Eğitimde Fırsat Eşitliğinden Sınıfsal Ayrışmaya…

Bir Zamanlar “Yoksul Ama Zeki Çocuklar” Vardı…

Orta öğretimde yarı yıl tatili sürerken Milli Eğitim konusunda bir şeyler söyleme ihtiyacı hissettim. Öncelikle eğitimde fırsat eşitliği konusuna değinmek istiyorum. Bu konu özellikle gelir düzeyleri ve bölgeler arası önemli farklılıkların bulunduğu azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bakımından çok daha önemlidir. Gelir düzeyleri, bulundukları bölge ve kültür düzeyi, demografik yapıları her ne olursa olsun toplumun tümü sunulan hizmet ve imkanlardan adil bir biçimde yararlanabilme imkanına sahip olmalıdırlar. Devlet söz konusu hizmet ve imkanları herkese adil bir biçimde sunarak, özellikle sosyo-ekonomik durumu yetersiz olan kesimlerin içinde bulundukları ortamdan çıkabilmelerini kolaylaştıracak alternatifler sunmalıdır ki acaba bugünlerde bizde işleyiş böyle mi?

AK Parti kurulurken en çok vurguladığı alanlardan biri eğitimdi. O günlerin dili netti: “Yoksul ama zeki çocukların önünü açacağız. Devlet okullarını güçlendireceğiz. Eğitim, sınıf atlamanın anahtarı olacak.” Bu söylem, yalnızca bir program maddesi değil; Anadolu’nun geniş kesimlerinde karşılık bulan güçlü bir toplumsal vaatti. Çünkü bu ülkenin hikâyesi, devlet okulundan çıkıp ülkeye yön veren insanların hikâyesiydi.

Bugün ise geldiğimiz noktada acı bir gerçekle yüz yüzeyiz: Eğitim artık sınıf atlatan değil, sınıfı koruyan bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Son dönemde, kısa süre önce yurt dışından gelip ikinci sömestirden itibaren eğitimini burada sürdürecek olan torunlarım için okul araştırması yaparken bu gerçeği çıplak biçimde gördüm. Uluslararası diploma da veren özel okullarda yıllık ücretler 1,5-2 milyon liradan başlıyor. Buna karşılık, bir zamanlar ülkenin en parlak beyinlerini yetiştiren seçkin Anadolu liselerinin hem akademik hem sosyal imkânları hızla geriliyor. Özel okullarla devlet okulları arasındaki fark artık pedagojik değil, sınıfsal bir fark.

Bugün Türkiye’de liyakat dediğimiz şey, potansiyelden çok imkânla tanımlanıyor. Yarış var ama başlangıç çizgisi eşit değil. Hatta çoğu çocuk için yarış hiç başlamıyor. Devlet okullarındaki yüz binlerce yetenekli çocuk, daha yolun başında görünmez hale geliyor.

Sosyolojide buna “yapısal kayırma” deniyor. Kimsenin torpil yapmasına bile gerek kalmadan sistemin kendisinin ayrıcalık üretmesi… Yukarıda doğanı yukarıda tutan, aşağıda doğanı ise olağanüstü çabaya rağmen yukarı çıkarmayan bir düzen. Bugün eğitim sistemi tam olarak bunu yapıyor.

Üstelik mesele sadece üniversite sınavı da değil. Artık yönelimler ilkokul çağında başlıyor. Özel danışmanlıklar, eğitim koçları, yabancı dil programları, yurt dışı kampları, sertifikalar… Bunların tamamı yüksek maliyetli. Yani çocukların kaderi daha 8-9 yaşında, ailelerinin ekonomik gücüyle şekilleniyor.

Bu tablo bize şunu açıkça söylüyor: Artık emeği değil, imkânı ödüllendiren bir eğitim düzeni içindeyiz.

Burada durup samimiyetle sormak zorundayız: AK Parti’nin kuruluş yıllarında hedeflenen eğitim vizyonu bu muydu? Devlet okulunun kaderine terk edildiği, özel okulun ise geleceğin anahtarı haline geldiği bir yapı mı amaçlanmıştı?

Eğer bugün hâlâ liyakat diyorsak, önce bu yapısal eşitsizliği konuşmalıyız. Çünkü fırsat eşitliği olmadan liyakat çağrısı, yarayı sarmıyor; üstünü örtüyor. Hatta istemeden de olsa adaletsizliğin devamına hizmet ediyor.

Gerçek bir muhasebe yapılacaksa şuradan başlanmalı: Devlet okulları yeniden bu ülkenin asli eğitim omurgası haline getirilmeden, öğretmen niteliği ve okul imkânları özel okullarla arasındaki uçurum kapatılmadan, ekonomik olarak dezavantajlı çocuklara güçlü bir başlangıç sunulmadan hiçbir reform kalıcı olmaz.

Bu ülke bir zamanlar kendi evlatlarını devlet okullarında yetiştirerek yükseldi. Bugün ise imkânı olanlar çocuklarını sistemin dışına çıkararak kurtarmaya çalışıyor. Bu sürdürülebilir bir yol değil.

Eğer gerçekten nepotizme karşıysak, bireysel torpile olduğu kadar sistemsel nepotizme de karşı durmak zorundayız. Çünkü bugün kayırılan kişi değil, kayırılan sınıftır.

Şunu yüksek sesle söylemenin zamanı geldi: Bu ülkenin çocuklarını sınıfsal kaderlerine teslim edemeyiz. Kendi çocuğumuzun yolunu açarken başkalarının çocuklarını geride bırakamayız.

Eğitimde adalet, bu ülkenin geleceği için bir lüks değil; bir zorunluluktur.
Ve bu sorumluluk, en çok da bu ülkeyi yönetme iddiasında olanların omuzlarındadır.

Alican Taşçı
Alican Taşçıhttps://alicantasci.com.tr/
1957 yılında Samsun’da doğan Alican Taşcı, Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldu. Çalışma hayatına İzmir Tariş’te başlayan Taşcı, bankacılık kariyerine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda adım attı. Daha sonra Osmanlı Bankası’na geçerek burada İstanbul Bölge Müdürlüğü ve Şubeler Koordinatörlüğü görevlerine yükseldi. Mesleki kariyeri boyunca çok sayıda eğitim programına katılan Taşcı; İngiliz Hükümeti bursu ile Londra’da uluslararası bankacılık eğitimi aldı. Ayrıca İsviçre’de yöneticilik eğitimi, ABD’de ise Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’da Executive Business Programı’nı tamamladı. 2000 yılında perakende sektörüne geçen Taşcı, İstanbul’da bir katlı mağazalar zincirinin Genel Koordinatörlüğü görevini yaklaşık on yıl süreyle yürüttü. 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İstanbul’daki kuruluş çalışmalarında yer aldı. 2002-2009 yılları arasında AK Parti İstanbul İl Yönetimi’nde Yönetim Kurulu Üyesi, İl Başkan Yardımcısı ve İl Başkan Vekili olarak görev yaptı. 2011 Genel Seçimlerinde AK Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı oldu. Bugün, enerji, inşaat, sağlık, teknoloji ve perakende sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlerde yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık görevlerini sürdürmekte olan Taşcı, iş geliştirme ve finans alanlarında danışmanlık hizmetleri sunan bir şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürütmektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Dolar Sonrası Dünya mı, Doların Dönüşümü mü?

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan uluslararası finansal sistem yaklaşık seksen yıldır büyük ölçüde Amerikan doları etrafında şekilleniyor. 1944...

Enflasyonu Düşürürken Sanayiyi Kaybetmemek

Ekonomide bazen en zor sınavlar kriz dönemlerinde değil, başarıya yaklaşılırken verilir. Türkiye bugün tam da böyle bir eşikten geçiyor....

Daha Düşük Maliyetli ve Daha İnandırıcı Bir Dezenflasyon Mimarisi...

Türkiye ekonomisi son iki yıldır yüksek faiz, sıkı kredi politikası, kontrollü kur ve güçlü parasal daralma ekseninde şekillenen...

Sorun Dezenflasyon Değil, Pahalı ve Yavaş Dezenflasyon: “Para Politikası...

Son dönemde ekonomi tartışmalarında giderek daha yüksek sesle dile getirilen bir görüş var: “Bu dezenflasyon programı ekonomiye fazla...

Faizle Sıkışan Bütçe, Yatırımla Yavaşlayan Ekonomi: Nisan verileri bize...

Türkiye ekonomisinde yaklaşık iki yıldır uygulanan dezenflasyon programı artık yalnızca para politikası üzerinden değil, bütçe performansı üzerinden de...

Dezenflasyonun Görünmeyen Gerilimi, Türkiye Ekonomisinde Likidite Neden Hâlâ Çok...

Türkiye ekonomisinde son iki yıldır uygulanan dezenflasyon programı belirli sonuçlar üretmeye başladı. Enflasyon oranı geriliyor, döviz kuru görece...

Byung-Chul Han’dan Nurettin Topçu’ya Modern İnsanın Sessiz Krizi

Yorgunluk Toplumundan Anlam Arayışına, Byung-Chul Han’dan Nurettin Topçu’ya Modern İnsanın Sessiz Krizi   Yukarıda bahsettiğim, oldukça dikkat çekici bu söyleşi,...

Dünya Yeniden Parçalanıyor: 5 Savaş Aynı Anda

Dalio’nun “5 savaş tipi” aslında bugün dünyanın röntgeni: 1) Ticaret Savaşı ABD–Çin hattında başlayan tarifeler artık küresel ticareti parçalıyor. “Ucuz...

Türkiye Aslında Sandığımızdan Daha Zengin Olabilir mi?

Türkiye ekonomisine dair hâkim anlatı net: düşük tasarruf, yüksek dış borç ve kronik kırılganlık. Ancak bu tabloyu yalnızca...

İç Tasarruflar ve Sermaye Birikimi

Türkiye’nin 24 Ocak Kararları ile hızlanan serbest piyasa sürecine rağmen hâlâ yeterli iç tasarruf ve güçlü sermaye birikimi...

Kriz Döngüsünü Kırarak Büyümek

Türkiye 2035–2045 Eşiğinde Yeni Bir Kalkınma Hikâyesi Yazabilir mi? Türkiye ekonomisi uzun yıllardır aynı temel soruyla yüzleşiyor: Yüksek büyüme...

Küresel Sermaye Çağında Kalkınmanın Finansmanı

Milli Tasarruflar, Sıcak Para ve Türkiye’nin Stratejik Seçimi Küresel ekonominin son kırk yılı, sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ve finansal entegrasyonun...

BlackRock Ziyareti: Türkiye Yeni Finans ve Enerji Merkezi mi...

A-Önce toplantıya Hazine Bakanımızın da katılması penceresinden bakalım; BlackRock CEO’su Larry Fink’in Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, yüzeyde bir...

İran-İsrail/ABD Gerilimi, Küresel Ekonomi ve Türkiye’nin Stratejik Konumu

Toplumların kültürel ve dini ritimleri çoğu zaman tarihsel kırılmaların ortasında yaşanır. Bayramlar ise bu ritimler içinde hem bireysel...

Dünya Ekonomisi: Kırılgan Bir Dönüşümden Yeni Bir Düzene

2026 yılının başlarında dünya ekonomisi yalnızca rakamların değil, aynı zamanda güç dengelerinin yeniden yazıldığı bir dönemin içinden geçiyor....

Akışın İçinde Kalmak Ama Savrulmamak

Mevlânâ bize değişimi inkâr etmeyi değil, değişimin içinde merkezde kalmayı öğretir. Her şey akıyor; ama herkes aynı yere varmıyor....

Vakıf Aklı ve Yeni Bir Girişimcilik Tasavvuru

Lise yıllarımda iktisat kitaplarına merak saldığımda zihnimi meşgul eden soru şuydu: Ne yalnızca liberal reçeteler ne de sosyalist vaatler…...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken-IV

Türkiye İçin Üç Yol: Ayakta Kalmak mı, Sıçramak mı? Geçen hafta yazımızı şu cümleyle bitirmiştik: Yanlış pozisyon felaket, doğru pozisyon...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken III – Para Savaşları Kapıda...

Dünya ekonomisi bugün bir kriz yaşıyor gibi görünmüyor. Borsalar açık, ticaret sürüyor, merkez bankaları piyasaları sakin tutmayı başarıyor....

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken-II Likidite Var, Güven Yok!

Türk İş Dünyası Bu Dönemi Nasıl Okumalı? Son aylarda küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler, ilk bakışta çelişkili bir tablo...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken: Türkiye Nerede Duruyor?

Küresel ekonomi bir süredir olağan dalgalanmaların ötesinde bir gerilim biriktiriyor. Bu gerilim ani bir çöküş manşetlerinden ziyade, bilanço...