Washington’un Maliki Hafızası

Donald Trump’ın, Nuri el-Maliki’nin yeniden Irak’ta başbakanlığa gelmesi ihtimaline karşı açık bir veto koyması ve bu ihtimal gerçekleştiği takdirde Irak’a yönelik tüm Amerikan yardımlarının durdurulacağını ilan etmesi, ne kişisel bir öfke patlamasıdır ne de anlık bir dış politika refleksi. Bu çıkış, Irak dosyasında birikmiş tarihsel deneyimin, Amerikan stratejik hafızasının ve Trump’ın düzensiz görünen ama kritik eşiklerde son derece seçici çalışan iktidar anlayışının kesişim noktasında belirginleşiyor. Maliki, Washington açısından sıradan bir Iraklı siyasetçi değildir. Maliki, ABD’nin 2003 sonrası Irak’ta kurmaya çalıştığı düzenin en problemli figürlerinden biri olarak kayda geçmiştir. Başbakanlığı döneminde devlet aygıtını mezhepçi bir sadakat rejimi üzerinden yeniden örgütlemiş, Sünni Arapları sistematik biçimde dışlayan, Kürtlerle ilişkileri güvenlikçi ve baskıcı bir çizgiye oturtan, Şii siyaseti ise tek merkezde yoğunlaştıran bir iktidar pratiği üretmiştir. Bu siyaset tarzı, yalnızca Irak’ın iç dengesini bozmakla kalmamış; IŞİD’in toplumsal ve siyasal zemininin oluşmasında da belirleyici rol oynamıştır. Washington açısından Maliki, Irak’ta radikalizmi önlemesi beklenen bir aktörken, fiilen radikalizmin hızlandırıcısı hâline gelmiş bir isimdir.

Trump’ın Maliki’ye karşı çıkışının ikinci ve daha stratejik boyutu İran meselesidir. Maliki, Tahran’la kurduğu derin ve çok katmanlı ilişkiyle bilinir. Güvenlik bürokrasisinden milis ağlarına, istihbarat koordinasyonundan ekonomik ilişkilere kadar uzanan bu bağ, Irak’ı fiilen İran’ın bölgesel nüfuz alanına daha fazla eklemlemiştir. Trump’ın başkanlığı boyunca İran’ı çevreleme, zayıflatma ve mümkünse rejimi içerden basınç altına alma stratejisi izlediği hatırlandığında, Maliki’nin yeniden başbakan olması Washington açısından yalnızca Irak içi bir mesele değil; İran’ın Bağdat üzerindeki etkisinin kurumsallaşması anlamına gelir. Bu nedenle Trump’ın itirazı, kişisel bir antipati değil, bölgesel güç mimarisine dair sert bir red çizgisidir. Bir diğer önemli nokta, Trump’ın “istikrarsız ama kontrol edilebilir” düzen anlayışıdır. Trump genellikle kurumsal diplomasiyi küçümseyen, ani çıkışlar yapan bir lider olarak tanımlansa da, bazı dosyalarda şaşırtıcı ölçüde net kırmızı çizgilere sahiptir. Irak bunlardan biridir. Maliki, Trump’ın gözünde öngörülebilir bir kaos üreticidir: Sert, merkeziyetçi, dışlayıcı ve İran’a aşırı yakın. Bu kombinasyon, ABD açısından yönetilebilir bir kriz değil; zincirleme istikrarsızlık riski demektir. Trump’ın “bunun yeniden olmasına izin verilmemeli” cümlesi, tam da bu noktada anlam kazanır: Washington, Irak’ta hatırlamak istemediği bir dönemin geri dönüşünü bloke etmeye çalışmaktadır.

Ayrıca bu çıkış, ABD iç siyasetinin Ortadoğu’ya yansıyan dilini de ele verir. Trump, Irak’ı Amerikan kamuoyunda “boşa harcanmış kan ve para”nın sembolü hâline getirmiş bir figürdür. Maliki ise bu anlatıda, ABD’nin desteklediği ama sonra kontrolden çıkan lider tipinin cisimleşmiş hâlidir. Dolayısıyla Maliki’nin geri dönüşü, Trump açısından yalnızca dış politika değil, aynı zamanda kendi seçmenine verilmiş bir sözün ihlali anlamına gelir: “Bir daha aynı hataları yapmayacağız. ”Bu çerçevede bakıldığında Trump’ın, Maliki’nin yeniden sahneye çıkmasına yönelik açık ve engelleyici refleksi, Irak dosyasına ilişkin anlık bir itirazdan çok, bölgesel siyasal dengeye dair daha geniş bir mesaj taşır. Trump, Maliki üzerinden Bağdat’taki tüm aktörlere şunu hatırlatır: ABD, sahadan çekilmiş gibi görünse bile, kimin hangi eşiklerde meşruiyet kazanacağını hâlâ belirleyebilecek bir güçtür. Maliki’nin adı, bu anlamda bir uyarı levhasıdır. Washington, Irak’ta tam kontrol aramaz; fakat belirli figürlerin geri dönüşünü de kabul etmez.

Dolayısıyla bu veriler çerçevesinde Trump’ın Maliki’ye karşı çıkışı, kişisel bir öfke patlaması değildir. Bu itiraz, Irak’ın mezhepçi yeniden kapanışına, İran nüfuzunun derinleşmesine, radikalizmin yeniden tetiklenmesine ve ABD’nin geçmişte “başarısız” saydığı bir siyasi figürün geri dönüşüne karşı kolektif Amerikan hafızasının verdiği sert bir refleksidir. Trump bu cümleyi söylerken salt konuşmuyor; Irak dosyasının biriktirdiği tüm hayaletler onunla birlikte konuşmaya geçiyor.

Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu, 1992 yılında Bingöl’ün Karlıova ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Bir dönem Temrin ve Acemi edebiyat dergilerinde editörlük yaptı. Şiir ,çeviri ve kritik yazıları; Birikim,, Öncül mikroscope,Ek Eleştirel Kültür,Bireylikler, Eliz, Temrin, Yolcu, Berfin Bahar, Ekin Sanat ve Kirpi gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Felsefe alanında Hegel, Walter Benjamin, Derrida, Peter Sloterdijk, Heidegger ve Wittgenstein üzerine akademik çalışmalar yaptı; bu çalışmaları çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlandı. Ayrıca, Karar,Medyascope,Perspektif,Diken ve gazetelerinde düşünce köşe yazıları yayınlandı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Trump ve Kuralsızlığın Siyaseti

Donald Trump, modern siyasal tarihte alışıldık lider tipolojilerinin hiçbirine tam olarak oturmaz. Onu bir diktatörle, bir ideologla ya...

ABD – İran Gerilimi

ABD’nin İran’a olası doğrudan askerî bir saldırı düzenlemesi durumunda, çatışmanın tek bir cephede sınırlı bir savaş olarak sürmesi...

Müdahalenin Ön Sahnesi Olarak İran

Bilindiği üzere Trump, geçtiğimiz günlerde, "İran, her zamanki gibi barışçıl protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır....

Tom Barrack: Sermayenin Diplomasisi

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı anlamak için onu klasik anlamda bir “dış politika aktörü”...

Mesihsiz Kurtuluş: Netanyahu’nun İran Stratejisinin Teolojik Arka Planı

Netanyahu’nun İran’a dönük stratejisini yalnızca askeri hamleler, diplomatik baskılar ya da güvenlik kaygılarıyla sınırlı bir çerçevede değerlendirmek, bu...

Kayıtsızlığın Anatomisi: Gazze ve Dünya Vicdanının Çöküşü

Gazze işgali, fiziksel tahribatlarla açıklanamayacak denli derinleşmiştir. İnsani vicdanın aşındığı, ahlâki çöküşün mekâna kazındığı bir eşiğe dönüşmüştür. Gazze...

Mühürlenmiş Benlik: Milliyetçilikte Özneleşmenin Askıya Alınışı

The White Ribbon (2009) filmi, 20. yüzyılın başlarında Almanya’nın küçük bir kasabasında geçer. Yüzeyde sıradan bir yaşam akışı...

Teolojik Ulus, Seküler İmparatorluk: Siyonizm ve Batı Milliyetçiliğinin Ortak...

Modern milliyetçilik, zamanla siyasal ve kültürel sınırları aşarak dünyevi bir inanç sistemine dönüşmüştür; Tanrı’nın yerini millet, kutsal metinlerin...

Türkiye’de Sekülerleşmenin Eksik Büyüsü

Bir toplum, kendi aynasında iki yüz görüyorsa; biri geçmişin hayaleti, diğeri geleceğin hayal kırıklığıdır.Türkiye’nin modernleşme serüveni, görünürde sekülerleşmenin...

Toplumsal Hafızanın Dağılması: 12 Eylül ile 15 Temmuz Arasında...

Bir toplumun zamanla kurduğu ilişki, onun hafıza kapasitesini belirler. Geçmiş yalnızca yaşanmışlıkların toplamı değildir; aynı zamanda hatırlama biçimlerinin,...