığı bir diğer derviş cemaati Haydarîler olup, kurucusu Kutbuddin Haydar’ın Horasan’ın Zâve bölgesinde bir Türk mahalli hükümdarın oğlu olması oldukça ilgi çekicidir. Moğolların bölgeyi işgalinin hemen öncesinde 1220’lerin başında ölen bu Türk dervişin meşhur mutasavvıf Ahmed Yesevî ile ilişkisine dair tahmini yorumlar bulunmakla birlikte, yazar bu yorumları zayıf bulur ve maksatlı olarak geleneğe bağlama amacıyla çıkarıldığını ima eder. Ancak daha ziyade Türk ve Farslar arasında müntesipleri bulunan Kutbuddin Haydar’a dair anlatılar, doğrudan Türklerdeki eski şaman geleneklerini andırır şekilde, daha serbest ve doğayla iç içe, serâzât bir gezgin müstağnilik portresi çizer.

Bir başka ilginç portre ise Rûm Abdallarının pîri Otman Baba’dır ve Timur’un seferleriyle birlikte veya hemen sonrasında Horasan bölgesinden Anadolu’ya (diyâr-ı Rûm) geldiği kaydedilir. Osmanlı sultanlarıyla, özellikle II. Mehmed’le (Fatih) ilişkilerine de yer verilen Otman Baba’nın Anadolu’da ve Rumeli’de nüfuzlu bir derviş olması bu yönüyle de ilgi çekicidir. Keza bu tarikler ve derviş topluluklarının, Bektaşiler Osmanlı ordusu ve bürokrasisi içinde kabullenilip güç kazandıkça kendilerini bu yapı içinde görüp tanımlamaları da devletle aralarındaki mesafeli ilişkinin bir yansımasıdır kuşkusuz.

Yazar her üç gruba da (Kalenderîler, Haydarîler, Rûm Abdalları) “toplumu reddeden, dünyayı yadsıyanlar” damgası vurur ve onları toplumun çeperlerinde ve onu hakir görerek gezgin bir yaşam süren, bir tür anarşist zâhidlik formunda takdim eder. Sufîliğin yerleşik ve ana akım Sünnilikle iç içe giren, sonradan devlete ve topluma entegre de olan güçlü bir kanadının yanında; toplumla kavgalı ve daha Şii (ve İranî) motiflerle bezeli bir anarşist dervişlik vurgusu, başlı başına üzerinde durulması gereken bir etnik ve coğrafi kendine haslık durumuna da işaret eder.

Öte yandan kitap, bu cemaatlerin ve dervişlik geleneğinin neden İran ve Hint kültüründen çıkabildiğini, ancak Arap coğrafyasında faaliyet göstermekle birlikte Araplar arasında yayılma istidadı göstermediğine neredeyse hiç değinmez. Karamustafa’nın Sonuç kısmında değindiği, Avrupa’daki benzer Fransisken (geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Papa Franciscus da ismini bu müstağni dervişten almaktaydı) ve Dominiken dervişlerle, İslam dünyasındaki Kalenderî ve Haydarî derviş topluluklarının ortaya çıkış zamanlarının aşağı yukarı benzer oluşu arasında kurduğu tahrik edici bağ da kitabı bitirirken okuyucunun zihnini kurcalayacaktır. Eğer böyle bütünlüklü bir analiz içinde kültürler arası bir perspektifle bu mukayese ve paralellik ele alınabilirse, bu kuşkusuz çok önemli bir bilimsel ve kültürel katkı sayılabilecektir.

Mehmet Akif Koç
Mehmet Akif Koç
ODTÜ İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını "Uluslararası Güvenlik" sahasında, doktorasını Orta Doğu Çalışmaları alanında tamamladı. Orta Doğu tarihi ve jeopolitiği, Arap-İsrail ihtilafı, Türkiye-İran ilişkileri, Orta Doğu’nun uluslararası ekonomi-politiği konularında çalışmalarını sürdüren Koç, çeşitli haber ve analiz platformlarında uluslararası siyaset, dış politika ve strateji üzerine makale ve raporlar yayınlıyor, Modern Ortadoğu Tarihi seminerleri veriyor. Matbuat Yayın Grubu markasıyla sürdürdüğü kültür yayıncılığı faaliyetlerinin yanısıra, Farsça ve İngilizceden 40'ın üzerinde eseri Türkçeye kazandırdı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

İran’da rejim değişiminin imkânı (1): Bir seküler devrim mümkün...

İran’a yönelik son bir yıldır şiddetlenen İsrail-ABD saldırılarında Haziran 2025 savaşı ve Ocak 2026’daki silahlı kalkışma denemesinin ardından,...

Ateşkes ve Sonrası: İran’da Savaş Bitti Mi? Kim Kazandı?

İran’a karşı ABD-İsrail işbirliğinde girişilen savaştaki üçüncü faz da geride kaldı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan bu üçüncü...

ABD / İsrail İle İran Arasındaki Savaşta Sırada Ne...

7 Ekim 2023, muhtemelen modern Ortadoğu tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı bile. Binlerce...

İran Savaşı’nın sebepleri ve bir ateşkesin imkânı

Prusyalı general ve askerî tarihçi Carl von Clausewitz, savaşı, sırf basit bir şiddet gösterisi olmaktan öte, “siyasetin başka...

Hürmüz Boğazı Yeni Kriz Üssü Mü?

1956 Süveyş ve 1973 Petrol Krizleri bize ne söylüyor? ABD Başkanı Trump, 16 Mart 2025 tarihli bir açıklamasında,...

Bir Mucteba Hamaney Portresi: Medrese ile Kışla Arasında

İran’ı 1981-89 yılları arasında Cumhurbaşkanı, 1989-2026 arasında da Dini Lider (Rehber) olarak doğrudan yöneten Ayetullah Ali Hamaney, 28...

İsrail’in “Altıgen İttifakı” Planı ve Olası Senaryolar

Arkaplan ve temel hususlar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada ilk kez...

Bir Hafız Esad Portresi: Azınlık Asabiyesinden Devletleşme Tecrübesine

Suriye’nin modern dönem tarihinde en etkili aktör kuşkusuz, 1960’ların ortalarından 2000’deki ölümüne kadar Suriye’nin kaderi üzerinde söz sahibi...

1916, 1948 ve 1967: Araplar İçin 20. Yüzyıldaki En...

Modern Ortadoğu tarihine ve 20. yüzyıldaki hercümerce baktığım zaman, “Araplar açısından geçtiğimiz asırdaki en kritik dönüm noktası hangi...

“Altıncı Şehir”in Satır Aralarından “Münzevi Müellifine” Son Birkaç Söz

Türk edebiyatı ve yazı hayatının önemli isimlerinden Ahmet Turan Alkan, 21 Ocak 2026’da kendi inzivası ve gönüllü sürgünü...

ABD-İran nükleer müzakereleri: 2010, 2018 ve 2025’ten günümüze bakmak

Günümüzde büyük bir soruna ve bölgesel güvenlik krizine dönüşen İran nükleer programının ardındaki trajikomik gerçek, bugün Washington tarafından...

Bir “Muhalif Münevver” Portresi: Refik Halid Karay’a, Kendi Hatıratından...

Türk edebiyatı ve kültür hayatında “Kirpi” mahlaslı yazıları ve politik/entelektüel duruşuyla bilinen Refik Halid Karay (1888-1965) sadece bir...

Bir Rıza Pehlevî Portresi: İran İçin Umut Sürgündeki Yaşlı...

Yaklaşık yarım asırdır süren İran İslam Cumhuriyeti yönetimi, bilhassa son yıllarda daha ziyade siyasal baskılar, ekonomik çöküş ve...

20. Yüzyılın En Önemli Değişim Eşiği 1979 Yılı Olabilir...

Tarih her zaman kesintisiz bir ilerleme çizgisinde hareket etmez. Bazı dönemlerde, farklı coğrafyalarda ve farklı toplumlarda zahiren birbirinden...

Baskı Altında İran: Savaş, Yaptırımlar ve Ulusal Kimlik Üzerine...

İsrail’in Haziran 2025’te on iki gün süren savaş boyunca sergilediği hava üstünlüğü ve yüksek hassasiyetli vurucu kapasite, İran’ın...

“Çivisi Çıkmış Dünya”dan “Uygarlıkların Batışı”na Maalouf Perspektifi

Lübnan asıllı Arap-Fransız entelektüel Amin Maalouf’un, dünyanın gittiği doğrultu ve karşı karşıya kalınan küresel sorunlara dair iki ilgi...

Kimlikler Neden “Ölümcül” Olur veya Olmak Zorunda mıdır?

Modern toplumlarda kimlikler meselesi, bilhassa günümüzdeki gibi çatışmalı uluslararası dönemlerde ve “duvar”ların yükseldiği şartlarda daha dikkat çekici bir...

Hamas’ın Esad Suriye’si, Mısır ve İran’la İlişkilerine Halid Meşal...

Suriye’de 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün yıldönümünde Hamas’ın kıdemli liderlerinden Halid Meşal’in açıklamaları yeniden gündem oldu. Meşal, daha önce...

Suriye’nin İki Yüzyıllık Fay Hattı: 8 Aralık’ı Daha Geniş...

Ebu Muhammed Colânî, sonradan kullandığı gerçek ismiyle Ahmed el-Şara, 5 Aralık 2024’te Baas’ı gerileterek ele geçirdikleri geleneksel Sünni...

Gazze’de Ateşkese Yeniden Bakmak: Büyük Resimde Sırada Ne Var?

7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından İsrail’in topyekûn saldırıyla giriştiği katliam, Gazze’yi büyük bir enkaza dönüştürdü. Yaklaşık 70 bin...

İsrail Siyasetinin Yükselen İki Aşırı Sağ İkonu: Ben-Gvir ve...

-“Gazze’ye atom bombası atılmalı”  -“Gazze’deki çocuklara neden ateş edilmesin?”  -“(Cezaevindeki Filistinli esirler) Onların elinden her şeyi aldık, tek şey kaldı,...