Trump ve Kuralsızlığın Siyaseti

Donald Trump, modern siyasal tarihte alışıldık lider tipolojilerinin hiçbirine tam olarak oturmaz. Onu bir diktatörle, bir ideologla ya da klasik bir otoriter figürle yan yana koymak eksik kalır. Trump’ın temsil ettiği şey, bir rejimden çok bir iktidar tekniğidir. Bu tekniğin tarihteki en yakın karşılığı, çoğu kişinin aklına gelen güçlü liderler değil; daha çok Richard Nixon gibi sistemi içeriden aşındıran figürlerdir. Ancak Trump, artık Nixon’ı da aşan bir eşiği geride bırakmış durumda.ABD’nin 37. Başkanı Richard Nixon, Soğuk Savaş’ın sert dengeleri içinde hareket eden, kurumsal devleti araçsallaştıran ama onun sınırlarını bilen bir liderdi. Watergate skandalı, iktidarın gizlice genişletilmesinin bedelini gösteren tarihsel bir kırılma oldu. Nixon için kriz, yönetilmesi gereken bir sapmaydı. Trump içinse kriz, siyasetin asli zemini hâline geldi. Nixon devleti kullanırken gizlenmeye çalıştı; Trump devleti, göz göre göre bir gösteri alanına çevirdi. Dolayısıyla Trump’ı tarihsel olarak ayıran temel fark burada belirir. O, iktidarı perde arkasında yoğunlaştırmaz; iktidarı sürekli teşhir ederek kurar. Hakaret, tehdit, ani çıkışlar ve çelişkili beyanlar bir kontrol kaybı göstergesi de sayılmıyor; tam tersine, kontrolün yeni biçimidir. Bu yönüyle Trump, klasik “güçlü adam” figürlerinden ayrılır. Mussolini ya da Franco gibi liderler düzen vaadiyle sahneye çıktı;  fakat Trump ise düzensizliği kalıcılaştırarak hükmetmeye çalışıyor.

Tarihte birçok lider korku üretmiştir; Trump’ın farkı, korkuyu istikrarlı bir yapı yerine akışkan bir atmosfere dönüştürmesidir. Bu durum, onu Nixon’dan ayırır. Nixon, devleti gizli operasyonlarla genişletirken, devlet fikrini ayakta tutmaya çalıştı. Trump ise devlet fikrini aşındırarak, kişisel ağırlığını merkeze yerleştirdi. Kurumlar, Trump’ın siyasetinde denge unsuru olmaktan çıkmış; adeta sadakat testine tabi tutulan yapılara dönüşmüş durumda. Bu karşılaştırmada belki de kritik bir başka nokta zaman algısıdır. Nixon, tarihsel bir rekabetin içindeydi ve attığı adımların uzun vadeli sonuçlarını hesaba katmak zorundaydı. Trump’ın siyasetinde ise tarih düşüncesi ve duygusu neredeyse yoktur. Gelecek, planlanan bir ufuk değil; ertelenen bir ayrıntıdır onun için. Anlık baskı, kalıcı dengeye tercih edilir. Bu da Trump’ı, yalnızca agresif değil, stratejik olarak da tehlikeli bir figür hâline getirir.Nixon, sistemle çatıştı ve sonunda sistem tarafından durduruldu. Trump ise sistemi yıpratırken, onu durduracak mekanizmaları da aşındırdı. Bu nedenle Trump’ın mirası, tek bir skandalla sınırlı kalmaz. Asıl miras, siyasetin dilinde ve yönteminde yarattığı kırılmadır. Gerilim normalleşti. Hakaret meşrulaştı. Tehdit, bir diplomasi aracına dönüştü.

Tarihsel perspektiften bakıldığında, gücü kişileştiren liderleri defalarca üretmiştir; ancak Trump’ın temsil ettiği şey güçten çok anlam kaybıdır. Nixon, hukuku ihlal ettiğinde bile hukukun varlığını inkâr etmedi. Trump ise hukuku, bağlama göre şekillenen bir araç seviyesine indirdi. Bu fark, Trump’ı tarihsel olarak benzersiz kılıyor. Netekim Trump, yalnızca kuralları da çiğnemiyor; kuralların neden gerekli olduğunu da görünmez hâle getirdi. Dolaysıyla Trump, tarihteki birçok liderle karşılaştırılabilir; fakat hiçbiriyle tam olarak örtüşmez. Nixon’ın gizli iktidarı, Mussolini’nin düzen vaadi, Reagan’ın ideolojik özgüveni… Trump, bunların hiçbirini bütünüyle taşımaz. O, kuralsızlığın süreklilik kazandığı bir siyasal formun simgesidir. Ve bu form, tarihte en yıkıcı olanlardan biridir.

Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu
Şahin Eroğlu, 1992 yılında Bingöl’ün Karlıova ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Bir dönem Temrin ve Acemi edebiyat dergilerinde editörlük yaptı. Şiir ,çeviri ve kritik yazıları; Birikim,, Öncül mikroscope,Ek Eleştirel Kültür,Bireylikler, Eliz, Temrin, Yolcu, Berfin Bahar, Ekin Sanat ve Kirpi gibi edebiyat dergilerinde yayımlandı. Felsefe alanında Hegel, Walter Benjamin, Derrida, Peter Sloterdijk, Heidegger ve Wittgenstein üzerine akademik çalışmalar yaptı; bu çalışmaları çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlandı. Ayrıca, Karar,Medyascope,Perspektif,Diken ve gazetelerinde düşünce köşe yazıları yayınlandı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

ABD – İran Gerilimi

ABD’nin İran’a olası doğrudan askerî bir saldırı düzenlemesi durumunda, çatışmanın tek bir cephede sınırlı bir savaş olarak sürmesi...

Müdahalenin Ön Sahnesi Olarak İran

Bilindiği üzere Trump, geçtiğimiz günlerde, "İran, her zamanki gibi barışçıl protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır....

Tom Barrack: Sermayenin Diplomasisi

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı anlamak için onu klasik anlamda bir “dış politika aktörü”...

Mesihsiz Kurtuluş: Netanyahu’nun İran Stratejisinin Teolojik Arka Planı

Netanyahu’nun İran’a dönük stratejisini yalnızca askeri hamleler, diplomatik baskılar ya da güvenlik kaygılarıyla sınırlı bir çerçevede değerlendirmek, bu...

Kayıtsızlığın Anatomisi: Gazze ve Dünya Vicdanının Çöküşü

Gazze işgali, fiziksel tahribatlarla açıklanamayacak denli derinleşmiştir. İnsani vicdanın aşındığı, ahlâki çöküşün mekâna kazındığı bir eşiğe dönüşmüştür. Gazze...

Mühürlenmiş Benlik: Milliyetçilikte Özneleşmenin Askıya Alınışı

The White Ribbon (2009) filmi, 20. yüzyılın başlarında Almanya’nın küçük bir kasabasında geçer. Yüzeyde sıradan bir yaşam akışı...

Teolojik Ulus, Seküler İmparatorluk: Siyonizm ve Batı Milliyetçiliğinin Ortak...

Modern milliyetçilik, zamanla siyasal ve kültürel sınırları aşarak dünyevi bir inanç sistemine dönüşmüştür; Tanrı’nın yerini millet, kutsal metinlerin...

Türkiye’de Sekülerleşmenin Eksik Büyüsü

Bir toplum, kendi aynasında iki yüz görüyorsa; biri geçmişin hayaleti, diğeri geleceğin hayal kırıklığıdır.Türkiye’nin modernleşme serüveni, görünürde sekülerleşmenin...

Toplumsal Hafızanın Dağılması: 12 Eylül ile 15 Temmuz Arasında...

Bir toplumun zamanla kurduğu ilişki, onun hafıza kapasitesini belirler. Geçmiş yalnızca yaşanmışlıkların toplamı değildir; aynı zamanda hatırlama biçimlerinin,...