Son dönemde medyada yer alan, uyuşturucuya bulaşmış ünlülere ilişkin haberler yalnızca magazin başlığı olarak okunmamalı. Bu haberler, toplumun derinlerinde biriken daha büyük bir kırılmanın, bir anlam kaybının ve haz odaklı yaşamın normalleşmesinin dışavurumudur.
Asıl soru şudur: Yaşamı daha anlamlı, üretken ve adil kılabilecek imkânlar varken; neden bireyler, özellikle de rol model konumundaki isimler, kısa vadeli hazların peşine düşüyor?
Daha da çarpıcı olan ise bu tablonun, uzun süredir muhafazakâr bir siyasal anlayış tarafından yönetilen bir ülkede ortaya çıkmasıdır. Bu durum bize, meselenin yalnızca “ahlak” ya da “bireysel zaaf” başlığı altında ele alınamayacağını; sosyal, ekonomik ve politik boyutları olan yapısal bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Küresel Arka Plan: Haz Kültürünün Evrensel Yükselişi
Önce büyük resme bakalım. Bugün sadece Türkiye’de değil, dünyanın hemen her yerinde benzer bir tablo var:
Kapitalizmin geç evresi, insanı üreten bir özne olmaktan çıkarıp tüketen bir varlık hâline indirgedi.
Sosyal medya, “başarıyı” ve “mutluluğu” derinlikte değil, görünürlükte ve anlık hazda tanımlıyor.
Modern birey, acıdan, sabırdan ve beklemekten kaçıyor; her şeyin hemen olmasını istiyor.
Bu iklimde uyuşturucu, alkol, dijital bağımlılıklar ve benzeri kaçış biçimleri yalnızca “yasadışı” ya da “ahlaki sorunlar” değil; anlamsızlığa karşı geliştirilen yanlış savunma mekanizmaları hâline geliyor.
Türkiye, bu küresel dalgadan azade değil. Ancak Türkiye’yi farklı kılan, bu dalganın; güçlü bir dini, kültürel ve ahlaki referanslar iddiasıyla yönetilen bir siyasal yapı döneminde yaşanıyor olmasıdır.
Muhafazakâr İktidar-Seküler Pratikler Çelişkisi
Bugün karşı karşıya olduğumuz temel sorunlardan biri şudur:
Söylem muhafazakâr, hayat tarzı ise giderek daha seküler ve hazcı. Değerler, sıkça dilden düşürülmüyor ama gündelik hayatta karşılığını bulmuyor.
Aile kutsanıyor ama aileyi ayakta tutacak ekonomik güvenlik, sosyal destek ve adalet duygusu zayıflıyor.
Gençlere “sabır” öğütleniyor ama önlerine konulan hayat, belirsizlik, borç ve gelecek kaygısıyla dolu.
Bu ortamda gençler için uyuşturucu, yalnızca bir “özgürlük sapması” değil; çoğu zaman kaçış, unutma ve kendini değersizlikten kurtarma girişimi oluyor. Ünlülerde gördüğümüz şey ise bunun vitrindeki hâli.
Ekonomik Gerçeklik: Umutsuzluk ve Kırılganlık
Haz odaklı yaşamın bu denli yayılmasında ekonomik koşulların payı göz ardı edilemez. Gelir dağılımındaki bozulma, genç işsizliği ve nitelikli emeğin değersizleşmesi, orta sınıfın hızla erimesi, toplumun geniş kesimlerinde “çalışarak bir yere varılamaz” duygusunu besliyor. Umudun zayıfladığı yerde ise anlam da zayıflıyor. Anlamın zayıfladığı yerde, haz güçlü bir ikame hâline geliyor.
Sorumluluk Kimin?
1. Devlet ve Siyaset:
Uyuşturucu ile mücadele yalnızca polisiye tedbirlerle değil; eğitim, kültür, gençlik ve istihdam politikalarıyla ele alınmalı. Değerler, sadece söylemde değil; adalet, liyakat ve fırsat eşitliği ile desteklenmeli. Gençlerin hayata tutunabileceği somut gelecek senaryoları üretilmeli.
2. Aileler:
Aile, sadece koruyan değil; dinleyen, anlayan ve birlikte anlam üreten bir yapı hâline gelmeli. Çocuklar “başarılı olmaya” değil, hayatla bağ kurmaya teşvik edilmeli. Ahlak, korkuyla değil; örneklikle ve tutarlılıkla aktarılmalı.
3. Birey:
Haz, hayatın tamamı değil; sadece küçük bir parçasıdır. Anlam; emekle, sorumlulukla ve başkaları için bir şey yapabilme duygusuyla inşa edilir. Kaçış yolları kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede boşluğu derinleştirir.
Sonuç: Yol Ayrımındayız!
Ünlüler üzerinden gördüğümüz uyuşturucu haberleri, aslında toplumun aynasıdır. Bu ayna bize şunu söylüyor: Eğer anlam üretmeyen bir düzen, umut vermeyen bir ekonomi ve tutarlılık taşımayan bir değer dili ile yol almaya devam edersek, haz odaklı kaçışlar istisna değil, kural hâline gelir.
Türkiye bugün bir yol ayrımındadır. Ya değerleri, adaletle ve umutla yeniden hayata geçirecek; ya da onları sadece söylemde tutup, toplumun sessizce çözülmesini izlemeye devam edecektir.
Gerçek muhafazakârlık, yasaklamak değil; hayatı yaşanmaya değer kılmaktır.

