Devlet Aklına ve Baba Yüreğine Çağrı: Bir Babadan, Cumhurbaşkanına Açık Mektup

İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NİN KAPATILMASI ÜZERİNE

Sayın Cumhurbaşkanım,

Size; iki evladını üniversite sıralarına uğurlamış bir baba, ömrünü akademiye adamış bir doçent ve adaletin tecellisi için yıllarını hukuka vermiş bir avukat olarak vicdanımın sesini duyurmak arzusuyla sesleniyorum.

İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında alınan kapatma kararının; evlatlarımızın final sınavlarında ter döktüğü, mezuniyet cübbelerinin hayalini kurduğu ve mübarek Kurban Bayramı’nın manevi iklimine girdiğimiz şu günlerde tatbik edilmesi, yüreklerde derin yaralar açmıştır. Bu kararın pedagojik, vicdani ve hukuki neticelerinin devlet aklıyla yeniden tartılması gerektiğine tüm kalbimle inanıyorum.

Üniversiteler, taştan ve betondan ibaret soğuk binalar değildir. Onlar; gençlerimizin istikbal düşlerinin, anaların babaların dişiyle tırnağıyla biriktirdiği fedakârlıkların ve nihayetinde koca bir ülkenin aydınlık yarınlarının inşa edildiği mukaddes ilim yuvalarıdır. Bugün on binlerce evladımız, yıllarını feda ettikleri eğitim hayatlarının zifiri bir belirsizliğe gömülmesinin tarifsiz acısını ve endişesini yaşamaktadır.

Diploma heyecanıyla uykusuz geceler geçiren bir gencin yarınları; evladının mürüvvetini, istikbalini görmek için çırpınan anne babaların, torununun başarılarıyla gururlanan dedelerin ve ninelerin saf umutları bir idari tasarrufun soğuk gölgesinde solup gitmemelidir. Bu evlatlar sadece kendi ailelerinin değil, bu asil milletin ve elbette devletimizin de evlatlarıdır.

Üstelik bu yara sadece bugünün öğrencileriyle sınırlı kalmayacak, bu ilim yuvasından yıllar içinde mezun olmuş on binlerce gencimizin alnına da haksız bir şekilde “şüpheli, lekelenmiş ve kapatılmış üniversite mezunu” gölgesi düşürecektir. İş kapılarında görünmez bir dezavantaja dönüşecek bu haklı endişeyi hafife almak mümkün değildir. Zira kurumların itibarı, mezunlarının hayatına doğrudan dokunan en kıymetli sosyal sermayedir.

Medyaya yansıyan haberlerde gördüğümüz kadarı ile şahsınızda merhametli bir baba, şefkatli bir dede ve ailenizin çınarı bir amcasınız. Empati, şüphesiz ki büyük devlet adamlarının en müstesna erdemidir. Kendi evladınız, tam da finallerin ve bayramın arifesinde böyle karanlık bir belirsizliğin içine düşseydi; baba yüreğiniz ne hissederdi? Muhtereme eşinizin anne şefkati bu duruma nasıl dayanırdı? Ya o torununuzun bayram arifesinde yaşlı gözlerindeki hayal kırıklığını görseydiniz, gözlerinden ne okurdunuz? Bir gencin gelecek korkusunu, bir ailenin çaresizliğini anlamak için bazen nizamın yada mevzuatın dar pencerelerinden değil, merhametin ve vicdanın engin ufkundan bakmak icap eder.

Hiçbir devlet, kendi beşerî sermayesini belirsizliğe iterek payidar olamaz. Kurumsal aksaklıklar varsa bunun çözümü; dirsek çürüten öğrencileri, göz nuru döken akademisyenleri ve hayata atılmaya çalışan mezunları cezalandırmak değil, hukuki güvenliği koruyan yapıcı tedbirler almaktır.

Bu idari tasarruf, ne yazık ki telafisi güç sistemik zincirleme reaksiyonlar doğuracaktır:

Aklıselim sahibi anne babalar, vakıf üniversitelerine evlatlarını emanet ederken artık tereddüt edecek; belki de çareyi beyin göçünde, çocuklarını yabancı diyarlara göndermekte bulacaktır.

Nitelikli akademisyenlerimiz, her an “kapatılma” kılıcının gölgesinde çalışmaktansa bu kurumlarda görev almaktan imtina edecek, üniversitelerimiz ilim yuvası olma vasfını yitirecektir.

Ülkemize döviz kazandıran ve yarınlarda Türkiye’nin gönül elçileri olacak yabancı öğrenciler, rotalarını güvenli buldukları başka ülkelere çevirecek hem ekonomik hem de stratejik büyük bir kayıp yaşanacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanım, bir hukuk adamı olarak büyük bir samimiyetle ifade etmeliyim ki; bu işlem tesis edilirken zatıâlinize sunulan hukuki mütalaalar ne yazık ki isabetsizdir ve anayasal gerçeklikle bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki kararı (E. 2020/55, K. 2023/228) gayet açıktır. Faaliyet izninin idari bir kararla kaldırılması, kurumu fiilen kapatan ve geri alınması imkânsız mağduriyetler doğuran bir işlemdir. Oysa Anayasamızın 130. maddesi ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu (Ek m.11/3) gereğince, bir üniversitenin hukuki varlığı ancak ve ancak kuruluş kanununun TBMM tarafından yürürlükten kaldırılmasıyla son bulabilir. Kanunun tekelinde olan bir kapatma yetkisinin idari bir işlemle kullanılması açıkça hukuka ve Anayasa’ya aykırıdır.

Benim ne çocuklarım ne de yakınlarım İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ne eğitim görmüştür ne de görmektedir. Fakat orada ilim tahsil eden her genç, bu vatanın öz evladıdır, bizim evladımızdır. Bu yüzden bir baba olarak onların acısıyla, bir akademisyen olarak kaygılarıyla, bir hukukçu olarak ise adaletin zedelenmesinin verdiği ıstırapla konuşuyorum.

İnanıyorum ki; dört evlat sahibi merhametli bir baba, şefkatli bir dede ve bu devletin başı olarak, bayram arifesinde yaşanan ve hukuki bir “kaza” olduğunu düşündüğüm bu karardan; gençlerimizin emeğini ve eğitim hakkını merkeze alarak rücu edeceksiniz.

Büyük liderler büyük kararlar alırlar. Ancak çok daha büyük devlet adamları, gerektiğinde hukuka aykırı sonuçlar doğuran kararları yeniden değerlendirme ve telafi etme cesaretini gösterenlerdir. Bu kararınızdan dönmek bir zafiyet değil; aksine sizin için, devlet aklının, vicdanın ve tarihe geçen liderlik erdeminin en asil nişanesi olacaktır.

Saygılarımla.

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk
Doç. Dr. Ramazan Arıtürkhttps://ekopolitik.org.tr
Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi'nde Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi'nde çift anadal yaparak tamamlayan Ramazan Arıtürk, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Marmara Üniversitesi'nde yürüttü, 2025 yılında doçent unvanı aldı. Bakırköy Florya ve Sarıyer Adile Sadullah Polis Meslek Yüksekokulu'nda, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Sabahattin Zaim Üniversitesi'nde dersler veren Arıtürk’ün yayınlanmış altı kitabı vardır. Öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli sivil toplum kuruluşlarında ve gençlik hareketlerinde aktif rol alan Arıtürk, halen Ekopolitik Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı, MÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Üyesi olmasının yanısıra İlim Yayma Vakfı Kurucular Kurulu Üyesi, KONSIAD Kurucu Üyesi ve Aya Sanat ve Düşünce Vakfı Kurucusudur.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Meşruiyetin Sınırında: Devlet, Kanun, İnsan ve Direniş Hakkı

İnsanlık tarihi, iktidarların sınırları ile bireyin özgürlüğü arasındaki kadim mücadelenin serüvenidir. Çağlar boyunca devletler kurulmuş, imparatorluklar yükselip tarih...

Kültür, Sanat ve Bir Andrea Bocelli Gecesi

YAŞAMAK VE KENTİN HUKUKU Kültür, Sanat ve Bir Andrea Bocelli Gecesi İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde bana tevdi edilen Kent Hukuku dersiyle...

Bilgi Üniversitesi Cumhurbaşkanı Kararı: İhya Edilmeyen Yetkiler ve Yeni...

Bilgi Üniversitesi Cumhurbaşkanı Kararı: İhya Edilmeyen Yetkiler ve Yeni Hukuki Sorunlar Sayın Cumhurbaşkanlığı makamınca, İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında daha...

Siyasetin Mahkeme Salonuna Taşınması

Siyasetin Mahkeme Salonuna Taşınması: CHP Kurultayı, “Mutlak Butlan” Tartışması ve Demokratik Meşruiyet Sorunu Hukukun kılıcı, siyasetin organik dokusuna ölçüsüz...

Beyaz Yaka Meslek Odalarının ve Baroların Dönüşümü

Beyaz Yaka Meslek Odalarının ve Baroların Dönüşümü: Demokrasi, Yapay Zekâ ve Kurumsal Reform İhtiyacı *İlgili rapor metninin tamamına buradan...

Yapay Zekâ Çağında Barolar ve Beyaz Yaka Kurumlarının Sessiz...

MESLEK ODALARI NEDEN YENİDEN DÜŞÜNÜLMELİ? Türkiye’de bazı kurumlar vardır ki gündelik siyasetin gürültüsü içinde çoğu zaman fark edilmez; ancak...

Devlet Aklının Görünmeyen Tahakkümü

Savunma Sanayisinde Gizlilik, Stratejik Sessizlik ve Uluslararası Hukuk: Devlet Aklının Görünmeyen Tahakkümü   I. Giriş: Küresel savunma ve havacılık sanayisinin...

23 Nisan: Kökleri ve Binlerce Yıla Dayanan İstişare Kültürümüz

“Devlet Geleneğimizde Kurultay, Şûra, Divan ve Meclis” Tarih sahnesinde binlerce yıldır varlığını sürdüren Türkler, zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyan...

Kurumsal Bir Yıkımın Anatomisi

Bölgemizde Demokrasi, Sivil Toplum ve Vakıfların Tarihsel Dönüşümü: Günümüz küresel siyasetinin ve siyaset felsefesinin en çetrefilli sorularından biri, İslam...

Hakim Güvencesi: Yasal Düzenlemeden Fiili Bağımsızlığa

İnsanlık tarihinin yeryüzündeki serüveniyle yaşıt olan adalet mefhumu, insan olmanın özünü ve gayesini teşkil eden, her devirde düşünülmüş,...

Adaletin Sessiz Güvencesi: Adil Yargılanma Hakkı

Hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları; modern toplumların asırlara sâri olan zorbalık, şiddet ve keyfilik mücadeleleri neticesinde ulaştığı...

Köklerden Geleceğe: Din ve Medeniyet

Orta Asya’dan Türkiye’ye Bugünü Anlamak ve Yarını İnşa Etmek   Medeniyet dediğimiz kavram, çoğu zaman yalnızca teknolojik ilerleme, şehirleşme ya...

Adaletin Mekânsal Sembolizmi: Ankara İçin Bir “Adalet Kulesi” Manifestosu

Hukuk, yalnızca normatif kuralların sistematik bir toplamı yahut pozitif metinlerin teknik bir derlemesi olarak kavranamaz. O, bir toplumun...

Bir Marştan Fazlası: İstiklal Marşı’nın Anayasadaki Yeri ve Milletin...

İstiklal Marşının kabulünün 105. yılı anısına Milletlerin tarihsel varlığını ve kolektif kimliğini ayakta tutan temel sembollerin başında bayrak, dil,...

Adalet: Devletin Temeli ve İnsanlığın Ortak Değeri

Adalet, insanın ve devletin varlığını anlamlı kılan en temel değerlerden biridir. O, yalnızca bir ihtiyaç değil; aynı zamanda...

Müvekkilim Erbakan

Çocukluk bazen kaderin kenarına düşülmüş bir dipnottur. Henüz ilkokul çağındayken, Konya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Bayat köyünde, elimde yağlıboya...

Akıl–Din–Ahlak ve Hukuk İlişkisi ile Laiklik ve Günümüz Türkiye’si

Giriş: Hakikatin Üç Ayağı İslam düşünce tarihinde akıl, vahyin muhatabı olan insanın en temel yetisi olarak kabul edilmiştir. Ne...

Türkiye’de Adalet Krizi: Gelenek, Otorite, Bireysel Akıl ve Uygulama

Giriş İnsan düşüncesi tarih boyunca iki temel çekim merkezi arasında şekillenmiştir: gelenek ve akıl. Gelenek; din, mezhep, kültür, örf,...

Kriz ve Çürüme Çağında Medeniyet, İktidar ve Türkiye Deneyimi

İnsanlık tarihi, yalnızca ilerleme ve birikim süreçlerinden değil; aynı zamanda çözülme, gerileme ve çürüme evrelerinden de oluşur. Kriz...

Ekopolitik Düşünce Merkezi Yargı Araştırmaları Raporu Bize Ne Diyor?

Ekopolitik Düşünce Merkezi olarak yaklaşık on ay süren titiz bir çalışmanın sonucunda “Yargı Araştırması Raporu” nu kamuoyu ile...

Neo-Royalizm, Trump Yönetimi ve Uluslararası Düzenin Dönüşümü

Lider Merkezli Siyasetin Yükselişi Uluslararası siyasetin son on yılına damgasını vuran gelişmeler, mevcut kavramsal çerçevelerin açıklayıcılığını giderek tartışmalı hâle...