İç işleri bakanı Mustafa Çiftçi’nin Kudüs valisi olmak istemesi Türkiye’de birçok kişiyi şaşırtsa da kimisi için ideal bir hayali temsil etmesi bakımından kabul görmüş olabilir. En nihayetinde zaten bizim olanı geri almak ve bin bir katakulli ile elimizden alınan mazimizi diriltmek istememiz, çoğumuz için bir gün olması beklenen bir şey. Bugün olmasa da yarın ve belki çok daha yakın, sıkışmış olduğumuz Anadolu topraklarından taşıp eski ihtişamlı günlerimize kavuşmak, neden olmasın?
Elbette Türkiye eğitim tedrisatından geçenler için Cumhuriyet ve Osmanlı Devleti ilişkisi çok karışık ve epey de yanlı bir yerden kuruldu. Daha erken dönemde yani 1930’lar ve sonrasında yeni Cumhuriyetin ve yeni küresel düzenin emekleme dönemleriydi ve imparatorluk bakiyesi bu yeni rejimin, eskiye dair her şeyle ilişkisi elbette sorunluydu. 1930 ve sonrası tarih müfredatının dayandığı Türk Tarih Tezi, Cumhuriyetin nihaî hedefini ve ulus-devlet yapısının her alana sızmasını amaçlamıştı ve belki de bugün birçok tarihçinin kabul edeceği şekilde, dönemin siyasi hedefi bilimsel endişelerin çok üstündeydi. Elbette bu dönemi bir gereklilik sarkacında değerlendirip şartların götürdüğü istikamete doğru giden ve bütün dünyayı kasıp kavuran ulus zihniyetinden kaçmanın imkansızlığı olarak değerlendirmek de mümkün. Başka türlüsü olabilir miydi, Cumhuriyetin Osmanlı Devleti’nin temellerini sarsmadan ve bu kadar travmatik bir sınırdan kurulması mümkün müydü sorusu ise, her açıdan cevaplanmaya muhtaç olarak beklemektedir.
Burada tartışmaya çalışacağım konu, daha çok bu gerilimli ilişkide, Osmanlı Devleti nostaljisini besleyen tarafa bakmak ve bunun imkansızlığı üzerinden iç siyasete bir basamak olmaktan öteye geçmeyen söylem eleştirisini yapmak. Yani çok uzun zamandır bir Cumhuriyet ve Atatürk anti tezine karşı Neo-Osmanlı fikrinin sınırlarını belirlemek. Osmanlı Devleti’nin fiilen yıkılması ve sınırlarının daralmasına rağmen imparatorluk nostaljisinden neden kopulamadı ve bu fikrin hâlâ canlı bir şekilde siyasî söyleme eklemlenmesi altında ne yatmaktadır?
Bu soruya aslında 2021 ve 2025 yıllarında yayınlanmış iki makale ekseninde cevap vermek mümkün. Britanya ve Türkiye’deki emperyal nostalji ve popülist söylem üzerine yapılmış olan bu deneysel makalelerde, seçmen ve siyasi aktörlerin tercihleri, oy verme saikleri ve bu ilişkide emperyal nostaljinin ağırlığı ölçülmüş. Matematiksel verilere dayanması ve size bir istatistik sunması açısından çok enteresan çünkü yorumdan öteye geçerek bir gerçekliğe bürünmüş oluyor her şey. Çalışmalar çok paralel sonuçlara farklı coğrafyalarda ulaşması açısından ilginç çünkü bu nostaljinin sadece bize ait bir sapma ve saplantı olmadığının açık bir şekilde görebiliyorsunuz. Her iki makalenin de ortak vurgusu, kolektif nostaljinin, yani bireyin bir geçmişe hissettiği aidiyetle hem gurur hem de travma kaynağı olarak geçmişle kurduğu ilişki, güncel siyasetle bağlantılı tercihlerinde çok bariz şekilde rol oynuyor. Ayrıca her iki yayında da ortak sonuç, bu eğilimin sağ muhafazakâr seçmende daha belirgin olduğu ve kendini sol liberal olarak tanımlayan kişilerde bu nostaljinin etkisinin azalması.
Ancak Türkiye’yi konu alan Ezgi Elçi’nin Politics Nostalgia and Polpulism: Evidence from Turkey makalesi, nostalji ve popülizm arasındaki ilişkiyi Osmanlı nostaljisi ve Kemalist nostaljiyi kıyaslayarak bu iki mekanizmanın toplumsal karşılığını, siyasi alana etkisini ve toplumun eğilimlerini belirlemedeki gücü açısından değerlendirmiş. Bu çalışmanın sonucunda, Türkiye’de en çok hangi nostalji fikrinin baskın ve kabul edilir olduğuna dair ilginç sonuçlar var. Osmanlı nostaljisi az çok hepimizin bildiği gibi, Cumhuriyet elitlerine duyulan öfkenin, İslamcı kitlelerin arzularının, beklentilerinin ve kızgınlıklarının bir temsili ve ifade aracı olarak ön plana çıkıyor. Buna karşılık Kemalist Nostalji ki yazar bu özlemin, 1990 sonrasında yaşanan küresel ve yerli siyasi krizlere Türkiye’de laik ve üniter devlet vurgusuna duyduğu ihtiyacın tetiklediğini savunuyor, Osmanlı nostaljisi kadar kuvvetli bir etkiye sahip değil. Bu sonuca katılımcılara Osmanlı’yı ve Cumhuriyet’in kuruluş dönemini öven, birebir aynı yapıda iki farklı metin okutarak ve ardından popülist tutumları ölçülerek ulaşıyor. Ben burada teknik detaylara girmeyeceğim ancak çıkan veriler, Osmanlı’ya atıf yapan metni okuyanlarda popülist tutum belirgin ve istatistiksel olarak sağlam şekilde artarken Kemalist devrim ve yeniliklere atıf yapan metni okuyanlarda zayıf ve kararsız bir şekilde ilerlediğini gösteriyor. Buna bağlı olarak ortaya çıkan bir diğer önemli bulgu da Kemalist nostaljinin siyasi parti ile olan ilişkisinin bu etkiyi zayıflatan önemli bir değişken olması. Kemalist nostalji CHP’ye münhasır bir özlemken Osmanlı nostaljisi daha kültürel ve yaygın.
Makalede doğrudan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, Osmanlı nostaljisi ve popülist söylemle olan ilişkisi irdelenmiş ve özellikle emperyal nostaljinin temel ekseni olan ideal olandan düşüş, toprak kaybı travması ve bir zamanlar sahip olunan altın çağa yapılan vurguların da ifade biçimleri tartışılmış. Birçoğumuzun aşina olduğu gibi recep Tayyip Erdoğan’ın şiir ve hitabet konusundaki başarısı, bu nostaljiyi tetikleyen ya da harekete geçiren en önemli sebeplerden biri olarak ön plana çıkıyor. Zira Erdoğan’ın konuşmalarında sık sık kullandığı, Necip Fazıl’ın Sakarya şiirinin, ‘öz yurdunda garipsin öz vatanında parya’ mısrası, özellikle empreyal nostaljinin bir ana yurda duyulan özlemi vurgulaması açısından önemlidir. Çünkü Osmanlı nostaljisi Kemalist nostaljiden farklı olarak, terk edilmiş fakat bütünüyle yok olmamış bir geçmiş üzerine kurulu, geriye dönük olarak inşa edilmiş bir ütopyaya karşılık gelen ‘’anayurt’’ (heartland) tahayyülünü nostalji aracılığıyla üretmektedir. Bu nedenle CHP seçmeni Kemalist dönemin başarılarına özlem duyarken, AKP seçmeni Osmanlı İmparatorluğu’nun görkemli günlerine hasret duymakta, her iki kesim de bugünün siyasal ve toplumsal sorunlarını farklı altın çağ anlatıları üzerinden anlamlandırmaktadır.
Burada ortaya çıkan sonuç, kökenleri farklı iki nostaljinin karşı karşıya kaldığında hangisinin daha etkili bir araç olduğu ile ilgili tartışmadır. Makalenin açıkça gösterdiği gibi Osmanlı nostaljisi çok daha kapsayıcı ve kitleleri harekete geçirici bir güce sahip çünkü yazarın merkez-çevre çerçevesinde anlattığı gibi, tarihsel olarak dışlanmış, kendini kendi vatanında yabancı hisseden bir kesimin duygusu bu. Yani bu nostalji zaten kendi içinde bir mağduriyet, bizden çalındı hissi taşıyor. Popülizmin temel mantığı da tam olarak burada devreye girmekte ve saf halk ile halkın iradesini gasp eden elit arasındaki karşıtlık bu şekilde beslenmekte. Osmanlı nostaljisi bu karşıtlığa zaten hazır bir malzeme sunuyor; iç ve dış mihraklar bu nostaljinin vazgeçilmez aktörleri olarak toplumu daha iyi, muhayyel bir devlete ikna ediyor.
Ancak Kemalist nostalji daha resmi ve kurumsal bir anlatıya sahip. Cumhuriyet’in kuruluşuna atıf yapmak, esasen mevcut devlet yapısını ve laik-merkezi seçkinleri övmek anlamına geliyor. Yani Kemalist nostaljiyi çağırdığınızda, bir yandan geçmiş daha iyiydi duygusu uyandırıyorsunuz ama öte yandan bu geçmiş tam da bugünün kurumsal düzenini meşrulaştıran bir geçmiş olduğu için popülizmin elit karşıtlığı ile çelişiyor. Kemalist nostaljiye duygusal tepki veren insanlar zaten CHP’li olduğu için böyle tepkiyi doğal olarak verebiliyor, nostalji burada bağımsız bir güç değil, var olan bir kimliğin yansıması sadece. Osmanlı nostaljisi ise parti kimliğinden bağımsız olarak kalıcı bir etkiye sahip olarak Kemalist nostaljiden ayrılıyor.
Ancak burada en başta değindiğimiz gibi Kudüs valiliğinden Kemal Kılıçdaroğlu’nun Osmanlı Devleti vurgusuna kadar güncel siyasetin popülist ve nostaljik bir duvar arkasına saklandığını kabul etmemiz gerekiyor. Bu niyet apaçık kendini belli etmekte ve şimdi CHP marifetiyle de Osmanlı Devleti ve Cumhuriyet arasındaki gerilim azaltılmaya çalışılıyor. İktidarın halihazırda sürdürdüğü söylemin Kudüs’e uzanan eli, bir zamanlar bizim olanı geri almak isteyen bir tahayyülü besleyerek kolektif nostaljiye bir destek daha veriyor. Böylelikle bizler, yani o şanlı geçmişin ve kaybedilmiş toprakların eski sahipleri bir gün geri dönecek ve hakkımız olanı tekrar alacağız. Bu hayalin gerçekleşmesi ya da güncel konjonktür içinde nasıl olacağı ile ilgili rasyonel sebeplerin önemi yok. Çünkü kadim özlemimiz ve bir zamanlar biz, şimdiye kör bakmaya devam ettiğimiz sürece Kudüs’ten Bağdat’a, Selanik’ten Viyana’ya her yerde ve her masadayız.
- Ezgi Elçi, Politics of Nostalgia and Populism: Evidence from Turkey, British Journal of Political Science (2022), 52, 697-714, Christopher Claassen and Daniel Devine, The Politics of Imperial Nostalgia, British Journal of Political Science (2025), 55, e167,1-21

