Türkiye’nin Bir Sonraki Seçimini Kim Kazanacak?
Büyük Olasılıkla Orta Sınıf Karar Verecek !
2028 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerine henüz zaman olsa da ekonomik göstergeler bugünden önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Türkiye’nin bir sonraki seçiminde belirleyici olacak kesim ne en düşük gelir grubu ne de en yüksek gelir grubu olacak.
Seçimin kaderini büyük ölçüde orta sınıf belirleyecek. Çünkü modern demokrasilerde seçim sonuçlarını ideolojik çekirdekler değil, ekonomik beklentileri değişen merkez seçmenler belirlemektedir. Türkiye de bu kuralın istisnası değildir.
Önümüzdeki dönemde siyasi rekabetin temel ekseni büyük ihtimalle “enflasyon düştü mü?” sorusundan çok “orta sınıf yeniden güçlendi mi?” sorusu etrafında şekillenecektir.
Ekonomik Tarih Ne Söylüyor?
Son kırk yıldaki seçim deneyimlerine bakıldığında iktidarların kaderini belirleyen temel unsurun büyüme oranlarından çok seçmenin hissettiği refah değişimi olduğu görülmektedir.
ABD’de Başkan Reagan’ın 1984 kampanyası tek bir soruya dayanıyordu: “Bugün dört yıl öncesine göre daha iyi durumda mısınız?”
1997 sonrası İngiltere’de İşçi Partisi’nin yükselişi de benzer şekilde orta sınıfın ekonomik beklentileri üzerinden gerçekleşti.
Almanya’da Schröder döneminin sonunda yaşanan oy kayıpları ile Merkel dönemindeki istikrar algısı arasında da benzer bir ilişki bulunmaktadır.
Ortak nokta nettir: Seçmenler ekonomik verilere değil, ekonomik deneyimlerine oy vermektedir.
Türkiye’de Kritik Seçmen Kim?
Türkiye’de yaklaşık 20-25 milyon seçmenin doğrudan veya dolaylı olarak orta sınıf kategorisinde değerlendirilebileceği tahmin edilmektedir.
Bu grubun temel özellikleri şunlardır: Düzenli gelir sahibi olmak, konut sahibi olmak veya olmak istemek, çocuklarının eğitimine yatırım yapmak, tasarruf oluşturabilmek, geleceğe ilişkin beklenti taşımak.
Bu seçmen kitlesi ekonomik kriz dönemlerinde sert tepki verebildiği gibi, iyileşmenin hissedildiği dönemlerde de güçlü destek verebilmektedir.
Dolayısıyla Türkiye’de seçimleri çoğu zaman yüzde 5-10’luk kararsız veya geçişken seçmen kitlesi belirlemektedir. Bu kitlenin önemli bölümü ise orta sınıftan oluşmaktadır.
2028’e Doğru Üç Ekonomik Senaryo
Senaryo 1: Makro Başarı, Mikro Memnuniyetsizlik
Bu senaryoda; enflasyon yüzde 10-15 bandına iner. Büyüme devam eder. Rezervler güçlenir. Finansal istikrar korunur. Ancak, konut erişimi düzelmez. Reel ücretlerde sınırlı toparlanma yaşanır. Gençlerde gelecek kaygısı sürer.
Bu durumda ekonomi teknik olarak başarılı görünürken seçmenin önemli kısmı kendi yaşamında yeterli iyileşme hissetmeyebilir. Bu senaryo iktidar açısından yönetilebilir ancak riskli bir tablo oluşturur.
Senaryo 2: Orta Sınıfın Yeniden Güçlenmesi
Bu senaryoda; enflasyon düşer. Reel gelirler artar. Konut sahipliği yeniden yükselişe geçer. Gençlerin servet edinme imkanları genişler.
Bu durumda ekonomik programın siyasi karşılığı çok daha güçlü olur. Uluslararası örnekler, orta sınıfın refahındaki belirgin iyileşmenin iktidarlara önemli seçim avantajı sağlayabildiğini göstermektedir.
Senaryo 3: Büyümenin Topluma Yansımaması
Bu senaryoda; enflasyon düşmesine rağmen ücretler yetersiz kalır. Servet eşitsizliği büyür. Konut piyasası erişilemez hale gelir. Genç kuşaklar ekonomik sistemden uzaklaşır.
Bu tablo ekonomik göstergeler kötü olmasa bile seçmen davranışında ciddi kırılmalara yol açabilir. Dünya genelinde son yıllarda gözlenen popülist hareketlerin önemli kısmı bu tür bir ekonomik zeminden beslenmiştir.
AK Parti’nin Önündeki Stratejik Fırsat
AK Parti’nin son yirmi yıldaki en büyük başarısı yalnızca büyüme üretmesi değil, yeni bir orta sınıf oluşturabilmesiydi. 2002-2018 döneminde; Konut sahipliği arttı. Gelirler yükseldi. Tüketim kapasitesi genişledi. Sosyal hareketlilik güçlendi.
Önümüzdeki dönemde benzer bir başarı hikayesinin ikinci versiyonuna ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak bu kez mesele tüketim değil, servet oluşturma olacaktır. Yeni dönemin anahtar kavramı: “Orta sınıfın yeniden sermaye biriktirebilmesi”dir.
Yeni Ekonomik Yol Haritası Nasıl Olmalı?
Birinci Adım: Konut Sahipliğini Yeniden Artırmak
Türkiye’de orta sınıfın servetinin önemli bölümü konut üzerinden oluşmaktadır. Bu nedenle ilk konut edinimini kolaylaştıran politikalar yalnızca sosyal değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi sonuçlar da üretecektir.
İkinci Adım: Ücret Değil Servet Politikası
Sürekli maaş artırmak yerine; tasarruf hesapları. Bireysel yatırım araçları. Hisse senedi sahipliği. Emeklilik fonları gibi araçlarla orta sınıfın sermaye birikimi desteklenmelidir.
Üçüncü Adım: Gençlere Ekonomik Gelecek Sunmak
2028 seçiminde ilk kez oy kullanacak milyonlarca genç için en önemli konu ideoloji değil fırsat olacaktır. İlk ev, ilk yatırım hesabı, ilk girişim sermayesi desteği gibi uygulamalar ekonomik aidiyeti güçlendirebilir.
Dördüncü Adım: Teknoloji Tabanlı Refah Modeli
Türkiye’nin uzun vadeli büyümesi artık inşaat ve tüketim ağırlıklı değil; Yapay zekâ, savunma sanayii, yazılım, yüksek teknoloji üretimi, enerji teknolojileri gibi alanlarda yaratılacak katma değere bağlı olacaktır.
Orta sınıfın gelirleri ancak verimlilik artışıyla kalıcı şekilde yükselebilir.
Sonuç: 2028 Seçiminin Asıl Sorusu
2028’e giderken Türkiye’de siyasi tartışmaların merkezinde muhtemelen dış politika, anayasa veya ideolojik başlıklar değil ekonomik gelecek yer alacaktır. Seçmenin önemli bir bölümü şu soruya cevap arayacaktır: “Çocuklarım benim sahip olduğum yaşam standardına ulaşabilecek mi?”
Bu soruya ikna edici cevap verebilen siyasi hareket avantaj elde edecektir. Çünkü modern ekonomilerde seçimleri çoğu zaman en yoksullar veya en zenginler değil, geleceğe dair beklentileri değişen orta sınıflar belirlemektedir.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemdeki ekonomik ve siyasi istikrarı da büyük ölçüde bu kesimin yeniden güçlenip güçlenemeyeceğine bağlı olacaktır.

