Küresel ekonomi bir süredir olağan dalgalanmaların ötesinde bir gerilim biriktiriyor. Bu gerilim ani bir çöküş manşetlerinden ziyade, bilanço dipnotlarında, fonlama piyasalarının arka odalarında ve egemen borç dinamiklerinde kendini ele veriyor.
Bugün yaşadığımız sorun bir “piyasa düzeltmesi” değil; daha çok, uzun süre ötelenmiş bir borç-güven uyumsuzluğunun yavaş yavaş yüzeye çıkmasıdır.
ABD ve Çin çok farklı iki ülke olsa da sistemleri ve kırılganlıkları aynı. ABD tarafında sorun nettir. Borç stoku, ekonomik kapasiteden daha hızlı büyümektedir. Faiz giderleri artık maliyenin tali değil, merkezi bir kalemidir. Bu durum, küresel rezerv para olmanın sağladığı zaman kazandırıcı avantajlara rağmen, yapısal bir sınırla karşı karşıya olunduğunu göstermektedir.
Çin’de ise sorun farklı görünür ama özü benzerdir: Büyüme borçla sürdürülmüş, yerel yönetim bilançoları şişmiş, finansal sistem “çevrilebilirlik” üzerine kurulmuştur. Her iki sistem de bugün likidite enjeksiyonlarına büyüme için değil, sistemin dişlileri dönmeye devam etsin diye başvurmaktadır.
Fonlama piyasalarını yakından takip etmek her zaman önemlidir. Çünkü finansal krizler genellikle borsada başlamaz. Önce fonlama bozulur, sonra fiyatlar bunu fark eder. Bugün repo piyasaları, teminat tercihleri ve merkez bankalarının teknik müdahaleleri bize şunu söylüyor: Sistem hâlâ çalışıyor ama eskisi kadar rahat değil!
Bu bir alarmdır, siren değil.
Altın Ne Anlatıyor?
Altındaki yükselişi yalnızca enflasyonla açıklamak yetersizdir. Burada daha derin bir refleks var. Belirsizlik arttığında sermaye, siyasi ve mali vaatlerden çok fiziksel ve bilanço dışı teminata yönelir. Bu, sistemin çöktüğünü değil, güvene daha fazla prim biçtiğini gösterir.
Peki Türkiye Bu Tabloda Nerede?
Türkiye’nin durumu, ABD ve Çin’den farklı ama tamamen kopuk değildir.
Avantajlar:
Her zaman söylüyorum, kamu borcunun GSYH’ye oranı görece düşüktür. Bankacılık sistemi sermaye yeterliliği açısından hâlâ ayaktadır. Hanehalkı borçluluğu sınırlıdır. Reel varlık stoku (altyapı, sanayi, savunma) yüksektir.
Kırılganlıklar:
Dış finansman ihtiyacı hala yüksek. Döviz cinsi yükümlülükler rahatsız edici boyutta. Enflasyon geçmişinin yarattığı bir güven maliyeti var ve kompozisyonu ve beklenti yönetimi ideal noktada değil. Türkiye’nin temel meselesi borç miktarından ziyade borcun para birimi ve vadesidir.
Sonuç: Çöküş Değil, Ayrışma Dönemi
Önümüzdeki dönemi “herkes batacak” kolaycılığıyla okumak hatadır. Asıl yaşanacak olan şey, dayanıklı bilançolar ile kırılganların ayrışması, reel varlık-finansal varlık dengesinin yeniden kurulması, borcu yönetebilenlerle yönetemeyenlerin ayrışmasıdır.
Bu fırtınada mesele geminin batıp batmayacağı değil, hangi gemilerin rotasını önceden ayarladığıdır. Haftaya bu konuya devam edeceğim.

