Faizle Sıkışan Bütçe, Yatırımla Yavaşlayan Ekonomi: Nisan verileri bize ne söylüyor?

Türkiye ekonomisinde yaklaşık iki yıldır uygulanan dezenflasyon programı artık yalnızca para politikası üzerinden değil, bütçe performansı üzerinden de okunmak zorunda. Çünkü yüksek faiz, kontrollü kur, kredi sıkılaşması ve likidite sterilizasyonuna dayanan mevcut çerçeve, giderek daha fazla maliye politikası desteği gerektiriyor. Nitekim son aylarda açıklanan bütçe verileri, kamunun artık yalnızca enflasyonla mücadele etmediğini; aynı zamanda bu mücadelenin finansman maliyetini de taşımaya başladığını gösteriyor.

Mart sonunda gördüğümüz tabloyu, Nisan ayında gelen veriler ve piyasa göstergeleri daha da netleştirdi: Türkiye’de dezenflasyon ilerliyor; fakat bu ilerleme giderek daha pahalı hale geliyor.

2026 yılının ilk dört ayında merkezi yönetim bütçe açığı 758 milyar TL’ye geriledi (2025: 886 milyar TL). Daha dikkat çekici gelişme ise faiz dışı dengede yaşandı. Geçen yıl ilk çeyrekte 161 milyar TL açık veren bütçe, bu yıl açık yerine 374 milyar TL fazla vermeyi başardı.

Bu, teknik açıdan mali disiplinin güçlendiğini gösteriyor.

Ancak bütçenin nasıl düzeldiğine baktığımızda daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.
Gelir tarafında ana yük yine vergi tahsilatı üzerinden taşınıyor. Vergi gelirlerindeki güçlü artış, özellikle dolaylı vergiler ve gelir vergisi tahsilatındaki hızlanma sayesinde bütçeyi ayakta tutuyor. Mali sıkılaşmanın önemli bölümü harcama reformundan değil, vatandaş ve reel sektör üzerindeki vergi yükünün artmasından geliyor.

Harcama tarafında ise çok daha önemli bir dönüşüm var: bütçenin ağırlık merkezi üretken yatırımlardan faiz ödemelerine doğru kayıyor.

İlk çeyrek verileri, faiz giderlerinin bütçe içindeki payının geçen yıla göre ciddi biçimde yükseldiğini gösteriyor. Buna karşılık sermaye giderlerinin, yani kamu yatırımlarının payı belirgin şekilde gerilemiş durumda. Başka bir ifadeyle devlet, geleceğin büyüme kapasitesine yatırım yapmaktan çok, mevcut finansal sistemin maliyetini taşımaya kaynak ayırıyor.

Bu değişimin ekonomik anlamı son derece önemlidir.

Yüksek faiz politikası kısa vadede talebi baskılayarak enflasyonu aşağı çekebilir. Ancak aynı politika uzun süre devam ettiğinde üç farklı kanaldan ekonomiyi zorlamaya başlar: özel sektörün finansman maliyetini artırır, kamu bütçesindeki faiz yükünü büyütür, yatırım harcamalarını geri iter.

Bugün Türkiye tam da bu üçüncü aşamaya yaklaşmaktadır. Nisan ayında açıklanan çeşitli büyüme beklentileri ve piyasa değerlendirmeleri de bunu teyit ediyor. Uluslararası kuruluşlar Türkiye’nin 2026 büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye başladı. Özellikle sıkı finansal koşulların yatırım iştahını baskıladığı vurgulanıyor.

Aslında bütçe kompozisyonu bize çok net bir hikâye anlatıyor:

Devlet bir taraftan enflasyonu düşürmek için ekonomiyi yavaşlatıyor, diğer taraftan bu yavaşlatmanın maliyetini daha yüksek faiz ödemeleriyle yine bütçe üzerinden finanse ediyor.

Bu sürdürülebilir bir denge değildir.

Çünkü bir ekonomide yatırım harcamaları sürekli baskılanırken büyüme potansiyeli aşınır. Büyüme zayıfladıkça vergi tabanı daralır. Vergi tabanı daraldıkça bütçe üzerindeki faiz yükü daha ağır hissedilir. Böylece ekonomi bir süre sonra “yüksek faiz–düşük büyüme–yüksek bütçe baskısı” döngüsüne sıkışabilir.

Tam da bu nedenle artık tartışılması gereken konu yalnızca “mali disiplin var mı?” sorusu değildir. Asıl mesele, mali disiplinin hangi kompozisyonla sağlandığıdır.

Bugünkü yapı içinde kamu yatırımları zaten ciddi ölçüde daralmış durumda. Buna rağmen cari transferler bütçenin en büyük kalemi olmaya devam ediyor. Üstelik faiz giderleri de hızla yükseliyor. Dolayısıyla yeni tasarruf ihtiyacı doğarsa bunun çözümü yatırımları daha fazla kısmakta değil, transfer harcamalarının etkinliğini yeniden değerlendirmekte aranmalıdır.

Burada önemli olan sosyal destekleri kör biçimde azaltmak değil; hedefleme kalitesini artırmaktır. Gerçek ihtiyaç sahiplerini koruyan, verimsiz transfer alanlarını ise kademeli biçimde daraltan bir yeniden yapılanma olmadan bütçede kalıcı rahatlama sağlamak kolay görünmüyor.

Çünkü yatırım harcamalarını kısmak kısa vadede muhasebe dengesi yaratır; fakat orta vadede üretim kapasitesini, verimliliği ve büyümeyi aşındırır. Bu da sonunda hem bütçeyi hem para politikasını daha kırılgan hale getirir.

Nisan itibarıyla ortaya çıkan tabloyu özetlersek:

Türkiye’de dezenflasyon programı teknik olarak ilerliyor; ancak ekonomik yük giderek yer değiştiriyor. İlk aşamada maliyet daha çok krediye erişim ve özel sektör finansmanı üzerindeydi. Şimdi ise aynı yük bütçeye, vergi mükellefine ve kamu yatırım kapasitesine doğru kayıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemin temel sorusu şudur:

Türkiye enflasyonu düşürürken aynı anda büyüme kapasitesini ve mali dengeyi koruyabilecek mi?

Bu sorunun cevabı artık yalnızca Merkez Bankası kararlarında değil, bütçenin harcama kompozisyonunda gizlidir.

Haftaya devam edeceğim…

Alican Taşçı
Alican Taşçıhttps://alicantasci.com.tr/
1957 yılında Samsun’da doğan Alican Taşcı, Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Çalışma hayatına İzmir Tariş’te başlayan Taşcı, bankacılık kariyerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda adım attı. Daha sonra Osmanlı Bankası’na geçerek burada İstanbul Bölge Müdürlüğü ve Şubeler Koordinatörlüğü görevlerine yükseldi. Mesleki kariyeri boyunca çok sayıda eğitim programına katılan Taşcı; İngiliz Hükümeti bursu ile Londra’da uluslararası bankacılık eğitimi aldı. Ayrıca İsviçre’de yöneticilik eğitimi, ABD’de ise Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’da Executive Business Programı’nı tamamladı. 2000 yılında perakende sektörüne geçen Taşcı, İstanbul’da bir katlı mağazalar zincirinin Genel Koordinatörlüğü görevini yaklaşık on yıl süreyle yürüttü. 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul’daki kuruluş çalışmalarında yer aldı. 2002-2009 yılları arasında AK Parti İstanbul İl Yönetimi’nde Yönetim Kurulu Üyesi, İl Başkan Yardımcısı ve İl Başkan Vekili olarak görev yaptı. 2011 Genel Seçimlerinde AK Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı oldu. Bugün, enerji, inşaat, sağlık, teknoloji ve perakende sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerde yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık görevlerini sürdürmekte olan Taşcı, iş geliştirme ve finans alanlarında danışmanlık hizmetleri sunan bir şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürütmektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Daha Düşük Maliyetli ve Daha İnandırıcı Bir Dezenflasyon Mimarisi...

Türkiye ekonomisi son iki yıldır yüksek faiz, sıkı kredi politikası, kontrollü kur ve güçlü parasal daralma ekseninde şekillenen...

Sorun Dezenflasyon Değil, Pahalı ve Yavaş Dezenflasyon: “Para Politikası...

Son dönemde ekonomi tartışmalarında giderek daha yüksek sesle dile getirilen bir görüş var: “Bu dezenflasyon programı ekonomiye fazla...

Dezenflasyonun Görünmeyen Gerilimi, Türkiye Ekonomisinde Likidite Neden Hâlâ Çok...

Türkiye ekonomisinde son iki yıldır uygulanan dezenflasyon programı belirli sonuçlar üretmeye başladı. Enflasyon oranı geriliyor, döviz kuru görece...

Byung-Chul Han’dan Nurettin Topçu’ya Modern İnsanın Sessiz Krizi

Yorgunluk Toplumundan Anlam Arayışına, Byung-Chul Han’dan Nurettin Topçu’ya Modern İnsanın Sessiz Krizi   Yukarıda bahsettiğim, oldukça dikkat çekici bu söyleşi,...

Dünya Yeniden Parçalanıyor: 5 Savaş Aynı Anda

Dalio’nun “5 savaş tipi” aslında bugün dünyanın röntgeni: 1) Ticaret Savaşı ABD–Çin hattında başlayan tarifeler artık küresel ticareti parçalıyor. “Ucuz...

Türkiye Aslında Sandığımızdan Daha Zengin Olabilir mi?

Türkiye ekonomisine dair hâkim anlatı net: düşük tasarruf, yüksek dış borç ve kronik kırılganlık. Ancak bu tabloyu yalnızca...

İç Tasarruflar ve Sermaye Birikimi

Türkiye’nin 24 Ocak Kararları ile hızlanan serbest piyasa sürecine rağmen hâlâ yeterli iç tasarruf ve güçlü sermaye birikimi...

Kriz Döngüsünü Kırarak Büyümek

Türkiye 2035–2045 Eşiğinde Yeni Bir Kalkınma Hikâyesi Yazabilir mi? Türkiye ekonomisi uzun yıllardır aynı temel soruyla yüzleşiyor: Yüksek büyüme...

Küresel Sermaye Çağında Kalkınmanın Finansmanı

Milli Tasarruflar, Sıcak Para ve Türkiye’nin Stratejik Seçimi Küresel ekonominin son kırk yılı, sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve finansal entegrasyonun...

BlackRock Ziyareti: Türkiye Yeni Finans ve Enerji Merkezi mi...

A-Önce toplantıya Hazine Bakanımızın da katılması penceresinden bakalım; BlackRock CEO’su Larry Fink’in Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, yüzeyde bir...

İran-İsrail/ABD Gerilimi, Küresel Ekonomi ve Türkiye’nin Stratejik Konumu

Toplumların kültürel ve dini ritimleri çoğu zaman tarihsel kırılmaların ortasında yaşanır. Bayramlar ise bu ritimler içinde hem bireysel...

Dünya Ekonomisi: Kırılgan Bir Dönüşümden Yeni Bir Düzene

2026 yılının başlarında dünya ekonomisi yalnızca rakamların değil, aynı zamanda güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir dönemin içinden geçiyor....

Akışın İçinde Kalmak Ama Savrulmamak

Mevlânâ bize değişimi inkâr etmeyi değil, değişimin içinde merkezde kalmayı öğretir. Her şey akıyor; ama herkes aynı yere varmıyor....

Vakıf Aklı ve Yeni Bir Girişimcilik Tasavvuru

Lise yıllarımda iktisat kitaplarına merak saldığımda zihnimi meşgul eden soru şuydu: Ne yalnızca liberal reçeteler ne de sosyalist vaatler…...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken-IV

Türkiye İçin Üç Yol: Ayakta Kalmak mı, Sıçramak mı? Geçen hafta yazımızı şu cümleyle bitirmiştik: Yanlış pozisyon felaket, doğru pozisyon...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken III – Para Savaşları Kapıda...

Dünya ekonomisi bugün bir kriz yaşıyor gibi görünmüyor. Borsalar açık, ticaret sürüyor, merkez bankaları piyasaları sakin tutmayı başarıyor....

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken-II Likidite Var, Güven Yok!

Türk İş Dünyası Bu Dönemi Nasıl Okumalı? Son aylarda küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler, ilk bakışta çelişkili bir tablo...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken: Türkiye Nerede Duruyor?

Küresel ekonomi bir süredir olağan dalgalanmaların ötesinde bir gerilim biriktiriyor. Bu gerilim ani bir çöküş manşetlerinden ziyade, bilanço...

Eğitimde Fırsat Eşitliğinden Sınıfsal Ayrışmaya…

Bir Zamanlar “Yoksul Ama Zeki Çocuklar” Vardı... Orta öğretimde yarı yıl tatili sürerken Milli Eğitim konusunda bir şeyler söyleme...

Tahkimat Çağında Türkiye Ekonomisi: Kırılganlık mı, Stratejik Dayanıklılık mı?

Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde dünya ekonomisi artık “toparlanıyor mu?” sorusunu geride bırakmış durumda. Asıl soru şudur: Toparlanılan...

Venezuela Olayı

Aşağıda kaleme aldığım yazıyla, "Ekopolitik"in ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin hukuki sonuçları hakkındaki makalesinin doğruluğunu teslim ederken onu stratejik gerçeklikle...