Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde dünya ekonomisi artık “toparlanıyor mu?” sorusunu geride bırakmış durumda. Asıl soru şudur: Toparlanılan zemin nasıl bir zemin?
2025’in muhasebesi bize gösterdi ki; küresel ekonomi nefes aldı, ama dünya düzeni rahatlamadı. Enflasyon gerilerken belirsizlik kalıcılaştı; faizler zirveye yaklaşırken jeopolitik riskler aşağı inmedi. Küreselleşmenin verimlilik hikâyesi zayıfladı, yerini güvenlik, dayanıklılık ve kontrol eksenli yeni bir eko-politik mimariye bıraktı.
Bu yeni dönemi, yerinde bir kavramla tanımlayabiliriz: “Tahkimat Çağı”
Duvarların yalnız sınırda değil; finansmanda, ticarette, teknolojide ve tedarik zincirlerinde yükseldiği bir çağdayız. Artık “en ucuz nerede üretilir?” sorusu ikincil; esas soru “en risksiz nereden geçer?” Bu fark, ülkeler için yalnız maliyet değil, kader farkı yaratıyor.
Peki bu küresel dönüşüm, Türkiye için ne anlama geliyor?
Türkiye’nin Kırılganlıkları: Eski Düzenin Yükleri
Türkiye, bu yeni çağın eşiğine bazı yapısal zorluklarla giriyor. Bunları görmezden gelmek, iyimserlik değil, stratejik körlüktür.
-Cari açık ve dış finansman ihtiyacı, küresel likiditenin artık daha seçici olduğu bir dönemde Türkiye’nin en hassas başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Tahkimat çağında sermaye, eskisi gibi “yüksek getiri” peşinde değil; kurumsal güvenlik ve öngörülebilirlik arıyor.
-Yüksek enflasyon mirası, sadece fiyat istikrarını değil; gelir dağılımını, toplumsal psikolojiyi ve yatırım ufkunu da tahrip etmiş durumda. Enflasyon, bir iktisadi göstergeden çok bir zihniyet sorunu yarattığında kalıcı hasar bırakıyor.
-Kur oynaklığı, Türkiye’yi üretimden çok bilanço yönetmeye zorlayan bir baskı unsuru hâline geliyor. Bu da reel sektörün stratejik karar alma kapasitesini daraltıyor.
Bu başlıklar, Türkiye’nin zayıflıklarıdır; ama kaderi değildir. Çünkü aynı resmin başka bir yüzü daha var.
Türkiye’nin Güçlü Yanları: Tahkimat Çağının Sessiz Avantajları
Yeni küresel düzen, her ülkeyi eşit şekilde zorlamıyor. Bazı ülkeler için bu çağ, risk olduğu kadar stratejik fırsatlar da barındırıyor. Türkiye bunlardan biri.
-Düşük kamu borcu bugün yalnızca bir mali gösterge değil; egemenlik kapasitesidir. Borcun siyaseti esir aldığı bir dünyada, Türkiye’nin mali manevra alanı hâlâ geniştir (Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranı 2025 sonu itibariyle yüzde 36,7’ye geriledi ki; bu dünya ölçeğinde düşük bir oran olarak kabul edilir).
-Dinamik ve esnek ekonomi, kriz dönemlerinde hızla uyum sağlayabilen bir üretim kültürü yaratmıştır. Bu, tahkimat çağında “dayanıklılık” demektir.
-Jeopolitik konum, artık bir risk başlığı olmaktan çıkıp ekonomik değer üreten bir unsura dönüşmektedir. Enerji, lojistik, savunma ve ticaret hatlarının yeniden çizildiği bir dünyada Türkiye, yalnız geçiş ülkesi değil; düğüm noktasıdır.
-Sıkı para politikasıyla yürütülen enflasyonla mücadele, kısa vadede acı verici olsa da, uzun vadede Türkiye’nin en kritik sermayesi olan öngörülebilirliği yeniden inşa etme potansiyeli taşımaktadır.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye, tahkimat çağında zayıf bir aday değil; doğru adımlarla dayanıklı bir merkez ülke olabilir.
Peki Dünya Açısından Türkiye Ne İfade Ediyor?
Yeni küresel düzende dünya, Türkiye’ye artık yalnız “büyüyen pazar” olarak bakmıyor. Daha kritik bir rol öne çıkıyor:
Bölgesel istikrar üretme kapasitesi olan, çoklu bloklar arasında çalışabilen bir ekonomik aktör.
Batı için Türkiye, tedarik zincirlerinde Çin’e alternatif; Doğu için Avrupa’ya açılan bir kapı; Orta Doğu ve Kafkasya için ise bir denge unsuru. Tahkimat çağında bu tür ülkeler, yalnız büyüme değil, sistemik değer üretir.
Ne Yapmalı? Üç Düzeyde Yol Haritası
1. Ülke Yönetimi İçin:
-Enflasyonla mücadelede kararlılık, sadece teknik değil siyasi bir taahhüt hâline gelmeli.
-Hukuk, kurumlar ve veri şeffaflığı, tahkimat çağında “yatırım teşviki” kadar kritiktir.
-Sanayi ve ticaret politikası, kısa vadeli teşviklerden çok stratejik sektör seçimi ve uzun vadeli kapasite inşası üzerine kurulmalıdır. Savunma, enerji, gıda, lojistik, dijital altyapı ve kritik madenler; yalnızca büyüme değil ulusal dayanıklılık perspektifiyle ele alınmalıdır.
-Kamu maliyesinde disiplin, daraltıcı bir refleks olarak değil; kriz anlarında manevra alanı yaratacak stratejik esneklik olarak görülmelidir.
-Dış finansmana bağımlılığı azaltacak yerli tasarrufları ve uzun vadeli fonları (emeklilik fonları, kalkınma bankacılığı, proje finansmanı) güçlendiren yapısal adımlar ertelenmemelidir.
2. İş Dünyası ve Sermaye İçin:
Tahkimat çağında sermaye, artık sadece kârlılığın değil öngörülebilirliğin ve güvenli limanın peşindedir.
-Şirketler, ucuz finansman döneminin sona erdiğini kabullenerek borçluluk yapılarını sadeleştirmeli, döviz riskini yönetilebilir seviyelere çekmelidir.
-Kısa vadeli ticari fırsatlar yerine, bölgesel tedarik zincirlerinde kalıcı oyuncu olmayı hedefleyen yatırımlar önceliklendirilmelidir.
-Devletle ilişki, ayrıcalık beklentisi üzerinden değil; şeffaf, kurallı ve hesap verebilir bir zeminde yeniden tanımlanmalıdır. Bu, sermaye için de bir sigortadır.
3. Toplum ve Zihniyet Dünyası İçin:
Belki de en zor ama en kritik alan burasıdır.
-Refahın borçlanma ve tüketimle değil; üretim, verimlilik ve istikrarla mümkün olduğu gerçeği toplumsal olarak içselleştirilmelidir.
-Enflasyonun sadece “fiyat artışı” değil; ahlaki ve sosyal bir aşınma yarattığı kabul edilmeden kalıcı çözüm üretilemez.
-Devletten her soruna anlık müdahale bekleyen refleks yerine, kurallara dayalı bir düzenin uzun vadeli faydasına inanma kültürü güçlendirilmelidir.
Sonuç: Kırılganlık mı, Stratejik Dayanıklılık mı?
Tahkimat çağında Türkiye ne doğal olarak güçlüdür ne de kaderine mahkûm biçimde kırılgandır. Türkiye’nin gerçek riski; dünyanın değiştiğini görüp, kendi zihinsel ve kurumsal dönüşümünü ertelemesidir.
Bu çağda ayakta kalanlar; en hızlı büyüyenler değil, şoklara dayanıklı olanlar olacaktır.
Türkiye için mesele, “krizi atlatmak” değil; krizleri yönetecek bir devlet aklı, ekonomi mimarisi ve toplumsal sabır inşa edip edemeyeceğidir.
Eğer bu üç düzeyde (devlet, sermaye ve toplum) eş zamanlı bir dönüşüm sağlanabilirse; tahkimat çağı Türkiye için bir kuşatma değil, kendi kulvarını açma fırsatına dönüşebilir ki, inşallah öyle de olur.

