Küresel Borç Düzeni Çatırdarken III – Para Savaşları Kapıda mı?

Dünya ekonomisi bugün bir kriz yaşıyor gibi görünmüyor. Borsalar açık, ticaret sürüyor, merkez bankaları piyasaları sakin tutmayı başarıyor. Ancak tarih bize büyük kırılmaların çoğunun panik anlarında değil, her şeyin normal göründüğü dönemlerde biriktiğini öğretir. Son haftalarda piyasalarda trilyon dolarlarla ifade edilen ani değer değişimleri, sosyal medyada komplo senaryoları ve gizli anlaşma iddialarıyla açıklanmaya çalışılıyor. Oysa gürültünün arkasında çok daha temel bir gerçek var: Küresel sistem artık büyümeyi yönetmiyor; borcu yönetmeye çalışıyor. Ve borç yönetimi ekonomik bir mesele olmaktan çıkarak jeopolitik rekabetin ana sahasına dönüşmüş durumda.

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken serisinin ilk yazısında, dünya ekonomisinin üretimden çok borç genişlemesiyle ayakta tutulduğunu ve likiditenin refah üretmekten ziyade zaman satın aldığını ele almıştık. İkinci bölümde ise sorunun para eksikliği değil güven eksikliği olduğunu; merkez bankalarının sistemi ayakta tutabildiğini fakat yön tayin edemediğini vurgulamıştık. Şimdi ise üçüncü aşamaya geliyoruz: Borç krizinin finansal göstergeleri aşarak devletlerin stratejik davranışlarını belirlediği yeni döneme…

Geçtiğimiz haftalarda ayrıca küresel sistemi ayakta tutan borç mimarisinin nasıl çatırdadığını konuştuk. Borç artık yalnızca ekonomik bir sorun değil, giderek jeopolitik bir silaha dönüşüyor. ABD’nin 36 trilyon dolara ulaşan kamu borcunun klasik faiz döngüsüyle sürdürülebilir olmaktan uzaklaşması, mali bir tartışmadan çok stratejik bir kırılmaya işaret ediyor.

Bir önceki yazıda kritik soruyu sormuştuk:
Türkiye, bu küresel kırılmada sadece etkilenen mi olacak, yoksa konum alan mı?
Bugün bu sorunun yanına daha büyük bir başlık ekleniyor:

Para savaşları gerçekten başlıyor mu?

1985’ten 2026’ya: Tarih Birebir Tekrar mı?
1985’te imzalanan Plaza Accord anlaşması, ABD’nin sanayi rekabetini korumak için döviz kurunu nasıl bir stratejik araç olarak kullandığını gösterdi. Fransa, Batı Almanya, Japonya, ABD ve Birleşik Krallık’ın New York’taki Plaza Oteli’nde vardığı mutabakatla dolar bilinçli biçimde zayıflatıldı; Japon yeni ve Alman markı karşısında değer kaybetmesi sağlandı.
Amaç açıktı: Amerikan ve Avrupa sanayisinin ihracat rekabetini yeniden kurmak.

Sonrasında yaşananlar ise ekonomi tarihinin en önemli derslerinden biri oldu. Japonya’da oluşan varlık balonu ve ardından gelen “Kayıp On Yıllar”, yalnızca dış baskının değil, iç politika tercihlerinin de sonucu olarak ortaya çıktı.

Bugün benzer tartışmalar Çin için yapılıyor.
Ancak Çin, 1985’in Japonya’sı değil. Sermaye kontrollerine sahip, devlet-kapitalizm sentezini koruyan ve küresel tedarik zincirlerinin merkezinde bulunan farklı bir ekonomik organizasyonla karşı karşıyayız.

Bu nedenle asıl soru şurada düğümleniyor:
ABD Çin’i gerçekten durdurabilir mi, yoksa yalnızca yavaşlatabilir mi? Asıl Kırılma Nerede? Aslında mesele yuan ya da dolar rekabeti değil. Asıl mesele şudur: Küresel sistem borçla büyümeyi artık sürdüremiyor.

Önümüzdeki dönem ya kontrollü bir küçülme sürecine sahne olacak ya da sert kırılmalarla yeni bir ekonomik düzen kurulacak. Para politikaları, ticaret savaşları ve kur hareketleri bu dönüşümün araçları haline geliyor.

Türkiye açısından tablo ise farklı bir anlam taşıyor. Türkiye bu denklemde ne Japonya gibi pasif bir oyuncu ne de Çin gibi doğrudan hedefte olan bir güç. Tam tersine, fay hattına yakın ama yön seçme kapasitesine sahip ülkelerden biri. Bu da şu gerçeği ortaya koyuyor: Yanlış pozisyon felaket getirebilir; doğru pozisyon ise sıçrama imkânı yaratabilir.

Önümüzdeki yazıda şu soruların peşine düşeceğiz:
-Para savaşları resmen başladı mı?
-Dolar sonrası bir sistem gerçekten mümkün mü?
-Türkiye bu belirsizlik çağında nasıl “oyuncu” haline gelebilir?
Çünkü artık mesele kimin büyüdüğü değil,
kimin ayakta kaldığıdır.
Ve belki de tartışmayı bundan sonra lafı dolandırmadan, karar vericinin masasına konabilecek netlikte yapmak gerekiyor.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken-II Likidite Var, Güven Yok!

Türk İş Dünyası Bu Dönemi Nasıl Okumalı? Son aylarda küresel piyasalarda yaşanan gelişmeler, ilk bakışta çelişkili bir tablo...

Küresel Borç Düzeni Çatırdarken: Türkiye Nerede Duruyor?

Küresel ekonomi bir süredir olağan dalgalanmaların ötesinde bir gerilim biriktiriyor. Bu gerilim ani bir çöküş manşetlerinden ziyade, bilanço...

Eğitimde Fırsat Eşitliğinden Sınıfsal Ayrışmaya…

Bir Zamanlar “Yoksul Ama Zeki Çocuklar” Vardı... Orta öğretimde yarı yıl tatili sürerken Milli Eğitim konusunda bir şeyler söyleme...

Tahkimat Çağında Türkiye Ekonomisi: Kırılganlık mı, Stratejik Dayanıklılık mı?

Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde dünya ekonomisi artık “toparlanıyor mu?” sorusunu geride bırakmış durumda. Asıl soru şudur: Toparlanılan...

Venezuela Olayı

Aşağıda kaleme aldığım yazıyla, "Ekopolitik"in ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin hukuki sonuçları hakkındaki makalesinin doğruluğunu teslim ederken onu stratejik gerçeklikle...

Haz Çağında Anlam Kaybı: Ünlüler, Uyuşturucu ve Türkiye’nin Sessiz...

Son dönemde medyada yer alan, uyuşturucuya bulaşmış ünlülere ilişkin haberler yalnızca magazin başlığı olarak okunmamalı. Bu haberler, toplumun...

Türkiye İçin Üçüncü Yolun Yol Haritası: Egemen, Çeşitlendirilmiş ve...

Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı kırılganlıklar-jeopolitik baskılar, bölgesel istikrarsızlıklar, enerji bağımlılığı, finansal oynaklık ve toplumsal kutuplaşma ülkeyi...

Türkiye’nin Üçüncü Yol Arayışı: Batı ve Doğu Arasında Kendi...

Türkiye, yüzyıllardır büyük güçlerin rekabet hattının tam merkezinde duran bir ülke olarak, kimliğini ve dış politikasını çoğu zaman...

Kanuni’den Lozan’a Kapitülasyonların Uzun Gölgesi

Beş asır önceki diplomatik denge oyunu, bugün hâlâ aynı soruyu sorduruyor: Egemenlik mi, ittifak mı? Türkiye’nin ABD'den F-35 ve...

Savunma Sanayiinde Başarı Nasıl Geldi ve Ekonominin Diğer Alanlarına...

Türkiye, gelişmekte olan bir ekonomi olmasına rağmen, son 20 yılda savunma sanayiinde dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girmeyi...

Tüketimin Gölgesinde Kalan Toplum: Yeni Kapitalizmin Sessiz Çöküşü

Günümüzde tüketim, yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; bir kimlik inşası, bir görünürlük biçimi ve giderek bir kaçış stratejisi....

Ağlamaktan Vazgeçip Aynaya Bakma Zamanı – Türkiye’nin Üretim Modelinde...

Ekonomideki enflasyonla mücadele programı çerçevesinde uygulanan sıkı para politikasının yol açtığı durgunluk ve yarı kriz ortamından şikayet eden...

Kum Saatinde Sıkışan Türkiye: Sosyal Devletin İnce İpliği

Türkiye hızla yaşlanıyor, sosyal devlet ise bu yükün altında incelmiş bir ip gibi geriliyor. Orta sınıf eriyor, emeklilik...

Nobel Ödülü ve Yaratıcı Yıkım

2025 Nobel Ekonomi Ödülü, Joel Mokyr, Philippe Aghion ve Peter Howitt’e “yenilik (inovasyon) odaklı ekonomik büyümeyi açıkladıkları için”...