Batı’daki resmi kaynaklara danışırsanız:
“Orta sınıf kavramı, toplumsal ölçeğin merkezinde yer alan nüfusu bir araya getirmektedir. Bir ülkenin ekonomik ve sosyal gelişimini tahmin etmek için bir gösterge olarak kullanılır.
Orta sınıf kavramı her ne kadar yaygın olarak kullanılsa da kesin bir tanımlamaya konu değildir.”
Sanal ansiklopediye sorarsanız:
“Orta sınıf, genellikle meslek , gelir, eğitim veya sosyal statü ile tanımlanan, sosyal hiyerarşinin ortasındaki bir insan sınıfını temsil eder.
Orta sınıf için yaygın tanımlar, bir ülkenin gelir basamağındaki bireylerin orta beşte birinden, en fakir ve en zengin %20 dışındaki herkese kadar uzanır.”
***
Teorik çalışmaların velutluğuna rağmen orta sınıfın kesin ve tek bir tanımı yok.
Ekonomik göstergeler üzerinden yapılan tanımlamalar daha somut.
Örneğin, Eşitsizlik Gözlemevi‘ne göre orta sınıf, en yoksul yüzde 30 ile en zengin yüzde 20 arasında yer alan nüfusu temsil ediyor.
Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütü‘ne (OECD) göre orta sınıf, ortalama gelirin (yani nüfusu iki eşit parçaya bölen gelirin) %75 ila %200’ü arasında gelire sahip kişiler tarafından temsil edilmektedir.
***
Tabii sosyal yapı değişince “orta sınıf” tanımı da farklılaşıyor.
Sanayi dönemindeki daha yerleşik ve oturmuş olan “orta sınıf” kavramı, sanayi sonrası toplum söz konusu olunca yeniden tanımlanır ve tartışılır hale geldi.
Ve “yeni orta sınıf” kavramı doğru.
Sanayi sonrası toplumun taşıyıcı faktörü olan iş bölümünde, eğitim, beceri, bilgi gerektiren işleri yapıyorlar.
Kendileri işveren değiller ama vasıfları itibariyle vazgeçilemez bir konumdalar.
İnovatif zihinsel emekleri karşılığında ödüllendiriliyorlar… Daha fazla sorumluluk alıp karar verme durumundalar.
Eğitim ve işverenlere karşı nisbî özerklik “yeni” orta sınıfı tanımlamak için önemli kriterler.
Ancak toplumlar sanayi sonrası topluma geçişte aynı düzeyde değiller ve yerküre 21.Yüzyıl’a intibakta büyük sıkıntılar çekiyor.
***
Bana göre dünyadaki sosyal durum şöyle:
“İktisadî olarak dünya, bu küreselleşmeyle birlikte muazzam bir atılım yaptı; olağanüstü nimetler oluştu. Fakat bu nimetlerin paylaşımında büyük bir adaletsizlik ortaya çıktı.
Yeni bir şey yaratarak zenginleşmenin önünü açan inovatif yeni çağ, henüz bu gelişmelere ayak uyduramayan büyük kalabalıklarla bir arada durunca, bundan yararlananlar ve yararlanamayanlar arasında büyük bir dengesizlik çıkardı ortaya.
Mevcutta kendine yer bulamayan, inovasyona, niteliğe, yaratıcılığa uyum sağlamakta güçlükleri olan, zafiyetleri bulunan insanların bu yeni çağ karşısında öfkeleri birikti.
Ve bu öfkeler, faşizmi, otoriter yapıları doğurdu. Küreselleşmenin yol alması için, bu teknolojik atılımın nimetlerinin eşit bölüşülmesi gerekiyor…”
***
Yaşanan kaotik derin değişim, dünyayı sarsıcı bir biçimde etkilerken, her ülkedeki şiddeti de farklı oluyor.
Dünyada ve Türkiye’de “orta sınıf” kavramı da aynı düzlemde seyretmiyor.
Örneğin, OECD ülkelerinde orta sınıfa ait nüfusun oranı 1980’lerden bu yana biraz azaldı.
Orta sınıfın küçük bir kısmı zengin sınıflara katıldı, daha büyük bir kısmı çalışan sınıflara ve yoksulluğa doğru kaydı.
Bu, ülkelerin yeni teknolojlere sosyal uyumunu da gösteriyor.
Yeni inovasyon çağına ayak uyduranlar zenginleşirken, bunu başaramayanlar sosyal irtifa kaybediyor.
***
Amerika Birleşik Devletleri’nde orta sınıftaki düşüş, diğer OECD ülkelerine kıyasla daha acımasız oldu.
Bu, Amerikan toplumunun artan kutuplaşmasını yansıtıyor: Bir yandan sayıları giderek artan bir kesim “yüksek gelir” kategorisine girerken, diğer yandan orta sınıfın büyük bir kısmının geliri azaldı, hatta yoksulluğa düştü.
Bu durum, Amerikan toplumunda artan kutuplaşmayı ve Trump’un seçim zaferini de açıklıyor.
Orta sınıfın bir kısmı “yüksek gelir” kategorisine girerken, diğer kısmı yoksulluğa doğru kaydı.
Fakirleşen Amerikan orta sınıfının tercihleri siyasette belirleyici oldu.
Yapılan onca araştırma, Amerikan kaynaklarının “dünyaya harcandığını, aynı oranda harcamanın Amerikan toplumundan esirgendiğinin” altını çiziyor.
Biden Yönetimi de 2022 yılında yayınladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde “Önceliğimiz Amerikan alt yapısına yatırım yapmak” ya da “Amerikan halkı için dış politika yapacağız” dese de pratikte bunu başaramadı.
“Önce Amerika” sloganına verilen desteği “orta sınıf” kavramı ve gerçeği açısından da okumak gerekir bence.
***
21. Yüzyıl menzile erişinceye kadar huzur yok.
Ancak ülkelerin sürekli ivme kazanan teknolojik performansına uyumlu bir sosyal yapıyı inşa etmeleri halinde kalıcı bir çözüm sağlanacak.
***
Türkiye ise yarıştan kopmuş gözüküyor.
Hep vurguluyoruz… Yeryüzü, sanayi dönemini kapatmanın bütün güçlüklerini yaşıyor. Teknolojik olarak kapattı ama toplumsal yapı ve düzenleme olarak kapatamadı.
Bu da bir kriz demektir.
Türkiye ise teknolojik değişimi bile yakalayamadı.
Türkiye’nin ileri teknoloji niteliğindeki ihraç malları, toplam ihracatımızın yüzde 2’sidir.
Burada siyaseti finanse eden grup, hala müteahhitler.
22 yıl, müteahhitler için bir ‘altın çağ’ oldu.
Ama inşaat işçileri, madenciler için de bir cehennem oldu.
İşçi cinayetleriyle, müteahhitlerin yükselmesi arasındaki büyük çelişki ve dram, ‘Neleri değiştirebiliriz, değiştirilmesi gereken temel sorunlarımız nedir’ konusunu aslında gözümüze sokuyor ama bunları değiştiremedik.
***
Yaşadığımız yeni çağda yapılması gereken çok net:
Bütün kitlenin nitelik kazanacağı, yeni çağa uygun hale geleceği, eksiklerini giderebileceği… Teknolojik olarak ilerleyen ama toplumsal olarak buna uyum sağlayamayan yapının adaletli bir dengeye oturmasını sağlayacak çareler ve tedbirler bulunacak.
Bütün dünyada siyasetin amacı, bu dengesizliği gidermek olmak zorunda.
***
Türkiye’deki siyasal iktidar ve siyaset kurumunun böyle bir derdi yok. Siyaset kurumunun tek derdi kişisel zenginleşme ve kişisel ikbal.
Gelir dağılımı adaletsizliği bunu ispatlıyor.
Nüfusun en zengin yüzde 20’si milli gelirin yüzde 49.8’ini alıyor…
En altta kalan yüzde 20 ise yüzde 5.9 ile yaşıyor.
İlk yüzde 20’nin sürekli zenginleştiği, geri kalanın fakirleştiği bir düzen, orta sınıfın da imhası anlamına geliyor.
Gelir dağılımı adaletsizliğini giderecek bir sosyal mücadelenin önü de demokrasi ve hukuk olmadığı için fiilen kesilmiş durumda.
Teknoloji yetersiz, adalet ve hukuk yok, demokratik mekanizmalar felç olmuş, eğitim sistemi ilkel bir propagandadan ibaret ise “yeni orta sınıf” da Türkiye’de oluşamıyor.
Orta sınıf eriyor ve güvencesiz çalışan “prekarya”nın sayısı artıyor….
Motokurye toplumu oluyoruz.
***
Geçenlerde TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’ın verdiği örnek, her şeyin özeti gibi…
“2000 yılında bizim teknoloji ihracatımız 1,6 milyar dolardı. Vietnam’ın ise 500 milyon dolardı. 2022 yılında biz 2 milyar dolarda kalırken onlar 137 milyar dolara çıkarmış.”
Dünyada ve Türkiye’de orta sınıflar kıyaslamasının en iyi cevaplarından biri de işte bu Vietnam örneği… Yeni çağdan nasıl koptuğumuzu çok net gösteriyor.
Dünya bir yandan ileri teknolojik devinimin peşinde, diğer yandan toplumsal değişimi buna uyumlu hale getirme çabasında…
Türkiye ise hukukun üstünlüğü kriterinde 142 ülke arasında 117 sırada…
Yolsuzluk endeksinde ise tırmandıkça tırmanıyor…
“Uyuşturucu, mafya, küresel baron” boyutu ve bu üçgenin siyaset ve bürokrasi ile ilişkisi ise başlı başına bir inceleme konusu…
Bu üçgenin egemen olduğu bir yapı, yeni çağa, teknoloji, bilim ve sosyal değişim açısından yaklaşabilir mi?
***
Demokrasi, evrensel hukuk, sağlıklı bir parlamenter yapı, refah ve özgürlük istiyorsak yeni orta sınıfları çok daha fazla konuşmamız gerekiyor.
Ya da elveda 21. Yüzyıl…