Şüphenin İki Yazgısı: Gazzâlî ve David Hume

İlk bakışta benzerlik çarpıcıdır: Her iki düşünür de nedenselliğin zorunlu bir bağ olarak kavranmasına itiraz eder; her ikisi de insan aklının kendi kendine yeten kesinliğini sarsar; her ikisi de görünen düzen ile zorunlu hakikat arasına bir yarık açar. Bu yüzden sık sık şu acele hüküm verilir: Ebu Hamid el-Gazzali ile David Hume, iki ayrı medeniyette aynı şüpheciliği temsil eder. Fakat bu hüküm, kavramların yüzeysel benzerliğini tarihsel işlevin yerine koyduğu anda çökmeye başlar. Çünkü aynı soruya benzeyen iki müdahale, aynı felsefi rejime ait olmak zorunda değildir.Bu nedenle en başta hükmü tersinden kurmak gerekir: Gazzâlî ile Hume arasında yapısal akrabalık vardır; fakat bu akrabalık özdeşlik değildir. Benzer olan, zorunlu nedensellik fikrine yöneltilen eleştiridir. Ayrı olan ise bu eleştirinin ontolojik zemini, epistemolojik hedefi ve düşünsel siyaseti içinde oynadığı roldür. Hume’da şüphe, metafiziğin kendine atfettiği zorunluluğu çözerek bilgiyi alışkanlık, deneyim ve insan doğası zeminine indirir (Hume, 2019). Gazzâlî’de ise şüphe, hakikati imha etmek için değil, yanlış kesinlikleri tasfiye ederek daha yüksek bir kesinlik rejimine, yani ilahî kudret ve keşif ufkuna geçiş için işletilir (Gazzâlî, 2023). Bu yüzden iki düşünürde “şüphe” aynı kelimeyi taşır, fakat aynı kaderi taşımaz.

Gazzâlî’nin el-Munkız mine’d-Dalâl’da anlattığı kriz, sıradan bir metodik kuşku değildir. Bu metinde o, duyuların güvenilirliğini ve aklın apaçık kabul ettiği önermeleri dahi sorgulayan bir sarsıntı yaşadığını anlatır; fakat bu sorgulamanın nihai amacı sürekli kuşku içinde yaşamak değildir. İlgili değerlendirmelerde, bu eserin özellikle şüphecilikle kurduğu bağın tarihçilerin dikkatini çektiği ve metnin Gazzâlî’nin şüpheci argümanları ile bu şüpheye verdiği çözümü birlikte sunduğu vurgulanır (Internet Encyclopedia of Philosophy, 2021). Dolayısıyla Gazzâlî’de şüphe, son durak değildir; daha sahih bir bilgi mertebesine geçiş için arındırıcı bir eştir.Burada kritik nokta şudur: Gazzâlî’nin şüpheciliği, bilginin imkanını toptan askıya alan bir nihilizm üretmez. Tam tersine, onun hedefi aklın sınırını göstermek ve bu sınırın ötesinde vahiy, nübüvvet, ilahî kudret ve tasavvufî tecrübe için alan açmaktır (Griffel, 2009). Yani şüphe, ontolojik bir boşluk yaratmak için değil, hakikatin kaynağını yeniden hiyerarşik biçimde düzenlemek için devreye sokulur. Bu yönüyle Gazzâlî, aklın kudretini küçültürken hakikatin kendisini küçültmez; epistemik özerkliği sınırlar, fakat metafizik düzeni dağıtmaz.

Hume’da ise manzara bambaşkadır. Stanford Encyclopedia of Philosophy’nin özetlediği biçimiyle Hume, nedensellik tartışmasında önce eleştirel bir aşama kurar ve nedensel çıkarımlarımızın “akıl” ya da “anlama yetisi” tarafından belirlenmediğini savunur; ardından buna alternatif olarak çağrışım ilkelerini ve alışkanlığı devreye sokar (SEP, 2023). Aynı kaynak, Hume’un meşhur ayrımını “relations of ideas / matters of fact” çerçevesinde kurduğunu ve nedensel çıkarımların duyular ile hafızanın ötesine geçmemizi sağlayan tek yol olduğunu belirtir (Hume, 2019). Burada Hume’un yaptığı şey, aklın ilahî değil, beşerî bir anatomisini çıkarmaktır. Aklın zaafı, bir aşkın hakikate sıçrama zemini hâline gelmez; tersine, insan zihninin nasıl çalıştığını anlamanın aracı olur.Tam bu noktada iki düşünürü ayıran temel yarık görünür. Gazzâlî için zorunlu nedenselliğin eleştirisi, Tanrı’nın kudretinin önüne konan metafizik engelleri kaldırma işlevi görür (Gazzâlî, 2020). Hume için aynı eleştiri, insan zihninin zorunluluk vehmini nasıl ürettiğini açıklama işlevi görür (Hume, 2019). Birinde amaç, mucizenin imkânını korumaktır; ötekinde amaç, zorunluluk fikrinin psikolojik ve deneyimsel kökenini göstermek. Dolayısıyla birinde şüphe teoloji lehine derinleşir, diğerinde teolojik-metafizik iddiaların epistemik dayanağını inceltir.

Gazzâlî’nin nedensellik eleştirisi özellikle Tehâfüt el-Felâsife bağlamında belirginleşir. Stanford Encyclopedia of Philosophy’de belirtildiği üzere, onun hedefi Aristotelesçi zorunlu nedensellik anlayışıdır ve bu eleştirinin merkezî saiklerinden biri mucizelerin imkânını korumaktır (SEP, 2022). Ayrıca ateşin pamuğu yakmamasının mantıksal açıdan imkânsız sayılmaması, mantıksal zorunluluk ile doğa düzeni arasında özdeşlik kurulmadığını gösterir.Bu yüzden Gazzâlî’yi yalnızca “nedenselliği inkâr eden düşünür” diye okumak yetersizdir. Daha doğru ifade şudur: O, yaratılmışlar arasındaki ilişkinin zorunlu-metafizik bir bağ olarak düşünülmesine karşı çıkar. Bu karşı çıkış, ilahî kudretin mutlaklığını savunur. İlgili literatürde, onun mantıksal zorunluluk ile nedensel bağ arasında ayrım yaptığı belirtilir (SEP, 2022). Yani mesele düzenin yokluğu değildir; düzenin ontolojik statüsüdür.Hume’da ise nedensellik eleştirisi, mucizeye alan açmaz. Tam tersine, zorunlu bağlantı fikrinin deneyimden türetilemediğini ve nedensel beklentinin alışkanlık sayesinde kurulduğunu gösterir (Hume, 2019; SEP, 2023). Buradaki kırılma epistemolojiktir: elimizde olan şey zorunlu bilgi değil, tekrarın ürettiği beklentidir.

Şimdi asıl soruya dönebiliriz: Aynı medeniyetlerarası şüphecilik mi söz konusu? Hayır; çünkü burada mesele yalnızca coğrafya değildir, düşüncenin iç mantığıdır. Gazzâlî’de tartışma kelâm ile felsefe arasındaki ontolojik gerilimdir; Hume’da ise deneyim, bilim ve insan doğasının sınırlarıdır. Daha keskin ifade edelim: Gazzâlî’de şüphe, aşkınlığı tahkim eder; Hume’da şüphe, aşkınlık iddialarını epistemik baskı altına alır. Gazzâlî aklı yerinden ederek vahyin önünü açar (Gazzâlî, 2024). Hume aklı yerinden ederek insan doğasının mekanizmalarını görünür kılar (Hume, 2020). Gazzâlî’de krizden çıkış manevi yetkinleşme ile mümkündür; Hume’da ise alışkanlık ve gündelik hayat ile.Yine de aralarındaki benzerliği küçümsemek hata olur. Her ikisi de dogmatik akılcılığa darbe vurur ve zorunlu bağlantı fikrine mesafe koyar (SEP, 2023). Belki de son hüküm şu olabilir: Gazzâlî ve Hume, şüpheyi aynı yerden başlatıyor görünseler bile, onu aynı ufka götürmezler. Gazzâlî’de şüphe, hakikatin kapısında secdeye varır; Hume’da şüphe, deneyimin içine geri döner. Dolaysıyla  aynı şüphecilikten söz etmek yerine, farklı hakikat rejimlerinden söz etmek daha isabetlidir.

 

Kaynakça

[1] David Hume (2019). İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma (Çev. Ferit Burak Aydar). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[2] Ebu Hamid el-Gazzâlî. (2023). El-Münkız mine’d-Dalâl: Hakikat Arayışı (Haz. Abdürrezzak Tek). İstanbul: Ketebe Yayınları.

[3] Internet Encyclopedia of Philosophy (2021). “Al-Ghazali”.

[4] Frank Griffel (2009). Al-Ghazali’s Philosophical Theology. Oxford: Oxford University Press.

[5] Stanford Encyclopedia of Philosophy (2023). “David Hume”.

[6] David Hume (2019). İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma (Çev. Ferit Burak Aydar). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[7] Ebu Hamid el-Gazzâlî. (2024). Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) (Çev. Süleyman Hasbî Efendi; İnceleme, transkripsiyon ve sözlük: Abuzer Dişkaya). İstanbul: Ketebe Yayınlar

[8] Stanford Encyclopedia of Philosophy (2022). “Al-Ghazali”.

[9]  David Hume (2019). İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma (Çev. Ferit Burak Aydar). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

[10] Stanford Encyclopedia of Philosophy (2023). “Causation”.

Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu, 1992 yılında Bingöl’ün Karlıova ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Bir dönem Temrin ve Acemi edebiyat dergilerinde editörlük yaptı. Şiir ,çeviri ve kritik yazıları; Birikim,, Öncül mikroscope,Ek Eleştirel Kültür,Bireylikler, Eliz, Temrin, Yolcu, Berfin Bahar, Ekin Sanat ve Kirpi gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Felsefe alanında Hegel, Walter Benjamin, Derrida, Peter Sloterdijk, Heidegger ve Wittgenstein üzerine akademik çalışmalar yaptı; bu çalışmaları çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlandı. Ayrıca, Karar,Medyascope,Perspektif,Diken ve gazetelerinde düşünce köşe yazıları yayınlandı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Kendiliksizlik

Yorgunluk artık bir hâl değil, bir iklim gibi; insanın üzerine çöken, içine işleyen, sonra da kendi sesiymiş gibi...

Rasyonel Olanın Şiddeti

Hegel’in “gerçek olan akıldır” önermesi, ilk kavrayıştz zihne bir düzen duygusu yerleştirir; dünya rastlantıların savurduğu bir yıkım alanı...

İçeride Kalan Fazlalık

Kriz denilen şey, dışarıdan gelen tehditlerle ya da siyasal çözülmelerle açıklanıp geçiştirilecek kadar yüzeyde işlemez; asıl çözülme içeride,...

Kolonyalizm ve İslam Modernizmi

Kolonyalizm, tarihsel anlatılarda çoğu zaman toprağın işgali, kaynakların sömürülmesi ve siyasal egemenliğin gaspı üzerinden tarif edilir; oysa bu...

Taşmadan Mekaniğe

Kozmoloji üzerine düşünmek, gökyüzünü anlamaya çalışmaktan önce varlığın düzenini sorgulamak demektir. Şöyle ki her kozmolojik tasavvur, yalın olarak...

İslam Ontolojisi ve Batı Metafiziği

Her medeniyet, siyasal kurumsallaşmadan önce ontolojik bir tercihte bulunur. Varlığın nasıl kavrandığı, hakikatin hangi düzlemde temellendirildiği ve insanın...

Aklın Tahakkümü

Aydınlanma, insanın kendi aklına yönelttiği en köklü çağrıdır. Orta Çağ boyunca bilgi, kutsalın tekelinde bir “vahiy düzeni” olarak...

Osman Hamdi Bey’in Görsel Dünyası ve Eldem’in Tarihsel Çözümlemesi

Osman Hamdi Bey’in tabloları, oryantalist biçim repertuarını bir ifade zemini olarak kullanır; bu zemin, Osmanlı geç modernliğinin sancılı...

Entelektüelin Kör Noktası

Entelektüelin trajedisi, hakikatin sözcülüğünü üstlenirken kendi konumunun yarattığı kör noktayı fark edememesidir; öyle ki eleştiri çoğu zaman dışarıya...

Kafka ve İktidar: Görünmez Emirlerin Saltanatı

İktidar, tarih boyunca kendini hep görünür kılarak hükmetti: taçla, üniformayla, sarayla, bayrakla, kürsüyle. Antik çağda iktidar bedende cisimleşti;...

Washington’un Maliki Hafızası

Donald Trump’ın, Nuri el-Maliki’nin yeniden Irak’ta başbakanlığa gelmesi ihtimaline karşı açık bir veto koyması ve bu ihtimal gerçekleştiği...

Trump ve Kuralsızlığın Siyaseti

Donald Trump, modern siyasal tarihte alışıldık lider tipolojilerinin hiçbirine tam olarak oturmaz. Onu bir diktatörle, bir ideologla ya...

ABD – İran Gerilimi

ABD’nin İran’a olası doğrudan askerî bir saldırı düzenlemesi durumunda, çatışmanın tek bir cephede sınırlı bir savaş olarak sürmesi...

Müdahalenin Ön Sahnesi Olarak İran

Bilindiği üzere Trump, geçtiğimiz günlerde, "İran, her zamanki gibi barışçıl protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır....

Tom Barrack: Sermayenin Diplomasisi

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı anlamak için onu klasik anlamda bir “dış politika aktörü”...

Mesihsiz Kurtuluş: Netanyahu’nun İran Stratejisinin Teolojik Arka Planı

Netanyahu’nun İran’a dönük stratejisini yalnızca askeri hamleler, diplomatik baskılar ya da güvenlik kaygılarıyla sınırlı bir çerçevede değerlendirmek, bu...

Kayıtsızlığın Anatomisi: Gazze ve Dünya Vicdanının Çöküşü

Gazze işgali, fiziksel tahribatlarla açıklanamayacak denli derinleşmiştir. İnsani vicdanın aşındığı, ahlâki çöküşün mekâna kazındığı bir eşiğe dönüşmüştür. Gazze...

Mühürlenmiş Benlik: Milliyetçilikte Özneleşmenin Askıya Alınışı

The White Ribbon (2009) filmi, 20. yüzyılın başlarında Almanya’nın küçük bir kasabasında geçer. Yüzeyde sıradan bir yaşam akışı...

Teolojik Ulus, Seküler İmparatorluk: Siyonizm ve Batı Milliyetçiliğinin Ortak...

Modern milliyetçilik, zamanla siyasal ve kültürel sınırları aşarak dünyevi bir inanç sistemine dönüşmüştür; Tanrı’nın yerini millet, kutsal metinlerin...

Türkiye’de Sekülerleşmenin Eksik Büyüsü

Bir toplum, kendi aynasında iki yüz görüyorsa; biri geçmişin hayaleti, diğeri geleceğin hayal kırıklığıdır.Türkiye’nin modernleşme serüveni, görünürde sekülerleşmenin...

Toplumsal Hafızanın Dağılması: 12 Eylül ile 15 Temmuz Arasında...

Bir toplumun zamanla kurduğu ilişki, onun hafıza kapasitesini belirler. Geçmiş yalnızca yaşanmışlıkların toplamı değildir; aynı zamanda hatırlama biçimlerinin,...