Amerika ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın gölgesinde gerçekleşen Delphi Ekonomi Forumu, bu savaşın çeşitli ekonomik ve jeopolitik izdüşümlerine geniş yer ayırdı.
Enerji krizi gündemin en yakıcı konusu.
Beş sene önce Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle başlayan savaş, enerjide bağımsızlığının ülkeler için ne ölçüde hayati olduğunu göstermişti.
Özellikle petrol ve gaz ihtiyacını Rusya’dan temin eden Doğu Avrupa ülkelerinin alternatif üretmekte epey zorluk çektiğini biliyoruz.
Rusya’nın işgali başladığında Bulgaristan Başbakanı olan Kiril Petkov da Delphi’deki konuşmacılardan biriydi.
Petkov, işgalin bir gün öncesinde Bulgaristan’ın enerji ihtiyacının yüzde 95’ini Rusya’dan temin etmekte olduğunu söyledikten sonra neler yaşandığını da anlattı.
“Avrupa, Rusya’dan petrol ya da gaz herhangi bir şey almama kararı verdiğinde stoğumuzda hiçbir şey yoktu. Elimizde sadece iki hafta yetecek enerji kaynağı vardı. Hayat duracaktı. Malum, enerji olmadığında ne sanayi çalışabilir ne tarım ne başka bir alan. Tam da o günlerde Rusya’nın Sofya Büyükelçisi gelip fiyatların güncellendiğini bize bildirdi. Kendisine sözleşmemiz olduğunu, böyle bir şey yapmaları durumunda uluslararası hukuk kurallarını çiğnemiş olacaklarını söyledim. Ama onlar şantaja devam ettiler ve gerçekten bir-iki hafta içinde vanaları tamamen kapadılar.”
Petkov bu zaman diliminde yeni ittifaklar kurarak çözüm aramış.
“Derhal Aliyev’i aradım. Azerbaycan’a enerjiye ihtiyacımız olduğunu söyledim. Sonra Amerika ile görüştüm. Rusya’dan aldığımız meblağı onları ödemeyi önerdim. İkisi de kabul etti. Avrupa’nın da bu süreçte bize büyük desteği oldu. Velhasıl, birkaç hafta içinde Rusya’dan petrol ya da gaz alma ihtiyacımız kalmadı. Bunu tek başımıza başaramazdık. Azerbaycan’ın, Avrupa’nın, Amerika’nın destek vermesiyle başardık. Ama kesinlikle zor günlerdi.”
Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis de konuşmasının bir bölümünü enerjiye ayırmayı tercih etti.
Avrupa’nın enerji ihtiyacı sürekli artarken enerjide Rusya’ya ne ölçüde bağımlı olduğu da savaş başlayınca ayyuka çıktı.
Üstelik hayatın her alanını ele geçirmeye başlayan yapay zekâ, ülkelerin sürekli daha çok enerji talep etmesine yol açıyor.
Miçotakis konuşmasında bu iki hususa değindi.
“Yeşil enerji, enerji kaynaklarının dönüşümü çok önemli ama gelin açık konuşalım, Rus enerjisi bile ikâme edilemedi henüz. Biz yedi sene önce kömürden çıkmaya karar verdik, bu yolda epey ciddi adımlar da attık. En büyük yatırımı ise yenilenebilir enerjiye yaptık. Rüzgârdan, güneşten elde ettiğimiz elektrik sayesinde elektrik ihraç eder bir ülke haline geldik. Elektrikte sattığımız, aldığımızdan fazla. Bu sayede de şimdilik enerji fiyatlarını dengede tutabiliyoruz. Ama Hürmüz açılıp fiyatlar eski seviyelerine dönmezse bir müddet sonra biz de dayanamayız. Enflasyon fırlar.”
Sonra, Avrupa’nın en ciddi eksiği olan ve eski İtalya Başbakanı Enrico Letta’nın “Tek Pazar” raporunda mükemmelen belirttiği bölünmüş zihniyete vurgu yaptı.
“Avrupa’da herkes kendi enerjisini üretmenin peşinde olduğu için ne yazık ki bu alanda da birliktelik yok. Gerek tarım gerekse de genel güvenlik açısından enerji bağımsızlığı olmazsa olmaz. Nükleer enerjiye yatırım yapacağız. Yunanistan’da şu an için nükleer bir tesis yok ama olma zorunda. Almanya’nın başına gelenler ortada. Nükleeri bıraktılar, şimdi yeniden kömüre dönmek mecburiyetinde kaldılar. Bu da pek çevreci olmasa gerek. Ayrıca, nükleerden çıkmakla bütün o üretim bilgisini de yitirdiler. Şu an için en iyi çözüm yenilenebilir enerji ve nükleere birlikte yatırım yapmak.”
Delphi’de dinlediğim bir başka isim de Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’ydı.
Edi Rama’nın karşısında Yunanistan’ın en meşhur gazetecisi Kathimerini’den Alexis Papahellas oturuyordu.
Papahellas, belli ki otoriter liderler arasında gördüğü Edi Rama’dan hiç hazmetmiyordu, sorularıyla onu sıkıştırmaktan da hiç imtina etmedi.
Edi Rama, altı Balkan ülkesinin -Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya, Kosova- ilk kez Berlin’de 2014 senesinde biraraya gelebildiğini hatırlattı ve bu diyalog ortamının önümüzdeki senelerde güçlenerek süreceğini umduğunu söyledi.
“Hem Avrupa’ya çok yakınız hem de bu sefer, evet ilk defa oluyor bu, Avrupa bizim önemimizin bu kadar farkında,” dedi.
Avrupa ile bütünleşme konuşması ister istemez Edi Rama’nın otoriter kararlarına geldi.
Arnavutluk’u terk edenlerin sayısının yüksekliği sorulunca, Edi Rama, her ne kadar dönenler olsa da gidenlerin sayısının daha fazla olduğunu kabul etti.
Ardından, kendisinin demokratlığını beklenmedik bir örnek üzerinden anlattı.
“Arnavutluk her zaman misafirperverliği ile bilinen bir ülkedir,” diyen Rama şöyle devam etti: “İkinci Dünya Savaşı bittiğindeki Yahudi nüfusu başladığı güne nazaran fazla olan tek ülke Arnavutluk’tu. Amerika çıktıktan sonra Taliban’dan kaçan Afganları da ülkemize aldık.”
Edi Rama göreve geldiğinde Arnavutluk’un gayrisafi yurtiçi hasılası 10 milyar Euro’dan azmış; şimdilerde ise 30 milyar Euro civarına yükselmiş.
Turist sayısını 2 milyondan 12 milyona çıkarmış.
Arnavutluk, ilk kez bir senede 1.6 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım çekmiş.
Papahellas, tartışmayı Himare’de belediye başkanı seçilen Rum azınlığa mensup Fred Beleris’in apar topar tutuklanmasına getirmek isteyince Rama karşı çıktı, yaşadıklarının Beleris için adeta bir lütuf olduğunu, içerideki diğer gazetecilerin hiçbirinin onun kadar şanslı olmadığını söyledi.
Himare Belediye Başkanı Fred Beleris, hapse düşünce Miçotakis’in isteği üzerine Avrupa Parlamentosuna seçilip hapisten çıkmıştı.
Papahellas eğer bu bir şakaysa buna gülemeyeceğini ifade etti.
Edi Rama ise bütün bu hukuksuzluk, kurumsuzluk ve baskı ortamına rağmen Arnavutluk’un Avrupa Birliği üyeliği için sırada olduğunu hatırlattı.
Arnavutluk evrensel hukuk normlarını bir türlü içselleştiremeyen ülkelerden biri.
Bu hızda giderse 2020’leri kaçıracağı kesin de korkarım 2030’ları da heba edecek.

