NATO Zirvesine Giderken: ABD, AB ve Çin Rekabeti Arasında Türkiye

Dünya ticaretini giderek şekillendiren Çin’e karşı ABD ve AB kendi sanayi ve piyasalarını koruyabilmek amacıyla büyük bir mücadele içerisindeler. Çin’e karşı tedbir alımında, AB’de bu konuda etkin mücadele veren ABD Başkan Trump’dan geri kalmamaya özen göstermektedir. Her iki gücün dile getirilmemiş ortak noktası Çin’in baskın ticari rekabet gücüne karşı farklı cephelerde ama birbirini destekleyen ortak mücadele şeklidir. Özellikle sanayinin ana motoru konumundaki otomotiv sektöründe, elektrikli otomobil piyasasındaki rekabet, ABD’nin de AB’nin de Çin’e karşı tedbirde oldukça zorlandıkları yegâne ortak konulardan birisidir.

Bu rekabet sürecinin bir parçası olarak, 1 Temmuz Çarşamba gününden itibaren, AB Çin menşeli çelik ithalatında GV oranın artırma kararını uygulamaya aldı. AB çelik ithalatındaki gümrük vergilerini %50’ye çıkarırken, vergiden muaf ithalat kotalarını ise yarı-yarıya düşürdüğünü ilan etti. Aynı gün, GB’liği sınırlarına giren her küçük gönderi paketinden 3 avro vergi alınması uygulamasını da yürürlüğe almış bulunmaktadır.

AB tarafından çelik sektörü ve küçük hediyelik paketlere yönelik uygulamaya alınan bu iki tedbir doğrudan Çin mallarının AB pazarındaki etkinliğini azaltmaya ve Çin’le rekabette olumlu etki oluşturmaya yönelik ilave tedbir olarak değerlendirilmektedir.

AB’nin, ABD paralelinde Çin menşeli çelik ürünlerine uygulanacak GV artışıyla özellikle enerji birim maliyetlerindeki yükseliş, ayrıca sektörde karbon ayak izi vergilerinin gündeme alınmış olmasıyla rekabette güçlük çeken AB otomotiv endüstrisini, Çin’in yüksek seviyeli üretim ve piyasa baskısı karşısında yeni bir nefes alanı açma çabası olarak görülmektedir.

Yapılan değerlendirmelerde; Avrupa’ya yönelik standartlara aykırı, değeri 150 avrodan daha az ve %90’ı Çin menşeli olmak üzere, günlük 12 milyon paket girişinin olduğu bilinmektedir. Bu durum, Avrupa’daki orta ve küçük ölçekli esnafı ciddi anlamda zora sokmakta, turizmden beklentinin arttığı bu dönemde farklı bir ekonomik durgunluğa da sebebiyet verdiği anlaşılmamaktadır.

Avrupalılar, Çin menşeli çelik üzerindeki koruma vergisi ve küçük hediyelik paketlere uygulanan verginin özellikle orta ölçekli işletmelerin rekabetine önemli katkı sağlayacağı inancında, olsa da AB’nin henüz Çin’le rekabette piyasada oluşan olumsuzluklara karşı kendini savunma mekanizmasının ötesine geçemediği, etkin tedbir almakta zorlandığı, Çin’in uygulanan tedbirlerden alınsa bile, piyasa üzerindeki baskısına engel teşkil etmediği ileri sürülmektedir.

Çin mevcut üretim ve pazarlama stratejisi çerçevesinde; düşük kaliteli oyuncaklardan en gelişmiş teknolojik pillere kadar her alan ve sektörde uluslararası piyasalarda önemli ilerleme kaydettiği bir realitedir. 2025 yılında Çin’in AB ile ticaretinde 360 milyar avro fazla verdiği ve önümüzdeki süreçte bu durumun Çin lehine artarak devam etmesi beklenmektedir. Nitekim bu baskın rekabet karşısında sadece Almanya’da, her ay ortalama 10.000 iş kaybının söz konusu olduğu ve “Avrupa’da istihdamının ortalama üçte birinin Çin ihracatının dayanılmaz rekabetine maruz kaldığı”, ifade edilmektedir.  Nitekim, Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, 15 Aralık 2025 tarihli bir konuşmasında; “27’li AB ekonomisini önemli ölçüde tehdit eden Çin varlığından söz ederek, özel önlemler alınması zorunluluğu, üzerinde durmuştur.

Her ne kadar 27 üyeli AB, ABD’yi takiben öncesinde hayal dahi edilemeyecek ölçüde Çin’e karşı birçok alanda önlem aldı ise de henüz Çin’i durdurabilecek yeteri tedbirleri uygulamaya alabilmiş değildir. Özellikle elektrikli araç ithalatında uygulanan ek GV’leri Çin baskısını azaltmaya yönelik olsa da beklenen etki arzu edilen seviyede oluşmadığından, anti-damping karşıtı, anti-sübvansiyon, kamu alımlarında özel tercih ve ilave tedbirler uygulama yoluna gidildiğini de belirtmek gerekmektedir.

AB, kendi piyasasını koruma amaçlı, kendi marka ve ürünlerini ön plana çıkarmaya teşvik edecek yeni tedbirler almaya, Avrupa tercih ve bilincini canlı tutmaya gayret etse de, genel kanaat mevcut tedbirlerin yeterli olmadığı, daha çok savunma mekanizması şeklinde olduğu, esas olarak da AB rekabet hukukunda yenilemelere ihtiyaç olduğu belirtilmektedir. AB’nin bu anlamda yeterince hızlı hareket edemediği, Çin’in bu yavaşlıktan istifade ederek, otomobil piyasasında hızla pazar payı kazandığı, tek başına AB piyasasında %10 paya ulaştığı, yıl sonuna kadar ise hibrit ve elektrikli araçlarda bu oranın %20’yi aşacağı öngörülmektedir. Sayısal anlamda ise bu gelişme, bir AB otomobil markasının Avrupa pazarından tamamen silinmesi anlamına geldiği ifade edilmektedir. Ayrıca, bu durumun kimya sektörü, makine takımları ve birçok başka alanda da benzer şekilde tezahür ettiği, bu nedenle AB’nin çok acil tedbir dizisi almasının zorunlu olduğu vurgulanmaktadır.

AB Komisyonu, Çin’le rekabet sürecinde yeni önlemleri değerlendirirken, en stratejik sektörleri koruma amaçlı alınabilecek önlemler üzerinde çalıştığı, Çin menşeli hibrit araçlara ilave ek GV uygulaması bir alternatif olmakla birlikte, yaz durgunluğu nedeniyle uygulamaya geçişin eylül ayından önce  düşünülmediği de ortaya konan yaklaşımlar arasında yer almaktadır.

AB Ticaret Komiseri Maros Sefcovic, 29 Haziran Pazartesi günü bu konudaki endişelerini dile getirmek için Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao’yu Brüksel’de ağırlayarak; “Sürdürülemez” hale gelen mevcut bu durumun yürütülebilir olmadığını vurgulasa da somut bir adım atılmadığı, görüşmenin Ekim ayında Çin’de durum değerlendirmesi için tekrar bir araya gelmesi ile neticelendirildiği anlaşılmaktadır.

AB içerisinde Almanya, Pekin ile güç dengesi oluşturma yaklaşımına uzun süredir karşı çıkarken, elektrikli araçlara uygulanan ek vergiye de itiraz ettiği bilinmektedir. Alman makamları tarafından Çin’le rekabeti dengeleme konusunda müsbet bir yaklaşım sağlamışsa da alınabilecek tedbirlerin tartışılmasına zemin oluşturmak üzere daha çok veriye ihtiyaç duyulduğunu ifade etmiştir.

AB tarafından baskı altında tutulan Çin’in, AB’ye kendi bağımlılıklarını hatırlattığı, 2025 sonbaharında nadir toprak ve yarı iletken ürünler ihracatını önemli ölçüde azaltarak, Avrupa sanayisini zorda bıraktığı bilinmektedir. Sürecin bu şekilde ilerlemesi halinde Çin’in AB’nin ileride daha büyük zorlularla karşılaşması riskine vurgu yaptığı ayrı bir AB gerçeğidir. Her ne kadar bu tarihten buyana AB Komisyonu Çin’e karşı tedbirleri kısmen gevşetmiş olsa da, henüz risk tamamen ortadan kalkmış değildir. Çin’in AB Misyon başkanı Cai Run 24 Haziran’da bu hususa vurgu yaparak dikkatli olunması gerektiğini hatırlatmıştır.

7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi esnasında her ne kadar “Güvenlik”, “bölgesel barış ve istikrar” temel odaklı bir zirve olacağı ve Savunma Sanayi alanında iş birliğinin gündemin ana konularından birisi olacağı anlaşılsa da doğal olarak bu süreçte, gerek ABD, gerek ise AB’nin ticari alanda savunma sanayi ürünleri başta olmak üzere Çin’le rekabet konusunun gündemdeki yerini alacağı ve diğer konularda olduğu gibi muhtemelen bu alanda da Türkiye ile nasıl bir iş birliğine gidilebileceği hususunun tartışılabileceği tahminlerden uzak değildir.

Birçok alanda olduğu gibi, Türkiye’nin gerek bölgesel güvenlik barış ve istikrara yönelik katkılarının öneminin daha da artmış olduğu bu süreçte, gerek Körfez krizi gerek Ukrayna-Rusya savaşının bir an önce sonuçlandırılması yönündeki katkılarının yanı sıra, Batı-Doğu arasında köprü konumundaki Türkiye’nin ABD ve AB’nin Çin’le ticari alanda denge oluşturması ve özellikle Savunma Sanayi ürünleri konusundaki ülkemiz katkılarının da önemli ölçüde gündem konusu olarak tartışılacağı kaçınılmaz görünmektedir.

Ömer Faruk Doğan
Ömer Faruk Doğan
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun olduktan sonra kamu görevine 1985 yılında Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığında başlayan Ömer Faruk Doğan, yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü’nde ve AB Tarım Hukuku üzerine Paris Phanteon Üniversitesinde tamamladı. Almanya'nın Bonn şehrinde ve AB Daimi Temsilciliği nezdinde Brüksel’de Ticaret Müşaviri olarak görev yaptıktan sonra 2003-2009 yılları arasında Dış Ticaret Müsteşarlığı’da çeşitli üst düzey pozisyonlarda görev alarak en son Müsteşar Yardımcılığından ayrıldı. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde, AB Daimi Temsilci Yardımcısı (2009-2012), T.C. Kamerun Büyükelçisi (2012-2015), T.C. Tunus Büyükelçisi (2016-2019) ve T.C. Rabat Büyükelçisi (2022-2023) olarak görev yapan Doğan, halen Dış İşleri Bakanlığında Merkez Büyükelçisi olarak bulunmakta ve Gazi Üniversitesinde ders vermektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Uluslararası Ekonominin Yeniden İstikrara Kavuşabilmesi Mümkün Mü

Dünya nüfusunun 8 milyarı aştığı süreçte insanlık olarak birlikte sağlıklı huzurlu ve özellikle istikrarlı bir şekilde yaşama arzusu...

Dünya Ticaretinin Geleceği: Afrika’da Ticaret Mücadelesi ve Türkiye

Bilindiği üzere, 2020’li yılların başından bu yana dünyada önce COVID-19, sonra bölgesel krizler ve savaşlar dünya ticaretini ciddi...

Dünya ve Batı Enerji Açığının İkmalinde Yeni Ümit Afrika

9-12 Şubat 2026 tarihleri arasında Güney Afrika’nın Cape-Town şehrinde 32.si düzenlenen Afrika Indiba Maden Konferansı ilginç yaklaşımları da...