Türkiye 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde, 22 yıl aradan sonra Ankara’da, NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesine tekrar ev sahipliği yaptı. Zirve Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada gerçekleşen tüm krizlere rağmen büyük bir başarıyla kusursuz bir şekilde tamamlandı. 36. NATO zirvesini önemli ve ilgi çekici kılan ABD Devlet Başkanı Trump’ın zirve öncesi Avrupa ülkelerine yönelik, NATO işleyişi ve diğer söylemleriydi. Hatta Trump’ın zirveye katılamama ihtimali dahi gündemdeydi. Nitekim Trump’ın kendisi de bu duruma açıklık kavuşturarak NATO zirvesine iştirakinde Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın daveti ve zirvenin Ankara’da düzenleniyor olmasının etkisine münhasır vurgu yapmış ve teşekkür etmiştir.
Hiç şüphesiz bu süreçte, Ukrayna-Rusya savaşında gerek ise ABD-İsrail İran savaşında objektif, yapıcı bir şekilde her iki savaşın barış ile sonuçlandırılmasına yönelik Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın girişimleri ve yaklaşımları ile İsrail’in Gazze’yi işgali ile başlayan savaşın bölgesel bir savaşa dönüşmemesini engelleme yönündeki büyük gayretlerinin etkisini mutlak surette göz önünde tutmak gerekmektedir.
NATO, 12 kurucu ülkenin yanı sıra mevcut 32 üye ülke ve diğer davetlilerin katılımı ile gerçekleştirilen 36. Zirve Toplantısında, NATO’nun geleceğinin yanı sıra, ABD-İsrail ve İran savaşanın ne yöne evrileceği, Ukrayna-Rusya savaşı merak edilen konulardı. Ayrıca, Rusya’nın yanı başında düzenlenen NATO 36. Zirvesine yönelik Putin ve Rusya ile Çin’in tutumunun ne olacağı da merak edilen konular arasında yerini aldı.
Tüm ülkelerin yanı sıra Rusya ve Çin’in de NATO zirvesini büyük bir ilgiyle yakından takip ettikleri muhakkak. Her iki ülkenin Atlantik ittifakını takipte eylemsiz kalmadığını kendi içlerinde ayrı bir ilişkinin olduğunu söylemek mümkündür.
Nitekim, dünya ticaretinde Çin’in baskın tutumu, ABD ve AB’yi zora sokan ticarete hakimiyet yaklaşımı, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle tabi olduğu kısıtlamalar ve Çin’in üretim paralelinde giderek büyüyen enerji tedarik ihtiyacı kısmen dışlanmış konumdaki her iki ülkeyi birbirine daha fazla yaklaştırdığı muhakkak. Bu yönde ABD’nin doğrudan veya dolaylı önleyici girişimlerine rağmen, Çin-Rusya ticari ve askeri iş birliği ilişkileri farklı platformlarda olmak üzere, 2020’den bu yana artarak ve genişleyerek devam ettiği gözlerden kaçmayan bir gerçeklik.
Muhtelif platformlarda Rus ve Çin orduları ile her iki ülke liderleri arasında birçok toplantılar gerçekleştirildiği, her iki ülkeye yönelik ticareti engelleyici ve kısıtlayıcı terbilere karşı ortak iş birliği ve tutum geliştirmeye yönelik görüşmeler gerçekleştirdikleri muhtelif vesileler ile dünya kamuoyuna yansımış bulunmaktadır.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping Pekin’de,
Resmi olarak, Çin ve Rus askeri iş birliğini içeren “stratejik” bir ortaklığın temel yapısını geçtiğimiz dönemde ilan ettiler. Alman Der Spiegel, Rus gazetesi The Insider ve Le Monde gibi bazı yayın organları bu iş birliğine dair bazı bilgileri kamuoyu ile paylaştılar. Aktarılan bilgilerden anlaşılan her iki tarafın giderek kuvvetlenen bir yakınlaşma ve güçlendirilmiş iş birliğine yönelik ilişkiler üzerinde hasiyetle durduklarıdır.
10 Aralık 2024’te Rusya’nın güneyindeki Yekaterinburg’da gerçekleştirilen toplantılardan dünya kamuoyuna çok az bilgi intikal etmiş olmakla birlikte, Rus ordu subayları, ile Çin Askeri yetkililerinin “Rusya-Çin askeri ve teknik iş birliği forumu” kapsamında Çin silahlı kuvvetlerinin liderleri ve her iki ülkenin büyük savunma şirketlerinin başkanlarıyla görüşmeler yaptıkları, zaten batı basınında yer alan bilgiler arasındaydı.
Batı basınında dile getirilen bir diğer husus ise, Rusya ve Çin arasında ilişkilerin olgunlaştırıldığı toplantı serilerinin, 2020’den beri her yıl, iki ülkeden birinde dönüşümlü olarak düzenlendiği ve bir sonraki toplantının 2026 yazında, Rusya’nın St. Petersburg kentinde yapılacağı bilgisidir. Yani tam da 36. NATO zirvesinin tamamlanmasını takiben yapılacak bu toplantı tüm dikkatlerin bu noktada yoğunlaşasına neden olacak niteliktedir.
Rusya-Çin ilişkilerinin tarihsel geçmişine baktığımızda, 1950’lerde geleneksel olarak Sovyet Rusya’sı bazı teknik gelişmelerin Çin ile paylaşımına dayanırken, bugün ilişki şekli farklı bir boyut kazanmış görünmektedir. Ukrayna cephesinde Rus askeri deneyim ve tecrübelerinin paylaşımı karşılığında, Pekin’in, özellikle yapay zeka alanında Kremlin’e teknolojik destek sunmayı teklif ettiği, insansız hava araçları ile geliştirilmiş savunma sistemi teklifinde bulunduğu, batı basında yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Rusya ile Çin arasında bir “Anti-Starlink ittifakı” ile bu sistemi zayıflatabilecek “karşı önlemler” olarak, Rusya ile Çin arasında bazı görüşmelerin yapıldığı da ayrıca batı basınında yer alan bilgilerden anlaşılmaktadır.
Tüm bu bilgilerden anlaşılabildiği kadarıyla Rusya ile Çin arasında karşılıklı menfaate dayalı ticari ilişkiler gelişirken, askeri ilişkilerin ciddi şekilde büyüme süreci içerisinde olduğu nitekim bu yaz içerisinde iki ülke üst düzey yetkilikleri arasında Rusya St. Petesburg’da gerçekleştirilecek zirve de ilişkilerin pekiştirileceği buna işaret etmektedir.
Dikkat çekici bir diğer husus ise, 36. NATO zirvesi sonuç bildirisinde, Ukrayna-Rusya savaşı ile ABD/İsrail-İran savaşına yönelik yapılan atıflar hem bölgesel olarak hem de Rusya-Çin birliktelik ve ilişkilerinin gelişimi açısından birçok beklenmedik sürprizleri beraberinde getirebileceği konusudur.
Burada esas dikkatle üzerinde durulması gereken husus ise; 36. NATO zirvesinin ABD ve AB arasında yaşanılan karşılıklı söylemlere olumsuz beklentilere rağmen, Türkiye’de Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde olumlu bir atmosferde sonuçlanmış olmasında Türkiye’nin yapıcı rolüne yönelik vurgudur. Dünya basınında da Türkiye’nin bu etkisi İsrail ve Yunanistan’ın bazı söylemlerine rağmen büyük bir takdirle karşılanmış ve hem Türkiye’nin hem Cumhurbaşkanımızın bu konudaki hakkının iade edilmiş olmasıdır.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, gerek Ukrayna-Rusya savaşı esnasında gerek ise körfezde yaşanan gerilim sürecinin başından bu yana Türkiye’nin bölgesel güvenlik, barış ve istikrarı öncelikleyen, serbest ticaretin artırılması ve ilişkilerin güçlendirilmesine yönelik girişimleridir. Ayrıca, güvenlik ve istikrarın önemli bir unsuru olan “Savunma Sanayii’nde ülkemizin göstermiş olduğu üstün başarı, paralelinde, anlaşmazlıkların barış ile çözümlenmesi, güven ve istikrarın yeniden kalıcı bir şekilde sağlanabilmesi amacıyla, Türkiye’ye atfedilecek yeni barışçı rolün ön plana çıkmasıdır.
ABD, AB, Rusya, Ukrayna ve Çin’in yanı sıra Körfez ülkeleri ile her zaman yapıcı ilişki içerisinde olmuş barış ve istikrarı öncelikleyen Türkiye’nin, aynı yaklaşımla Rusya-Çin odaklı muhtemel yeni gerilimleri yumuşatabilecek ve önüne geçebilecek tüm taraflar ile iyi diyalog içerisinde olması güven veren ve güven sağlayan önemli bir aktör olarak, içerisinde bulunduğu jeopolitik ve jeostratejik konumun getirdiği gücü doğru ve anlamlı şekilde kullanarak bölgesel barış ve istikrara sağlayabileceği katkıdır.
Nitekim, birçok engellemelere rağmen Çin’in yeni elektrikli otomobil üretim üssü olarak Türkiye’yi tercih etmiş olması, bu yönde uzun süre çalışmış olması da Türkiye’nin bu konumunun önemli göstergelerinden birisidir. Türkiye bugüne dek birçok bölgesel konu ve alanda olduğu gibi NATO, Çin-Rusya ve ABD-AB ilişkilerinde de etkin uzlaştırıcı olma noktasında en güçlü en kuvvetli ülke konumundadır. Bu rolünü de NATO zirvesi gibi zor görünen bu süreci de üstün bir başarı ile sonuçlandırabileceği konusunda herhangi bir tereddüde uluslararası platformda herhangi bir mahal görünmemektedir.

