ABD / İsrail İle İran Arasındaki Savaşta Sırada Ne Var? “Fazlar” Modellemesi

7 Ekim 2023, muhtemelen modern Ortadoğu tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı bile. Binlerce Hamas mensubu silahlı olarak kendilerine dayatılan açık hapishane sınırlarını aştı ve yüzlerce sivil/asker İsrailliyi katletti. Ancak sonuçta Hamas’ın da destekçilerinin de hiç arzu etmediği bir senaryo ortaya çıktı: Hamas’ın liderleri öldürüldü, silahlı kanadı büyük oranda budandı, Gazze’de taş üstünde taş kalmadı, iki senelik soykırımda canlı yayında 75 binden fazla sivil Filistinli katledildi…

2003 Irak İşgali’nden 2023 Gazze’ye yanlış hesaplar

Gazze Savaşı’nın uluslararası siyasette pek çok şeyi değiştireceği bir süredir konuşuluyor. Bu tespiti yapmak içi şu an erken kuşkusuz, bundan belki yıllar sonra buna dair bir değerlendirme yapmak mümkün olabilecek. Ancak savaşın net bir sonucu açıkça önümüzde duruyor: Hamas ve destekçileri bu saldırıya girişirken bunu murat etmiş olmasa da, İran’ın bölgedeki hegemonya benzeri dominasyonu bu saldırılardan sonraki süreçte seri şekilde çok ağır yara almaya başladı.

Bu “istenmeyen sonuçlara yol açan eylemler” 7 Ekim’le başlamadı şüphesiz. Saddam Hüseyin yönetimini 1991’de devirmeyen ABD, 11 Eylül saldırılarıyla başlayan intikam alma histerisi içinde 2003 Mart’ta Irak’ı günler içinde işgal ettiğinde de, birkaç sene içinde bu devasa petrol ülkesini yanıbaşındaki İran’a altın tepside ikram etmiş olabileceğini hesaplamamıştı. Adeta züccaciye dükkânına giren fil gibi hareket eden Amerikalılar, 2001 Ekim’de işgal ettikleri Afganistan’ı, 2010’da Doha’da müzakere masasına oturdukları Taliban’a işgalden yirmi sene sonra 2021 yazında terkedip gitmelerine benzer şekilde, Irak’ta da İran’ın can düşmanı Baas rejimini devirip Tahran’ın bölgesel dominasyonunun önünü istemeden de olsa açtı. Bazı komplo teorisyenleri bunun danışıklı dövüş olduğunu söylese de, İran-İsrail husumetini yanlış okudukları gibi bunu da tümüyle yanlış okuduklarını söyleyip geçmiş olayım.

Halbuki İran 1979’dan beri Irak’ın üçte ikisini oluşturan Şiilerle ilişkilerini geliştirmiş, 1980-88 arasındaki savaşta yıkılmadan devrimini konsolide edip İslamîleştirmiş, 2003 sonrasındaki kaos ortamına en hazırlıklı şekilde giren aktör olmuştu. Bu avantajlı konumunu realist şekilde değerlendirerek, önce Irak’ta Şiiler üzerindeki etkisiyle Nuri Maliki döneminde (2006-14) politik sahneye hâkim olmuş, ardından 2006-07 dönemindeki savunma ve güvenlik anlaşmalarıyla ABD’nin bölgedeki etkisinden –kendisi gibi- tedirginlik duyan Suriye’de de tesir sahibi olmuştu.

Böylece İran 1980’lerin başından beri kurup desteklediği Lübnan Hizbullahı’nı ülkedeki en etkili politik/askerî aktör haline getirmiş, İsrail’e karşı savaşlarında her açıdan ve doğrudan desteklemiş, İran-Irak-Suriye-Lübnan üzerinden kesintisiz bir kara hattıyla Doğu Akdeniz’e inmeyi ve İsrail’i kuzeyden kuşatmayı başarmıştı. Filistinli İslamcı örgütler Hamas ve İslamî Cihad’la, Yemen’deki Zeydî yapı Ensarullah’a verilen destek de bu sahneyi tamamlamakta, Körfez ülkelerindeki Şii azınlık nüfuslar da İran’ın bölgesel hâkimiyeti için ciddi bir altyapı sağlamaktaydı.

7 Ekim 2023 sonrasında İran aleyhine gelişen dengeler

İran’ın bu bölgesel etki alanı 2003 Irak İşgali’nden 2023’teki 7 Ekim saldırılarına kadar kesintisiz sürdü. Hatta bir dönem Beyrut, Şam, Bağdat, Sana (ve Gazze) gibi dört başkentte İran’ın en büyük etki ve kontrol sahibi olduğu dahi konuşuluyor, İranlı yetkililerce bu gururla ilan ediliyordu. Ancak 7 Ekim’den sonraki süreçte bu senaryo tamamen tersine dönmeye başladı. Önce ve ilk aşamada, İran’ın eski müttefikleri Hamas ve İslamî Cihad’ın güç tabanı büyük ölçüde yok edildi. Ardından Hizbullah’ın onyıllardır bütünlüklü şekilde hareket eden sivil/dinî ve askerî liderliği haftalar süren yoğun saldırılarla ortadan kaldırıldı.

Fakat İran açısından asıl sorun “Direniş Ekseni” olarak tanımladığı bloktaki en kritik halka olan Suriye’deki 61 yıllık Baas rejiminin yıkılmasıydı. 1980’lerin başındaki İran-Irak Savaşı sırasında Şam’ın verdiği destekle güçlenen bu ilişkiler, 2000’lerin ortalarındaki anlaşmalar ve bölgesel ortak güvenlik tehditleriyle daha da güçlenmişti. Nihayet 2011 ilkbaharında Suriye’yi de sarsmaya başlayan Arap Ayaklanmaları –“Bahar” mı?- süreciyle beraber, İran’ın Şam üzerindeki etkinliği artarken, Körfez Arapları ve Türkiye ile arasına da aşılmaz engeller örülmeye başlıyordu.

14 sene süren iç savaş, Aralık 2024’te Körfez Arapları, Türkiye ve İsrail’in işbirliği içinde (ve ABD’nin organizasyonunda), İran’ın bu en kritik müttefikinin sahneden çekilmesine yol açtı. Sadece birkaç gün içinde, İsrail’in zayıflattığı Hizbullah sahadan çekilip, İran ve Rusya’nın da havadan yardım köprüsü kurması engellenince, oluşan dezavantajlı ortamda zaten zaaf içindeki Baas rejimi çökerken, İran’ın “Direniş Ekseni” de çok ağır yara almıştı.

Ahtapot Doktrini, İran’a dönen silahlar ve art arda yaşanan “fazlar”

İran’a yönelen saldırılar aslında, İsrail’in (ABD desteğiyle) İran ve onun müttefiklerini –“vekil güçler” de dense de bu kavramı teknik olarak yanlış buluyorum- zayıflatıp ortadan kaldırmaya dönük kapsamlı bir stratejinin ileri bir halkasıydı. Gazze’de uğranan askerî başarısızlık sonrası benimsenen bu strateji, bölgedeki İran müttefiki devlet dışı silahlı aktörlerin İran’la ilişkilerini ahtapot ve kollarına benzetir; Hamas, İslamî Cihad ve Hizbullah gibi örgütlerin askerî/sivil lider kadrosunun ortadan kaldırılmasını ve sıranın İran’a gelmesini öngörür. Bu yaklaşımın özü, İsrail’in tehlikeyi bertaraf etmek için ahtapotun başı olarak tanımlanan İran’ı doğrudan hedef almasına dayanır.

Nihayetinde Aralık 2024’te Suriye’de İran açısından oldukça önemli Baas rejiminin düşürülmesiyle birlikte, oklar İran’ı göstermeye başladı. Bundan tam altı ay sonra ise birinci faz başladı: 2025 Haziran ayında, Umman’da ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler sürerken İsrail-ABD ikilisi doğrudan İran’ı bombalamaya başladı. Savaşın ilk saatlerinde onlarca İranlı tepe kadrosundaki general/amiral öldürülürken, genelkurmay başkanı ve Devrim Muhafızları üst düzey komuta heyeti dâhil askerî liderler ortadan kaldırıldı, bizzat Cumhurbaşkanı Pezeşkiyân’ın dahi suikasta uğradığı ve hafif yaralı olarak kurtulduğu haberleri basına yansıdı.

Ordu ve DMO’ya ait stratejik hedeflerin ağır şekilde vurulduğu bu saldırı dalgasının amacı, askerî liderlikteki şahin komuta kademesini ortadan kaldırarak ılımlı kanadın olası bir darbesine zemin hazırlamak ve yönetimi Venezuela’daki operasyona benzer şekilde değiştirmekti. Ancak İran’ı ve ülkedeki sistemi tanımamaktan kaynaklanan bu yanlış strateji başarısız oldu. Trump’ın İran nükleer tesislerine yönelik saldırılarıyla verdiği zafer mesajı ve İran’ın İsrail’e yönelik ağır balistik füze saldırıları sonrasında ise bir sonraki faz için taraflar beklemeye çekildi.

İkinci faz ise ilkinden altı ay sonra gelecekti. İran’ın zaten var olan ve sürekli toplumsal huzursuzluklar üreten yapısal sorunları ve ekonomik zaafları, Trump’ın İran’a karşı kullandığı yaptırım silahının da etkisiyle büyük bir kitlesel protesto dalgasına yol açtı. Aralık 2025’in son günlerinde Tahran’da ve Büyük Pazar esnafı arasında başlayan huzursuzluk hızla ülkenin farklı bölgelerine yayıldı. Bilhassa periferideki topluluklar arasında sıklaşan protestolar, büyük şehirlerden hızla taşraya sarkarken güvenlik güçleri sert bir şekilde sokağa müdahil olmaya başladı.

ABD ve İsrailli yetkililerin, hatta bizzat Trump ve Netanyahu ile bakanlarının ağzından, İran halkının sokaklara dökülmesi ve yönetim binalarını ele geçirerek rejimi devirmesi çağrısı, İran’ın bazı bölgelerinde kısıtlı bir karşılık bulabildi. Bilhassa Kürt, Lor ve Bahtiyari azınlıkların yaşadığı ülkenin batısındaki sosyo-ekonomik açıdan geri kalmış vilayetlerde sınırlı da olsa silahlı kalkışma eylemlerine dönüştü. İran devletinin İsrail-ABD komplosu olarak kodladığı, ABD-İsrailli yetkililerin de açıklamaları ve tehditleriyle meşrulaştırdığı bu şiddet eylemleri, Trump’ın “gösterilerin sürmesi ve sert davranılması halinde rejimi devirmek üzere vuracağı” tehdidiyle birleşince İran güvenlik elitleri kritik ve tartışmalı bir karara imza attı.

Sokaklardaki onbinlerce protestocuya çok sert davranıldı, Trump ve İsraillilerin İran aleyhine suiistimal etmesini önlemek amacıyla binlerce gösterici doğrudan şiddet kullanılarak birkaç gün içerisinde öldürüldü. Böylece periferideki etnik/mezhepsel toplulukların isyana teşvik edilmesi suretiyle yaratılacak iç kargaşa ortamında ABD müdahalesi ihtimali de –kendi vatandaşlarını öldürmek pahasına- savuşturuldu ve ikinci faz da böylece başarısızlıkla sonuçlandı.

Aralık 2024’te Suriye’deki Baas rejiminin düşmesinden altı ay sonra Haziran 2025’te birinci faza geçildi; bundan altı ay sonra da Ocak 2026’da ikinci faz yaşandı. Ancak bu iki başarısız fazın ardından ABD-İsrail ikilisi geri adım atmaya yanaşmadı, bir sonraki faz için altı ay daha beklenmeyeceği, görüşmelerdeki gerginlikten ve karşılıklı sert mesajlardan anlaşılmaktaydı. Nitekim 15 Ocak’ta sonra erip sönümlenen ikinci fazdan 1,5 ay sonra Umman ve Cenevre’deki nükleer program müzakereleri sürerken, ABD-İsrail bir kez daha harekete geçti ve İran’a yeniden ağır bir saldırı dalgası başlattı.

Üçüncü faz olarak nitelendirdiğim bu yeni saldırı dalgası Şubat 2026’nın son günlerinde başladı ve yüksek bir tırmanma düzeyiyle –şimdilik- beş haftayı geride bıraktı. Başta Rehber Ayetullah Hamaney ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri (ve fiilî başkomutan) Ali Laricani olmak üzere çok sayıda sivil ve askerî liderin öldürüldüğü bu saldırılarda İran, Haziran 2025’teki birinci fazdan çok daha sert şekilde mukabele etti. Savaşı Körfez’deki Amerikan üsleri ve İsrail’in hemen her yerine yayan İran, dünyadaki enerji trafiğinin dörtte birinin üzerinden geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapatarak caydırıcılığını yeniden tesis ederken, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia üssüne yönelik 4.000 km’ye uzanan füze menziliyle gerçekleştirdiği saldırıyla, savaş tırmanırsa çok daha şaşırtıcı adımlar atabileceğini gösterdi.

ABD-İsrail ikilisinin birinci ve ikinci fazda hedeflediğinin aksine, ülke içinde bir darbe yaşanmadığı gibi, büyük şehirlerde ve periferide de bir kalkışma ve isyan dalgası yaşanmadı. İran halkı, Trump ve İsrailli liderlerin çağrılarının aksine bir kısmı itibariyle büyük öfke duysa da kendi yönetiminin yabancı düşmanlar eliyle düşürülmesine onay vermedi. 1953’te ABD-İngiltere eliyle Başbakan Musaddık’a yönelik gerçekleştirilen darbenin yarattığı öfke ve travmanın İran halkında halen canlı olduğunu söylemek mümkün.

İlk beş haftası itibariyle bu üçüncü faz da başarısızlığa uğrarken, İran da İsrail de ABD’nin süpergüç statüsü ve Körfez’deki üsleri de çok ağır yara aldı. Dolayısıyla bir sonraki safha olacaksa bile, şu an bir ateşkese tüm taraflar farklı nedenlerle ihtiyaç duyuyor.

***

ABD ve İsrail’in İran’da bir rejim değişikliği ve Ortadoğu’da kendi hegemonyalarına muhalif bir güç merkezi bırakmama stratejisi doğrultusunda ilk üç fazın başarısız kaldığı mevcut şartlarda, Trump’ın söylemleri yakın vadede bir ateşkese işaret ediyor. Bir anlaşma veya yazılı bir metin olmaksızın bu fazın da sona ermesi şaşırtıcı olmayacak.

Fakat bir önceki yazımda işaret ettiğim (https://ekopolitik.org.tr/iran-savasinin-sebepleri-ve-bir-ateskesin-imkani/ ) savaşa yol açan yapısal sebepler halen daha olduğu yerde duruyor. Dolayısıyla birkaç ay içerisinde hibrit saldırılardan oluşacak bir dördüncü faza, onun da başarısız olması halinde beşinci ve altıncı fazlara geçilmesini bekliyorum ki bu da bölgenin istikrarı açısından alarm verici bir dünya savaşı şartları ortaya çıkarabilecektir.

Mehmet Akif Koç
Mehmet Akif Koç
ODTÜ İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını "Uluslararası Güvenlik" sahasında, doktorasını Orta Doğu Çalışmaları alanında tamamladı. Orta Doğu tarihi ve jeopolitiği, Arap-İsrail ihtilafı, Türkiye-İran ilişkileri, Orta Doğu’nun uluslararası ekonomi-politiği konularında çalışmalarını sürdüren Koç, çeşitli haber ve analiz platformlarında uluslararası siyaset, dış politika ve strateji üzerine makale ve raporlar yayınlıyor, Modern Ortadoğu Tarihi seminerleri veriyor. Matbuat Yayın Grubu markasıyla sürdürdüğü kültür yayıncılığı faaliyetlerinin yanısıra, Farsça ve İngilizceden 40'ın üzerinde eseri Türkçeye kazandırdı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

İran Savaşı’nın sebepleri ve bir ateşkesin imkânı

Prusyalı general ve askerî tarihçi Carl von Clausewitz, savaşı, sırf basit bir şiddet gösterisi olmaktan öte, “siyasetin başka...

Hürmüz Boğazı Yeni Kriz Üssü Mü?

1956 Süveyş ve 1973 Petrol Krizleri bize ne söylüyor? ABD Başkanı Trump, 16 Mart 2025 tarihli bir açıklamasında,...

Bir Mucteba Hamaney Portresi: Medrese ile Kışla Arasında

İran’ı 1981-89 yılları arasında Cumhurbaşkanı, 1989-2026 arasında da Dini Lider (Rehber) olarak doğrudan yöneten Ayetullah Ali Hamaney, 28...

İsrail’in “Altıgen İttifakı” Planı ve Olası Senaryolar

Arkaplan ve temel hususlar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada ilk kez...

Bir Hafız Esad Portresi: Azınlık Asabiyesinden Devletleşme Tecrübesine

Suriye’nin modern dönem tarihinde en etkili aktör kuşkusuz, 1960’ların ortalarından 2000’deki ölümüne kadar Suriye’nin kaderi üzerinde söz sahibi...

1916, 1948 ve 1967: Araplar İçin 20. Yüzyıldaki En...

Modern Ortadoğu tarihine ve 20. yüzyıldaki hercümerce baktığım zaman, “Araplar açısından geçtiğimiz asırdaki en kritik dönüm noktası hangi...

“Altıncı Şehir”in Satır Aralarından “Münzevi Müellifine” Son Birkaç Söz

Türk edebiyatı ve yazı hayatının önemli isimlerinden Ahmet Turan Alkan, 21 Ocak 2026’da kendi inzivası ve gönüllü sürgünü...

ABD-İran nükleer müzakereleri: 2010, 2018 ve 2025’ten günümüze bakmak

Günümüzde büyük bir soruna ve bölgesel güvenlik krizine dönüşen İran nükleer programının ardındaki trajikomik gerçek, bugün Washington tarafından...

Bir “Muhalif Münevver” Portresi: Refik Halid Karay’a, Kendi Hatıratından...

Türk edebiyatı ve kültür hayatında “Kirpi” mahlaslı yazıları ve politik/entelektüel duruşuyla bilinen Refik Halid Karay (1888-1965) sadece bir...

Bir Rıza Pehlevî Portresi: İran İçin Umut Sürgündeki Yaşlı...

Yaklaşık yarım asırdır süren İran İslam Cumhuriyeti yönetimi, bilhassa son yıllarda daha ziyade siyasal baskılar, ekonomik çöküş ve...

20. Yüzyılın En Önemli Değişim Eşiği 1979 Yılı Olabilir...

Tarih her zaman kesintisiz bir ilerleme çizgisinde hareket etmez. Bazı dönemlerde, farklı coğrafyalarda ve farklı toplumlarda zahiren birbirinden...

Baskı Altında İran: Savaş, Yaptırımlar ve Ulusal Kimlik Üzerine...

İsrail’in Haziran 2025’te on iki gün süren savaş boyunca sergilediği hava üstünlüğü ve yüksek hassasiyetli vurucu kapasite, İran’ın...

“Çivisi Çıkmış Dünya”dan “Uygarlıkların Batışı”na Maalouf Perspektifi

Lübnan asıllı Arap-Fransız entelektüel Amin Maalouf’un, dünyanın gittiği doğrultu ve karşı karşıya kalınan küresel sorunlara dair iki ilgi...

Kimlikler Neden “Ölümcül” Olur veya Olmak Zorunda mıdır?

Modern toplumlarda kimlikler meselesi, bilhassa günümüzdeki gibi çatışmalı uluslararası dönemlerde ve “duvar”ların yükseldiği şartlarda daha dikkat çekici bir...

Hamas’ın Esad Suriye’si, Mısır ve İran’la İlişkilerine Halid Meşal...

Suriye’de 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün yıldönümünde Hamas’ın kıdemli liderlerinden Halid Meşal’in açıklamaları yeniden gündem oldu. Meşal, daha önce...

Suriye’nin İki Yüzyıllık Fay Hattı: 8 Aralık’ı Daha Geniş...

Ebu Muhammed Colânî, sonradan kullandığı gerçek ismiyle Ahmed el-Şara, 5 Aralık 2024’te Baas’ı gerileterek ele geçirdikleri geleneksel Sünni...

Gazze’de Ateşkese Yeniden Bakmak: Büyük Resimde Sırada Ne Var?

7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından İsrail’in topyekûn saldırıyla giriştiği katliam, Gazze’yi büyük bir enkaza dönüştürdü. Yaklaşık 70 bin...

İsrail Siyasetinin Yükselen İki Aşırı Sağ İkonu: Ben-Gvir ve...

-“Gazze’ye atom bombası atılmalı”  -“Gazze’deki çocuklara neden ateş edilmesin?”  -“(Cezaevindeki Filistinli esirler) Onların elinden her şeyi aldık, tek şey kaldı,...

Oğuz Kağan Peygamber Miydi? Peki Ya Dede Korkut?

Sosyal medyanın ve malumat kaynaklarının yaygınlaşmasıyla daha görünür ve tartışmalı hale gelen, alışılageldik dinî öğretileri meydan okuyucu bir...

Yevgeni Primakov ve “Rusların Gözünden Ortadoğu”: İdeolojiden Pragmatizme

Soğuk Savaş döneminde Moskova’nın Ortadoğu politikası temelde iki aks üzerinden belirlenip icra edilmekteydi: Batı emperyalizmine karşı bir cephe...

Yevgeni Primakov ve Sovyetlerden Rusya’ya Kremlin’in Ortadoğu Siyaseti

Rus dış politikası üzerine önemli uzmanlardan biri olan Dmitri Trenin, 2010 yılı sonunda başlayan Arap Ayaklanmaları sürecinde Kremlin’in...