Genelde Batı’da, hususen de Avrupa’da “pagan” karakterli düşünce, akım, ritüel ve pratiklerin gitgide yükseldiği bir tarihsel evredeyiz.
Avrupa örneği bilhassa anlamlı.
Avrupa’da uzun asırlara yayılan ve birçok siyasal, sosyal, kültürel ve ideolojik kırılmanın akabinde pekişen çok katı bir sekülerleşme olgusu var. Hristiyanlığı bir şekilde “kültür” potasında eritmiş, kiliseleri bomboş müzelere çevirmiş bir süreç bu.
Sekülerleşmenin bir boyutu pozitivist metodolojinin, rasyonel muhakemenin ve dünyevî etiğin mutlak iktidarını tesis etmek oldu, doğru. Fakat bir diğer çıktısı da – ki bundan pek bahsedilmez – verilen çok şiddetli muhtelif metafizik içerikli reaksiyonlar dizisidir ki, son dönemlerde müşahede ettiğimiz “neo-pagan” gedik bu minvaldeki izdüşümlerden biri sayılabilir.
Dahası, bu reaksiyonlardan bazılarının (neo-paganizm buna dâhildir) önemli ölçüde siyasallaştığı, yer yer birtakım baskın ideolojilere eklemlendiği, hatta onları içeriden dönüştürdüğü ve onlara istikâmet tâyin ettiği çok sarih bir veridir.
Peki, ama “neo-paganizm” nedir? Kuşandığı siyasal bilincin tezahürleri neler? Etrafı niçin “sisli”dir? Ve muhtelif bağlamlarda ihtivâ ettiği risklerin boyutu nasıl değerlendirilmelidir?
Neo-paganizmlerin mânâ dünyasına giriş
Neo-paganizmin kurucu-kökünde tek-tanrılı (ve dahi tek-tanrıcı) inanç sistemlerinin kesin reddi yatar. Din algısı çoğunlukla ya “panteist” (doğa-tanrıcı) ya da çok-tanrıcıdır. Fakat asla ahenkli bir bütün teşkil etmez. Çoğulcudur, çeşitlidir.
Bu anlamda literatürdeki geçmiş araştırmalara binâen üç büyük “neo-pagan” eğilimden bahsedilebilir.
Birincisi etnik arka-planlı, belli bir kültürel havza içine doğmuş ve orada dallanıp budaklanmış bir neo-paganizmdir.
Tek-tanrılı geleneğin ezdiği, silip süpürdüğü “kadim” ve “doğal” inanışlar bütününün ihyâsı iddiasındadır. Karakteri bölgesel ve ulusal da olabilir, sadece “yerel” de. Bu yönüyle, bir “evrensellik” ifâde etmez ve/veya aramaz.
Buna mukabil, etnisiteler/kültürler-arası inanışlara demokratikçe bakar. Ana tutumu “her kavme kendi tanrıları” şeklinde özetlenebilir. Kendi inanışına, inanışının kavradığı coğrafyaya ve bu coğrafyadaki semboliğe dokunulmadıkça “barışseverdir” bile denebilir. Buna rağmen, elbette sert mizaçlıdır.
“Doğa-üstü”yle çok haşır neşirdir. Perilere, serbest dolaşan iyicil-kötücül ruhlara vb. dekora sımsıkı bağlıdır. Üstelik bu hususiyetini sığ bir derinlikle de olsa, “ulusal mitoloji”ye de “siyasal anlatısı”na da katabilmiştir.
İkincisi daha ziyâde “ekolojik” hassasiyetlerle bezeli bir doğa-tanrıcılığın eseridir. İlkinin aksine mutlak suretle “evrensel” bir açılımla donatılmıştır ve kendince kozmik bütünselliğe vurgu yapar. Ne var ki, ilkiyle aynı derecede militan ve adanmıştır.
Belirgin, kaskatı sınırlarla çizilmiş bir inanç sistemi yoktur, çok eklektiktir. Sağdan soldan aldığı öğeleri bir potada harmanlar ve nihaî konstrüksiyonunu böylece sunar. “New Age” çerçevesine ve dahi kavramsallaştırmalarına epeyce âşinâdır.
İlkine göre “kasvet” tonu çok daha düşük telakki edilse de bu eğilimin bazı azınlık köşeleri “karanlıkça” yol, usûl ve gâyelerce (cadılık, ispritizma, maji-büyü vs.) tutulmuş vaziyettedir. Yine de altı çizilmelidir ki, “doğa-üstü” boyutu çok yaygın değerlendirilmez. Tüm canlılara uzanan ve onları eşitçe kuşatan “sevgi” idrâki-yaklaşımı fazlasıyla ağır basar.
Üçüncüsü ise “felsefî neo-paganizm” diye nitelendirebileceğimiz eğilimdir. Yüksek, bireysel ve estetik kaygılardan müteşekkildir.
Burada bir “Nietzsche’ci” esinti sezilebilir şüphesiz. Neredeyse “aristokratik” bir edânın dışavurumundan söz edilebilir. Bir kişisel “damak tadı” meselesidir aslında; son tahlilde bir çeşit “seyir zevki”nin tetiklediği şuurlu tercih.
Adanmışlığı kendi öznel ölçülerince göredir. Keza yaşanış tarzı, yoğunluğu ve içeriği de öyledir. Hâl böyle olunca, jenerik bir çıkarım yapmak da zorlaşıyor.
Neo-pagan siyâsânın inşâsı
Neo-paganizm, çağımızın bir ürünü ve dahi gerçeği. Ancak onun sisli de bir dehlizi aynı zamanda.
Evvelâ bir husus açıkça ortaya konulmalı: Her ne kadar yukarıda tarif etmeye çalıştığım üç eğilim teorik olarak birbirinden farklı özellikler taşısa da iş pratiğe geldiğinde arada net bir ayrım çizgisi çekmek bir o kadar imkânsızlaşıyor.
Başka bir deyişle, entelektüel kolaycılığı seçip ilk eğilimi “radikal-sağ”, ikincisini “sol, liberal-sol”, üçüncüsünü de “anarşizan” biçiminde mühürlemenin somuttaki karşılığı koca bir sıfırdır.
Avrupa’nın “neo-pagan” deneyimi çok girift ve çözümlenmesi güç bir deneyim. Teoride can bulan üç eğilimin pratikte iç içe geçmesi, birbirine karışması, hatta olmadık sentezler doğurması karşılaşılmadık vakalar değil – hem gruplar hem de bireyler düzeyinde.
Hindu kozmolojisinden Odin’ciliğe, Antik Yunan’dan Roma İmparatorluğu dönemi kültlerine, Kelt Druid’ciliğinden irili-ufaklı pek çok “proto-ulusal” kadim pagan dinine değin ilham pınarlarından içilen, kazınan, eşelenen, velhâsıl her daim “aranan” bir kayıp gelenek – belli ilkeler ve hedefler ışığında – yeniden diriltmeye çalışılıyor.
İster sağ isterse de sol yorumlu olsun, neo-pagan siyâsânın bir “genetiği” hâsıl. Bu “genetik” şablonda François (2012), modernitenin (en) güçlü yansıması olarak “Batı”nın reddi, yoğunluğu değişken de olsa belli bir “spiritüel” uyanışın desteklenmesi, toplum nezdinde özerk bir gruplaşma temayülü ve “tüketim” çılgınlığına dayalı kapitalist paradigmayla zıtlaşma gibi tepkisellikleri sıralıyor.
Genetik şablonun müşterek kütüğü bu iken, peşinden gelen yorumlamanın ideolojik veçhesine göre yukarıdaki eğilimlerden hangisinin (birbirini bazen dışlayarak, bazen de tamamlayarak) diğerine üstünlük kuracağı belli oluyor.
Doğrusu, durduğu fikir üssünden bağımsız olarak, neo-paganizmin her halükârda “devrimci” bir istenç tüttürdüğü sır değil. İnsanı, insanın üstünlüğünü merkeze alan din, inanç, kültür, siyaset ve toplumsal organizasyon nâmına ne varsa aşılması gerektiği kabul ediliyor. Fakat genel neo-paganizmin kendisine içkin bir “şiddet” mantığı olduğunu söylemek kâbil değil.
Oysa siyasal-siyasallaş(tırıl)mış neo-paganizmde bu var. Ve “sisli dehliz”in kısık gözlerle seçilmeye başlandığı “ân” da tam olarak burası.
Solda da sağda da neo-paganizmi bir “intikam” ve “savaşım” aracına tevil edenler, onu “geldiğini” düşündükleri (bazen “gelmesini istedikleri”) şiddete yoldaş kılanlar mevcut. İkisinde de yarı-eskatolojik bir kavrayışla geliştirilen propagandalar dikkati celp ediyor. Solda, “insan-merkezli paradigmanın çöküşü”, sağda “etnik (kadim) unsurların yabancı unsurlarla sistemli ikâmesi”, hareketlerin “başlangıç retoriği” belleniyor. İkisinde de mercekte “medeniyet” var.
Bu vesileyle soldakiler “üstün-kibirli insan” imgesine duydukları hınç üzerinden, sağdakiler ise “etnik geçmişin” algılanan saflığı ve üstünlüğü uğrunda şiddeti “sembol askısında” tutmaya meyilliler.
Askıda tutmayıp fiilleştirenlerin (sabotaj, vandallık, radikal bozgunculuk yahut itaatsizlik, silâhlı/silâhsız çatışmalar vb.) ise her iki cenahta da “bireysel” veya çok dar-otonom “hücreler” şeklinde örgütlendikleri biliniyor.
Bugün itibarıyla “ana-akım” nitelikli bir hareket gerçeği elbette yok. Ancak semiyotik açıdan kuvvetli-kapsamlı bir çekim sahası, bir nevî “muhit” oluşturulduğunun delilleri es geçilmemeli.
Bu anlamda, özellikle Avrupa’da (ve geniş anlamıyla Batı’da), siyasal neo-paganizm ne “marjinal” ne de “kitlesel”dir; her daim genişleyen sağ ve sol çehreleriyle bir ideolojik fabrikasyon ve bir ideoloji fabrikatörü olarak tanımı güç, müstesna bir pozisyondadır.
“Neo-pagan”: Hristiyan Batı’nın teslimiyeti, İslâm ve Yahudiliğin direnci
Avrupa (ve Batı), neo-paganizme ve onun siyasallaşmış sürümlerine tümüyle “teslim olmuştur” dersek, şüphesiz bu bir abartı olur.
Ancak Avrupa’da Hristiyânî birikimin artık “neo-pagan” karşısında cüsseli bir barikat olmadığı-olamayacağı çok net. Tedricen olgunlaşan bir kapitülasyon (uzun süredir) yürüyor ve gidişâtın değişmesi pek zor.
İslâm’ın egemen olduğu medeniyet havzasında durum biraz daha farklı. Her ne kadar buralarda da son on yıllarda “neo-pagan” sızmalar saptanabilirse de İslâm’ın – tüm mânâ, esas ve ibâdetleriyle – açığa vurduğu “Tevhid” prensibi hâlâ çok diri. Müslümanların “şirk”le ilişkilendirilebilecek kimi (yerel) âdet, yönelim ve uygulamalarının ötesinde, kabul edilmiş ve edilmeyi sürdüren aslî “Din”in kendisi canlı. İslâm, öyle ya da böyle hâlâ yaşanan, yaşatılan ve en önemlisi tüm enerjisiyle yaşayan bir din.
Kendi açısından Yahudilik de öyle. Üstelik Yahudilik’teki “din-ulus” bütünleşmesi “neo-pagan”ın etkilerini düşük yoğunlukta hissetmesini sağlıyor.
Ne var ki artan “sekülerleşme” yalnızca Avrupa yahut Batı’ya özgü bir “momentum” değil – küresel etkili bir “Zaman’ın Ruhu”. Ve bu anlamda reaksiyonları da – en başta arz ettiğim üzere – farklılaşabiliyor.
Dolayısıyla demokratik nizâmın olduğu tüm havzalarda gerek sağ gerekse sol ideolojilerin (ve dahi siyâset pratiklerinin) yollarının istemli-istemsiz bir yerde ve bir zamanda “neo-pagan”la kesişmesi çok muhtemel.
Bu “sisli dehliz”, çağın çocuğu. Çağı aşıp aşmayacağı konusu ise bir kültürel ve siyasal dayanıklılık imtihanı.
*Yazarın notu: Bu makale, Avrupa siyasal neo-paganizmine bir “girizgâh” mâhiyetindedir. İleriki makalelerde söz konusu akımın başlıca figürleri, oluşumları ve organizasyon metodolojisi vb. başlıkları incelemeyi umuyorum.
BİBLİYOGRAFYA ESKİZİ
Aitamurto, K., & Simpson, S. (Eds.). (2013). Modern Pagan and Native Faith Movements in Central and Eastern Europe. London: Routledge.
De la Torre, R., Gutiérrez Zúñiga, C., & Dansac, Y. (2021). The cultural effects of neo-paganism’s ritual creativity. Ciencias Sociales y Religión, 23(00), e021007.
• François, S. (2012). Le néo-paganisme : une vision du monde en pleine essor. Valence d’Albigeois : Éditions de La Hutte.
• Gardell, M. (2003). Gods of the Blood: The Pagan Revival and White Separatism. Durham & London: Duke University Press.
• Harvey, G. (2011). Contemporary Paganism: Religions of the Earth from Druids and Witches to Heathens and Ecofeminists. New York: NYU Press.
• Rountree, K. (Ed.). (2015). Contemporary Pagan and Native Faith Movements in Europe: Colonialist and Nationalist Impulses. New York & London: Berghahn Books.
• Strmiska, M. F. (2018). Pagan politics in the 21st century: ‘Peace and love’ or ‘Blood and soil’? Pomegranate, 20(1), 5-44.