‘Gerçek Türkiye’ Mi, Türkiye Gerçeği Mi?

Yirmili yaşların ortalarında doktoramı laiklik konusunda yapmaya karar vermiştim. O zamanlar bu konu pek popüler değildi, hatta modası geçmiş sayılıyordu. Özal’lı yıllarda popüler konular ‘sivil toplum’ ve ‘demokrasi’ idi. Darbecilerin ekonomi müsteşarı Özal, şortla asker teftişi yaptığı için çok sivil ve demokrat bulunuyordu. Ben o kanaatte değildim, demokrasinin de, onun önemli bir boyutu olan laikliğin de daha uzun süre tartışma konusu olacağını düşünüyordum. Haklı çıktım, ama ben bile aradan kırk yıl geçtikten, ben 66 yaşında bir ak saçlı olduktan sonra, hala bu konuları, bu şekilde tartışmaya devam edeceğimizi düşünemezdim. Zaten insan o yaşlarda kırk yıl sonrasını düşünmüyor bile, ama sonuçta yanılmışım.

Ramazan ayı vesilesi ile laiklik konusu yeniden nizalı bir şekilde gündeme geldi. İktidar partisi, biraz da kaybettiği popülerliği geri almak adına, ‘çoşkulu bir Ramazan’ ortamı yaratma çabası gösterdi. Bu çerçevede gerçekleşen,  ‘okullarda ramazan kutlamaları’ gibi konular eski tartışmaları geri çağırdı. Sonra, tam da iktidar partisinin hesabına uygun şekilde, bir grup aydın laiklik bildirisi imzaladı, olay büyüdü.

‘Laiklik bildirisi’ni imzalayanlar kusura bakmasın ama, imza metni tam bir felaket. Türkiye’nin Talibanlaştığından dem vurmak için ciddi şuursuz olmak lazım. Ne diyeyim, durduk yerde iktidar haklı duruma gelmiş oldu. Konu Noel, Cadılar Bayramı, vs. ile Ramazan’ı yarıştırmaya vardı. Adamlar haksız değil, Batı’ya dair her şeyi çok sevip, ‘Doğu/İslam’a dair her şeyi yadırgamak nerden baksanız eziklik kompleksi. Bu devirde hala bu kompleks içinde olmak acınası bir durum.

Laiklik konusunda bıkmadan tekrarlamak ihtiyacı duyduğum diğer bir husus da sınıfsallık boyutu. Laik kesim başından beri, Batılı sembol ve yaşam tarzını sınıfsal bir kod olarak görüyor. Öyle olunca, konu kültürel tartışmanın sınırlarını zorluyor, işin içine küçümseme giriyor. Aslında AK Partisi’nin siyasal başarısında en önemli etkenin, bu tavra karşı tepki olduğunu düşünenlerdenim. Son tartışmalar, o hafızayı bir kez daha tetiklemiş oldu.

Peki, laik kesimin yaşam tarzı ve özgürlükler konusunda endişesi olamaz mı? Olur tabi de, onun adı ‘Talibanlaşma’ olmaz. Diğer taraftan, muhafazakar/İslamcı kesim de, kendi anlayışları dışındakileri ‘bu memleketin evladı’ saymama eğiliminde. Onlar da hala bu kafada, ülkeyi ‘yabancılaşmış unsurların elinden kurtarmış’ hatta yeniden fethetmiş havasındalar. Oysa, burası içinde farklı meşrepten insanların yaşadığı kocaman bir ülke. Diğer taraftan, ‘yabancılaşmış’ sayılan semboller, yaşam biçimleri çoktan kendi gerçeklerini yaratmış durumda. Dinden diyanetten uzak bir yaşam biçimi, artık yabancı değil, yerli bir gerçeklik. Muhafazakar/İslamcıların da bir türlü kabul etmek istemedikleri bir gerçeklik.

Sadece dine ilişkin konular da değil, ‘yerli’ sayılan bazı kültürel kodlar, adetler, yaşam alışkanlıkları zaman içinde değişiyor. Birincisi, bunların bazısı çok uzun bir süreden beri, yani Osmanlı modernleşme sürecinden bu yana,  belli kesimler tarafından terk edilmiş durumda. Ben taşralı bir ailede büyüdüğüm halde, ‘abi, abla’ tabirlerinin bile çok ‘alaturka’, modası geçmiş sayıldığı bir ailede yetiştim. Büyüklerin elini öpmek de çoktan tadavülden kalkmıştı, yerli sayılan pek çok başka şey de. Doğrusu, biraz fazla modernleşmiş  bir ailem vardı, ama bu erken ve hızlı modernleşme, marjinal bir durum değildi,  bizimki gibi şehirli olan kesim için Cumhuriyet öncesi başlamış bir süreçti. Bunlar da bu toplumun gerçeği.

Diğer taraftan, toplumsal değişimin zamana ilişkin bir boyutu da olduğunu unutmamak gerek. Mesela, muhafazakar kesimde dahi, artık görücü usulü evlenen, kayınpeder ve kayınvalide ile aynı evde oturan kalmadı.

Galiba asıl sorunlardan biri, muhafazakar/İslamcıların da, kendine laik diyenlerin de, bazı şeylerin değiştiğini kabul etmekte zorlanması. Oysa, yine birbirinden çok farklı hayat tarzları olmakla birlikte, geniş bir alanda geçişkenlik, melezlik söz konusu. İkinci önemli sorun, her iki kesimin de kendi kafalarındaki bir ülke/toplum modelini esas kabul edip, türdeş bir toplum yaratma hevesi içinde olması. Laikler, Müslüman bir ülke görüntüsünden rahatsızlık duyuyor, muhafazakarlar ise türdeş bir müslüman toplum tablosu yaratma gayretinden vazgeçmiyor.

Son tartışmalar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı “Tüm Türkiye’nin aynı ritimde buluşması, aynı sözleri, aynı sesleri terennüm etmesi özlediğimiz, arzuladığımız, hasretini çektiğimiz bir iklimdi…Bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır” demiş. İyi niyetle söylenmiş olabilir, ancak bir ülkeyi tek ritimde, tek seste buluşturma özlemi, dışlayıcılık işareti, toplum mühendisliği gayreti ve bunu gerçekleştirmek adına otoriter bir siyaset anlayışını benimsemek demektir. Türkiye’de en önemli sorun budur. Kısacası gerçek Türkiye yoktur, Türkiye gerçeği vardır diye düşünmeye başlamadan toplumsal barıştan söz etmek mümkün olmayacak.

Nuray Mert
Nuray Mert
1960 Trabzon doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarih Bölümleri’nde lisans eğitimi alan Mert, aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde yüksek lisansını (Prens Sabahaddin ve Terakki Mecmuası), Siyaset Bilimi Bölümü’nde de doktorasını (Erken Cumhuriyet Döneminde Laik Düşünce) tamamladı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Eski Türkiye

‘Eski Türkiye’ denilince farklı kesimler, farklı şeyler anlıyorlar. Uzunca bir süredir, İslamcı iktidar çevresi ‘Yeni bir Türkiye’ inşası...

İslamcıların ‘İsyanı’

Bu mecrada daha ziyade kültürel konularda yazı yazmaya niyetliydim. Kültür derken de, tabii sinema, güzel sanatlar, müzik değerlendirmesi...

Modern İnsanın İslamcı Hali

‘İslamcılık öldü mü?’ diye başladım ya, devam edeyim. Sadece not düşmek adına, çünkü düşünce tartışması zemini yok artık....

İslamcılık Öldü mü?

Son zamanlarda İslamcılar bu soruyu konu alan yazılar yazdılar, böylece tekrar gündeme gelmiş oldu. Nereden icap etti bilemiyorum,...

Nihat’a Görünmez bir mezarlıktır zaman

Yaşdaş dostlarımı kaybettikçe bu mısra hiç aklımdan çıkmaz oldu. Yaş ilerledikçe, mezarlık genişliyor. Nihat’ı sevmek zordur, ters eser, ters...

‘İngiliz-Yahudi Medeniyeti’ mi? ‘Muasır Medeniyet’ mi?

Türkiye’de siyasete ilişkin yorum yazmaya veda ettikten sonra, o ruh hali içinde Ekopolitik’e yazdığım ‘kültür’ yazılarına da elim...

     ‘Yerliler’ ve Dürrüşehvar Sultan

Bir zamanlar ‘yerlilik’ tabiri çok popülerdi. Hatırladığım kadarı ile, seksenli yıllarda, İslamcı gençler bu isimde bir dergi çıkarmıştı....

‘Eski Ramazanlar’ Beyaz Türk Dünyası’ndan Ramazan Anıları

Beyaz Türkler’den AK Türklere mevzusuna başladık, Ramazan geldi. O halde, konuya Ramazan teması üzerinden devam edeyim diyorum. Herkes...

Beyaz Türkler’den AK Türkler’e

İki binli yılların başlarında ‘Beyaz Türkler’ konusu pek popülerdi. Doğrusu bende bu yıllarda bir ara, İstanbul Life dergisinde,...