Kendi ülkesinde hukuku nişan tahtasına döndürmüş, halkını sefilleştirmiş bir zorba gece yarısı yabancı askerler tarafından derdest edilip yargılanmak üzere başka bir ülkeye paketleniyor… Üstelik zorba lideri paketleyenin de bilindiği üzere hukuka saygısı yok… Kendi ülkesindeki yargı kurumlarıyla boğaz boğaza.
Büyük zorba, küçük zorbayı eziyor.
Dünya orman yasalarıyla yönetilir oldu… Gücü gücü yetene…
Kiminin gücü kendi halkına yetiyor, kiminin gücü kendi halkına zorbalık edene zorbalık etmeye… Hele bir de av sahasında petrol var ise…
***
İşin garip yanı…
Hatta sinsi ve karanlık yanı…
Kendi halkına zulmetmeyi mazur göstermek isteyenler “emperyalizmden, uluslararası hukuktan” dem vuruyor.
Maduro rejiminin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde” sonuncu, Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde ise ilk sırada olduğunu hiç söylemeden, diktatörün halkını rezilce ezdiğinden, seçim sonuçlarını değiştirdiğinden hiç bahsetmeden “uluslararası hukuktan ya da emperyalizmden” dem vurmak gerçekleri biraz çarpıtmak olmuyor mu?
Hukuku tanımayan büyük zorba, hukuku tanımayan küçük bir zorbayı yendi.
Zorbalığa karşı çıkarken sanırım her türlü zorbalığın karşısında durarak yapmalıyız bunu. “Bir ülkenin egemenliğinin ve bağımsızlığının” o ülkeyi yöneten zorbaya halkını ezme özgürlüğünü vermemesi gerektiğini belirtmeliyiz herhalde.
“Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti” ilkelerini pusula yapmalıyız ki zorbalar arasındaki hukuksuz dövüşte yolumuzu kaybetmeyelim… Bu zorbalık fırtınası insana yolunu şaşırtabilir çünkü.
***
Venezuela’da yaşananların ışığında ortaya yeni bir gerçek çıktı: Şu anda dünyadaki sayıları epeyce bol olan diktatörlerin hepsi tehlikede görülüyor. Daha büyük bir hukuksuz daha küçük bir hukukusuzu salla sırt edip götürebilir her yanda.
Ama demokratik ülkeler için durum öyle değil, Fransa’nın başkanına, İngiltere’nin kralına, Almanya’nın şansölyesine öyle kolay dokunamazsınız. Çünkü liyakat esasına göre çalıştıkları için orduları iyidir, yolsuzlukla sistemleri çürümediği için “içerden” adam ayartamazsınız ve toplumları, işte o ülkelerde, “egemenliklerine ve bağımsızlıklarına” sahip çıkarak kendi liderlerini korurlar.
Venezuela’da “egemenlik ve bağımsızlık” sadece Maduro’nundu, Fransa’da egemenlik ve bağımsızlık toplumun tümünündür. Onun için Venezuela’ya girebilirler ama Fransa’ya topyekun bir savaşı göze almadan giremezler.
“Egemenlik ve bağımsızlık” derken, sadece bir diktatöre ait bağımsızlıkla bütün topluma ait bağımsızlığı birbirinden ayırt etmeliyiz.
Farklı bağımsızlıklar var.
Bazıları diktatöre ait bağımsızlığı savunur, bazıları halka ait bağımsızlığı savunur.
***
21. Yüzyıl dünyayı alt üst ediyor…
Baskıcı saldırgan liderler, hukuk adına ne var ise yok etme peşinde…
Gücü yetiyorsa komşu devlete musallat olmak da var, anayasayı paspas haline getirmek de… Faşizm her yerde başını kaldırmış vaziyette.
Anlaşılıyor ki faşistler önce kendi aralarında vuruşacaklar, büyükler küçükleri yiyecek.
Daha sonra güçleri yeterse demokrat ülkelere gözlerini dikecekler. Bu aşamada demokrat toplumlar arasındaki dayanışma hayati bir önem kazanacak.
Bu kaosta, liderler için de toplumlar için de bulunabilecek en sağlam yol demokrasi gibi gözüküyor. Aksi takdirde bir gece kendi adamların seni satıveriyor.
Onun için uluslararası hukuku savunurken, ulusal yönetimlerin hukuka saygılı olmasını da savunmalıyız.
Kendi geleceğimiz için demokrasiyi savunmak zorunda olduğumuzu anlamalıyız.
***
Acaba 21. yüzyıl, bugünkü ürkütücü altüst oluşun sonunda hayırlı bir doğum yapar mı?
Sosyal ve siyasal yapıların orman yasalarına geri döndüğü bir dönemden geçiyoruz ama teknolojik ve bilimsel gelişmeler de insanlığın bu karanlığın ortasında çizilen bir aydınlıkta yürüyebildiğini ortaya koyuyor…
Aslında geçen yüzyılın başında yaşananları bir üst seviyede bir daha yaşar gibiyiz. Büyük bir bilimsel gelişme ve yükselen faşizm.
Ve umudumuz odur ki sonra faşizmin yenilgisi ve yeni bir hayat düzeni.
***
Yapay zekâ arama motoru…
Yapay zekâ veri girişimi…..
İnsansı robot üreticisi….
Yapay zekâ laboratuvarı…
Yapay zekâ hukuk yazılımı girişimi…
Yapay zekâ laboratuvarı…..
Bunlar ne mi?
Maduro gece yarısı yatağından alınıp ABD’ye kaçırılmadan birkaç gün önce The New York Times Gazetesi’ndeki “Yapay Zeka Patlamasının Yeni Milyarderleri” başlıklı bir haberde rastladığım “Milyarderin milyarderi nasıl olunur?” sorusunun cevabı…
İnsanlığın aynı anda nasıl iki ayrı yolda yürüdüğünün de kanıtı.
Yapay zekâ patlaması, çip üreticisi Nvidia’nın CEO’su Jensen Huang ve ChatGPT üreticisi OpenAI’nin CEO’su Sam Altman gibi yüksek profilli milyarderleri daha da zengin milyarderlere dönüştürdü, sabah akşam onlardan söz edilmekte…
Silikon Vadisi yeni milyarderler yaratacak yeni bir evrede…
Silikon Vadisi’nde faaliyet gösteren bir girişim sermayesi şirketi olan Sapphire Ventures’ın ortağı Jai Das, bu yeninin yenisi dalganın muhtemel yeni milyarderlerini çok isabetli bir şekilde 1890’ların Yaldızlı Çağı’ndaki demiryolu baronlarına benzettiyor; onlar da o dönemin teknoloji patlamasından faydalanmışlardı.
***
Kim bu yeni evrenin yıldızları ve hangi sürede zengin oluyorlar?
Bu yeni yıldızlar hakkında bilmeniz gerekenleri New York Times haberinde şöyle özetliyor:
“Elon Musk’ın milyarderliğe giden yolculuğu yıllar sürdü.
Buna karşılık, yeni yapay zeka milyarderlerinin çoğu çok kısa zamanda zenginleşti.
Örneğin Mira Murati, yapay zeka girişimi Thinking Machines Lab’ı Şubat ayında duyurdu. Haziran ayına gelindiğinde, girişim henüz tek bir ürün bile piyasaya sürmeden 10 milyar dolarlık bir değere ulaşmıştı.
Ilya Sutskever, Haziran 2024’te Safe Superintelligence şirketini kurdu. Şirket henüz bir ürün piyasaya sürmedi ancak PitchBook’a göre bu yıl 2 milyar dolar yatırım alarak 32 milyar dolar değerine ulaştı.”
Bunlar bazı örnekler.
***
Bir yanımız darmadağan olan dünya sistemi… Hukuk zorbalığı…
Bir yanımız Silikon Vadisi’nin yeni atağı… Bilgi çağının yeni evresi ve yeni milyarder adayları… Yapay Zeka gibi yeni buluşlar.
Teknoloji ve bilim şahlanınca, sosyal ve siyasal yapı tuzla buz oluyor…
Ezilip toz yığınına dönmemek için iyi gözlemleyip iyi karar vermek gerekiyor.

