Barış ve Adalet Arasında: Çatışma Sonrası Toplumlar için Geçiş Dönemi Adaleti

1. Giriş: Geçiş Dönemi Adaleti Kavramı ve Silahlı Çatışmaların Çözümünde Rolü

Geçiş dönemi adaleti (transitional justice), tarihsel olarak, otoriter rejimlerden demokratik yönetime geçiş veya uzun süreli çatışmaların sonlandırılması süreçlerinde, toplumların adalet, barış ve toplumsal uzlaşıyı sağlamak amacıyla kullandıkları bir dizi politik ve hukuki araçtan oluşur (Teitel 2002). Kavram, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmış ve Nazi rejiminin sona erdirilmesinin ardından faillerin yargılanması ile gündeme gelmiştir. Ancak geçiş dönemi adaletinin sistematik ve kavramsal bir çerçeveye oturması, 20. yüzyılın sonlarına, yani Soğuk Savaş sonrası dönemde gerçekleşmiştir. Bu dönemde Latin Amerika, Afrika ve Doğu Avrupa’da otoriter rejimlerin çöküşüyle birlikte, geçiş dönemi adaleti, rejim değişimlerinde hesap verebilirlik ve hakikatin ortaya çıkarılması arayışlarının bir parçası olarak şekillenmiştir.

Geçiş dönemi adaletinin temel amacı, toplumların geçmişte yaşanmış ağır insan hakları ihlallerinden dolayı adalet talebini karşılarken, barış ve toplumsal bütünleşmeyi de sağlayacak bir denge kurmaktır. Adaletin sağlanması, mağdurların haklarının tanınması ve faillerin hesap vermesi yoluyla güvenin yeniden inşa edilmesi, geçiş dönemi adaletinin temel hedeflerindendir. Bu süreçlerde kullanılan araçlar, yalnızca yargılamalarla sınırlı kalmayıp, hakikat komisyonları, tazminat programları, hafıza mekanizmaları ve toplumsal reformlar gibi farklı boyutları içerir.

Geçiş dönemi adaleti, temel olarak dört ana bileşenden oluşur (De Greiff 2020):

  1. Hakikat Komisyonları: Geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerini araştırmak, belgelemek ve toplumun bu ihlallerle yüzleşmesini sağlamak için kurulan komisyonlardır. Güney Afrika’daki apartheid sonrası Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu, bu bileşenin en bilinen örneğidir.
  2. Yargılama ve Hesap Verme Mekanizmaları: Geçiş dönemi adaleti, adalet talebini karşılamak için faillerin yargılanması ve hesap vermesini hedefler. Bu sayede, bireylerin adalete erişim hakkı sağlanır ve hukukun üstünlüğü yeniden tesis edilir.
  3. Tazminatlar ve Onarıcı Adalet: İnsan hakları ihlallerine maruz kalanlara yönelik maddi ve manevi tazminatlar, mağdurların yaşadıkları travmaların telafi edilmesine katkı sağlar. Onarıcı adalet mekanizmaları, mağdurlara yönelik psikolojik ve sosyal destek süreçlerini de içerir.
  4. Yapısal Reformlar: Devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması, güvenlik güçlerinin reforme edilmesi gibi yapısal reformlar, geçiş dönemi adaletinin toplumda kalıcı bir barış ve güven tesis etmesini sağlar.

Geleneksel olarak geçiş dönemi adaleti, insan hakları ihlalleri ve rejim değişikliği bağlamında ortaya çıkmış bir adalet türü olarak değerlendirilse de, bu kavram giderek daha geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur. Günümüzde, geçiş dönemi adaleti ilkelerinin silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve terör sorunlarının çözülmesi gibi alanlarda uygulanabileceği düşüncesi yaygınlaşmaktadır. Bu bağlamda geçiş dönemi adaleti, yalnızca rejim değişiklikleri sırasında değil, uzun süreli çatışmaların sonlandırılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması sürecinde de başvurulabilecek bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır.

Silahlı çatışmaların çözümünde geçiş dönemi adaletinin rolü, silah bırakma sürecinde güven ortamının oluşturulmasına, toplumsal kabullenmenin sağlanmasına ve çatışmadan etkilenen toplum kesimlerinin adalet taleplerinin karşılanmasına odaklanır (Campbell and Connolly 2012) Özellikle terörle mücadelede geçiş dönemi adaletinin uygulanması, yalnızca hukuki bir hesaplaşma sağlamayı değil, aynı zamanda toplumda kalıcı bir barışın tesis edilmesini de hedefler. Bu bağlamda geçiş dönemi adaleti, silahlı örgütlerin silah bırakmasını teşvik eden, toplumsal barışı inşa eden ve mağdurların hak taleplerini karşılayan çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilebilir.

2. Barış ve Adalet Arasındaki Denge: Silah Bırakma Sürecinde Geçiş Dönemi Adaletinin İkna Gücü

Geçiş dönemi adaletinin çatışma sonrası süreçlerde oynadığı en kritik rollerden biri, barış ve adalet arasındaki dengeyi kurmaktır. Barışın sağlanması, silahlı örgütlerin silah bırakmaya ve çatışmayı sonlandırmaya ikna edilmesini, böylece çatışma ortamının sona erdirilmesini gerektirir. Ancak bu barış süreci, toplumun adalet talepleriyle dengelenmediğinde, çatışmanın ardında bıraktığı yaralar kapanmamış olur ve gelecekte yeniden çatışma riskini doğurabilir. Bu bağlamda geçiş dönemi adaleti, bir yandan barışı sağlamaya çalışırken, diğer yandan adalet arayışını göz ardı etmeyen bir denge kurmaya çalışır (Kerr and Mobekk 2007).

Geçiş dönemi adaletinin bu dengede üstlendiği temel rollerden biri, çatışmanın taraflarını ve mağdurlarını sürece ikna ederek, silah bırakmanın kalıcı bir barışa katkı sağlayacağını göstermektir. Silah bırakma sürecinde geçiş dönemi adaletinin barış ve adalet arasında sağladığı denge, çatışma sonrası dönemde kalıcı bir güven ve istikrar ortamı yaratmak için kritik bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu dengeyi sağlamak için adaletin nasıl sağlanacağı, barışın nasıl temin edileceği ve mağdurların hak taleplerinin nasıl karşılanacağı gibi konuların kapsamlı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

Adaletin Sağlanması: Geçiş Dönemi Adaletinin Adalet Taleplerini Karşılaması

Geçiş dönemi adaletinin çatışma sonrası süreçlerde adaleti sağlama yollarından biri, faillerin hesap vermesi, mağdurların haklarının tanınması ve toplumun hakikatle yüzleşmesidir. Silahlı çatışmaların sona erdirilmesi sürecinde, mağdurların adalet taleplerinin göz ardı edilmesi toplumsal barışın kalıcı olmasını engelleyebilir. Bu nedenle geçiş dönemi adaletinin temel ilkelerinden biri, toplumun adalete ulaşımını sağlayarak toplumsal güveni yeniden tesis etmektir.

Adaletin sağlanması sürecinde mağdurların yaralarının sarılması ve faillerin hesap vermesi önemlidir. Ancak bu hesap verme süreci, toplumsal barışa zarar vermemek adına belirli şartlar ve ölçütlerle yürütülür. Örneğin, bazı suçlara yönelik pişmanlık ifadeleri, toplumun uzlaşma sürecine katkıda bulunur ve failin bazı hafifletici koşullarla topluma geri kazandırılmasını sağlar. Bu, adalet ve barış arasındaki dengeyi korumak adına geçiş dönemi adaletinin sunduğu esnek bir yaklaşımdır (Baker and Obradovic-Wochnik 2016).

Barışın Sağlanması: Silahlı Örgütlerin İkna Edilmesi ve Toplumun Katılımının Önemi

Silahlı örgütlerin silah bırakmalarını sağlamak, geçiş dönemi adaletinde barışı temin etmek adına kritik bir adımdır. Bu süreçte geçiş dönemi adaleti, çatışmaya dahil olan tarafları, barışa katkı sağlayacak bir çözüm sürecine ikna etmeyi amaçlar. Ancak barışın sağlanabilmesi için yalnızca silahlı örgütlerin ikna edilmesi yeterli değildir; toplumun geniş kesimlerinin bu süreci kabul etmesi ve desteklemesi gereklidir. Bu nedenle geçiş dönemi adaleti, sadece çatışmanın tarafları arasında değil, aynı zamanda toplumun tamamında bir uzlaşma ve kabullenme ortamı yaratmaya odaklanır.

Toplumun sürece dahil edilmesi, geçiş dönemi adaletinin kilit bileşenlerinden biridir. Örneğin, mağdurların geçmişte yaşadıkları acıların tanınması, zararlarının telafi edilmesi ve adaletin sağlanması gibi unsurlar, toplumun barış sürecine duyduğu güveni artırır. Aynı zamanda, silahlı örgüt üyelerinin topluma yeniden kazandırılmasını hedefleyen süreçler, toplumun sürece olumlu bakmasını sağlar. Bu noktada, adaletin sağlanması ile barışın tesisi arasındaki dengeyi kurmak adına hakikat komisyonları, pişmanlık yasaları ve onarıcı adalet mekanizmaları devreye girer.

Hakikat ve İtiraf: Barışa Giden Yolda Geçmişle Yüzleşme

Geçiş dönemi adaletinin silahlı çatışma sonrası süreçlerde barış ve adalet arasında denge kurmasında en etkili araçlardan biri hakikat komisyonlarıdır. Hakikat komisyonları, geçmişte yaşanan hak ihlallerini araştırarak toplumun bu olaylarla yüzleşmesini sağlar. Bu komisyonlar, özellikle silahlı çatışmalar sırasında yaşanan kayıpların, ihlallerin ve acıların toplumsal bir kabul sürecine dahil edilmesi için kritik öneme sahiptir. Hakikat komisyonları, toplumun geçmişte yaşanan olayları anlamasını, olayların faillerini ve nedenlerini görmesini sağlarken, aynı zamanda gelecekte bu tür çatışmaların tekrarlanmaması için toplumsal bir ders niteliği taşır.

Hakikat komisyonlarının bir diğer işlevi ise, faillerin yaptıkları eylemleri itiraf ederek, toplum nezdinde bir sorumluluk almalarını sağlamaktır. Bu, toplumun adalet beklentisi ile barış sürecine olan güveni arasındaki dengeyi kurmada etkili bir araçtır. İtiraf süreci, toplumda hesap verebilirliğin yeniden inşa edilmesine katkı sağlarken, faillerin itirafları karşılığında affedilmesi veya hafifletici koşulların sağlanması, barış sürecinin sürdürülebilir olmasını destekler.

Af ve İndirim Mekanizmaları: Silah Bırakma ve Barış Sürecini Destekleyen Bir Araç

Silahlı çatışmaların sonlandırılmasında, bazı suçlar için af veya ceza indirimi gibi mekanizmaların devreye girmesi, barışın tesis edilmesi için kilit bir unsurdur. Bu tür mekanizmalar, geçiş dönemi adaletinde barış ve adalet arasındaki dengeyi kurmak adına kullanılır. Faillerin, özellikle örgüt üyelerinin itirafları karşılığında belirli suçlar için ceza indirimi veya af kapsamına alınmaları, silah bırakma sürecini hızlandırabilir. Ancak bu süreçte, toplumun adalet beklentilerinin tamamen göz ardı edilmemesi ve bu afların mağdurların taleplerine duyarlı bir biçimde düzenlenmesi önemlidir.

Af ve indirim mekanizmaları, örgüt üyelerinin ve çatışmaya taraf olan unsurların silah bırakmasını teşvik edici bir unsur olarak da değerlendirilir. Bu mekanizmalar, faillerin topluma yeniden entegre olmasını sağlarken, mağdurların zararlarının giderilmesi ve onarıcı adalet uygulamalarıyla desteklenir. Böylelikle geçiş dönemi adaleti, bir yandan çatışmaya taraf olan unsurların barış sürecine katılımını sağlarken, diğer yandan mağdurların adalet taleplerini göz ardı etmeden kalıcı bir barışa katkı sunar.

3. İki Başarılı Örnek: FARC ve IRA

Geçiş dönemi adaletinin silahlı çatışma ve terör sorunlarının çözümünde kullanılabileceğine dair en başarılı örneklerden bazıları Kolombiya ve Kuzey İrlanda’daki barış süreçleridir. Kolombiya’da FARC ile hükümet arasındaki barış anlaşması ve Kuzey İrlanda’da IRA ile yürütülen barış süreci, geçiş dönemi adaletinin nasıl barış ve adalet arasında bir denge kurmaya yardımcı olduğunu ve silahlı örgütlerin silah bırakmasını sağlamak için hangi mekanizmaların kullanılabileceğini göstermektedir. Bu örneklerde, geçiş dönemi adaleti araçları hem silah bırakma sürecinin yürütülmesinde hem de toplumsal kabullenmenin sağlanmasında kritik rol oynamıştır.

Kolombiya: FARC ve Geçiş Dönemi Adaleti Süreci

Kolombiya’da FARC ile barış süreci, geçiş dönemi adaletinin silahlı örgütlerin topluma yeniden kazandırılması ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla kullanıldığı en kapsamlı örneklerden biridir (Weiner 2016). 1964 yılında kurulmuş olan FARC, on yıllar boyunca Kolombiya’da hükümete karşı yürüttüğü silahlı mücadeleyle binlerce kişinin hayatını kaybetmesine ve ülkenin geniş kesimlerinde travmatik olayların yaşanmasına neden olmuştur. Barış sürecine zemin hazırlayan ilk ciddi adımlar 2012’de atılmış, nihayet 2016 yılında Kolombiya hükümeti ve FARC arasında bir barış anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma, geçiş dönemi adaletinin temel ilkelerini içererek, adalet ve barış arasında bir denge kurmayı hedeflemiştir.

Hakikat Komisyonu ve Adalet Süreci
Barış sürecinde oluşturulan “Hakikat Komisyonu” ve “Özel Yargı Sistemi”, geçiş dönemi adaletinin Kolombiya’da nasıl uygulandığının en somut örnekleridir. Hakikat Komisyonu, çatışma boyunca yaşanan insan hakları ihlallerini araştırmak, belgeler oluşturmak ve mağdurları dinlemek amacıyla kurulmuştur. Komisyon, çatışma boyunca yaşanan olayların gerçek boyutunu açığa çıkararak, mağdurların yaşadığı acıları tanımış ve toplumun bu travmalarla yüzleşmesine olanak sağlamıştır.

Özel Yargı Sistemi ise, FARC üyelerinin işledikleri suçlardan dolayı hesap vermelerini sağlamak için kurulmuş bir mekanizmadır. Bu sistem, itiraf eden FARC üyelerine bazı ceza indirimleri tanımakla birlikte, ciddi suçlara karışmış olanların yargılanmasını öngörmektedir. Bu süreçte FARC üyelerinin, işledikleri suçları itiraf etmeleri karşılığında daha hafif cezalar almaları, mağdurların adalet beklentileriyle barışın sağlanması arasında bir denge kurulmasını sağlamıştır. Özellikle ciddi insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına karışan FARC üyelerinin topluma karşı sorumluluk almaları, Kolombiya toplumunun barış sürecine olan güvenini artırmıştır.
FARC ile yapılan anlaşma, geçiş dönemi adaletinin bir diğer önemli unsuru olan tazminat ve onarıcı adalet süreçlerini de içermektedir. Barış sürecinin başarılı olabilmesi için, FARC ile yaşanan çatışmalardan zarar gören mağdurların acılarının tanınması ve bu mağdurların zararlarının telafi edilmesi gerektiği düşünülmüştür. Bu kapsamda, Kolombiya hükümeti mağdurlara maddi tazminatlar sağlamak, psikososyal destek hizmetleri sunmak ve mağdurların yaşadıkları bölgelere özel kalkınma projeleri sağlamak gibi çeşitli önlemler almıştır. Bu süreç, mağdurların süreci desteklemelerini sağlamış ve toplumsal barışın daha kalıcı hale gelmesine katkıda bulunmuştur.

FARC üyelerinin silah bırakıp topluma yeniden kazandırılmasını teşvik etmek için hükümet, çeşitli sosyal ve ekonomik entegrasyon programları başlatmıştır. Bu programlar, eski FARC üyelerinin sivil hayata geçişini desteklemek amacıyla iş ve eğitim fırsatları sunmuş, onları topluma yeniden kazandırmak için çeşitli rehabilitasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu yeniden entegrasyon süreci, toplumun silahlı çatışmanın sona erdiğine dair güven duymasını sağlamış, eski savaşçıların barışçıl bir şekilde toplum içinde var olmalarını mümkün kılmıştır.

Kuzey İrlanda: IRA ve Barış Süreci
Kuzey İrlanda’daki barış süreci, geçiş dönemi adaletinin silahlı çatışma sonrası barış inşa sürecinde nasıl bir rol oynayabileceğinin bir diğer önemli örneğidir. IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu), Kuzey İrlanda’nın İngiltere’den bağımsızlığını savunan ve bu uğurda silahlı eylemler gerçekleştiren bir örgüttü. Çatışmalar, Katolik ve Protestan topluluklar arasında derin ayrılıklar yaratmış ve Kuzey İrlanda toplumunda yıllar süren şiddetli çatışmalara yol açmıştı. 1998 yılında imzalanan Hayırlı Cuma Anlaşması (Good Friday Agreement), geçiş dönemi adaletinin çatışmanın sona erdirilmesinde nasıl bir çözüm sunduğuna dair etkili bir örnek sunmaktadır (Aiken 2010).
Hayır Cuma Anlaşması çerçevesinde, IRA ve İngiltere hükümeti, çatışmalar sırasında yaşanan olaylara dair hakikat arayışını teşvik etmiş ve toplumsal barışın tesisi için bazı mekanizmalar geliştirmiştir. Ancak Kuzey İrlanda’da Güney Afrika’daki gibi bir hakikat komisyonu kurulmamasına rağmen, toplumdaki travmaların tanınması, kurbanların yaşadıkları acılara dair farkındalığın artırılması ve IRA’nın bazı suçları kabul etmesi gibi adımlar, uzlaşma sürecine katkı sağlamıştır. Hayır Cuma Anlaşması ile IRA’nın şiddeti sona erdirmesi ve silahlı mücadelesini bırakması kabul edilmiştir. Geçmişte IRA üyelerinin gerçekleştirdiği bazı eylemler için ise toplumsal barışı koruma adına kapsamlı af mekanizmaları devreye sokulmuş ve IRA üyeleri toplumsal hayatın bir parçası haline getirilmiştir. Bu af ve toplumsal kabullenme süreci, toplumda travmaların kısmen de olsa onarılmasına ve barış sürecine duyulan güvenin artmasına katkıda bulunmuştur.
Hayır Cuma Anlaşması çerçevesinde, çatışmalardan zarar gören mağdurlara yönelik onarıcı adalet uygulamaları da benimsenmiştir. Mağdurların psikolojik destek alabilmesi, zararlarının telafi edilmesi ve onların topluma yeniden entegrasyonunun sağlanması amacıyla çeşitli projeler hayata geçirilmiştir. Bu uygulamalar, toplumun travmalarla başa çıkmasını sağlarken, mağdurların barış sürecine dahil olmalarını teşvik etmiştir. Kuzey İrlanda barış sürecinde af mekanizmaları, IRA üyelerinin silah bırakmasını ve sürece dahil olmalarını sağlamak için kritik bir rol oynamıştır. Barışın sağlanabilmesi için IRA’ya bazı hukuki tavizler verilmiş; suçlarını itiraf eden veya pişmanlık gösteren IRA mensupları için af veya ceza indirimi gibi yasal mekanizmalar devreye sokulmuştur. Bu sayede IRA üyelerinin topluma yeniden katılımı kolaylaştırılmış, toplumsal barışın temelleri atılmıştır.
IRA ile yürütülen barış süreci, toplumsal güvenin yeniden tesis edilmesi adına yapılan yapısal değişiklikleri de içermektedir. Güvenlik güçlerinde yapılan reformlar, Katolik toplumuna yönelik baskıcı uygulamaların kaldırılması ve toplumun tüm kesimlerinin güvenlik kurumlarına güven duyabilmesini sağlayacak düzenlemeler, geçiş dönemi adaletinin Kuzey İrlanda’da kalıcı bir barışa katkıda bulunmasını sağlamıştır.

4.Geçiş Dönemi Adaletinde Toplumun Katılımı ve İknasının Önemi

Geçiş dönemi adaletinin çatışma sonrası toplumlarda kalıcı bir barış ve güven ortamı yaratabilmesi için toplumun geniş kesimlerinin sürece dahil edilmesi ve barış sürecine ikna edilmesi büyük önem taşır. Toplumun geçiş dönemi adaletine duyduğu güvenin sağlanması, yalnızca hukuki düzenlemeler ve siyasi mutabakatlarla değil; aynı zamanda sosyal psikolojik yaklaşımlar, büyük grup psikolojisi çalışmaları ve kimlik çalışmalarına dayalı kapsamlı bir toplumsal stratejiyle mümkün olabilir. Özellikle kimlik merkezli çatışmalarda, geçiş dönemi adaletinin toplum tarafından kabul görmesi ve bireylerin bu sürece güven duyması, büyük grup psikolojisinin dinamiklerini anlamayı ve kimlik çalışmalarına dayalı araçlar geliştirmeyi gerektirir.

Sosyal Psikolojik Yaklaşım ve Büyük Grup Psikolojisinin Önemi

Geçiş dönemi adaletinin topluma kabul ettirilmesi, yalnızca bireysel psikolojik dinamiklerle açıklanamaz. Büyük grup psikolojisi, toplumsal travmalar, grup kimliği ve kolektif hafıza gibi unsurlar üzerine yoğunlaşarak, çatışmanın tarafı olmuş geniş grupların psikolojik olarak nasıl etkilendiklerini anlamamızı sağlar. Kimlik merkezli çatışmalarda, bireyler yalnızca kendileri için değil, ait oldukları grup adına da hak arayışı içinde olurlar. Bu durumda, geçiş dönemi adaleti sürecinde bireylerin değil, tüm bir topluluğun veya grup kimliğinin travmalarının tanınması, bu kimliğe yönelik algıların iyileştirilmesi gibi gereklilikler öne çıkar.

Büyük grup psikolojisi çalışmaları, mağdurların ve çatışmaya taraf olan grupların “ötekini” nasıl algıladığını ve barış sürecine nasıl tepki verdiklerini anlamak açısından geçiş dönemi adaleti için önemli bir çerçeve sunar. Bu çalışmalar, gruplar arası güvensizlik, travmatik kimlik tanımlamaları ve grup kimliğine yönelik tehdit algıları gibi faktörlerin nasıl yönetilebileceğine dair pratik bilgiler sunar. Geçiş dönemi adaletinin başarısı, yalnızca adaleti sağlamakla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda geçmişte yaşanan travmatik olayların yarattığı kolektif yaraların sarılmasına, bu çatışmanın toplumdaki psikolojik etkilerinin giderilmesine de dayanır. Büyük grup psikolojisi kapsamında, “biz ve onlar” ayrımını azaltmak ve topluluklar arasında barışçıl bir bağ kurmak için grup kimliklerinin sağlıklı bir şekilde ifade edilmesine ve ortak bir geleceğe dair olumlu bir algı oluşturulmasına ihtiyaç vardır (V. D. Volkan 2001).

Kimlik merkezli çatışmaların çözümünde geçiş dönemi adaletinin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için kimlik çalışmalarının geçiş dönemi adaletinin merkezine yerleştirilmesi gereklidir (Aiken 2008). Örneğin, IRA ve FARC süreçleri veya Türkiye’deki Kürt sorununda olduğu gibi, toplumsal çatışmaların önemli bir kısmı, bireylerin veya grupların kimlikleri ve bu kimliklerin devlet veya diğer gruplar tarafından tanınma biçimi etrafında şekillenir. Bu tür çatışmalarda, geçiş dönemi adaletinin sadece bireysel mağduriyetleri değil; kolektif kimliğe yönelik talepleri de göz önünde bulundurması gerekir.

Kimlik çalışmaları, kimliklerin çatışma süreçlerinde nasıl biçimlendiğini, tehdit algıları üzerinden nasıl güçlendiğini ve geçmiş travmaların bu kimlikleri nasıl etkilediğini anlamamıza yardımcı olur (V. Volkan 2014). Geçiş dönemi adaletinde kimlik merkezli çatışmalara yönelik yaklaşımlar, grup kimliklerinin olumlu şekilde ifade edilmesini, travmatik anıların işlenerek onarılmasını ve grupların adil bir gelecek için uzlaşabilecekleri ortak bir zemin oluşturmalarını sağlar. Bu süreçte, kimliklerin tanınması, grupların taleplerinin saygıyla karşılanması ve bu taleplerin uzlaşma sürecine entegre edilmesi, toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi için gereklidir.

Kimlik çalışmalarına dayalı bir geçiş dönemi adaleti süreci, topluma sadece mağdurlar ve failler olarak değil, geçmişten gelen kimlik yaralarıyla yaşayan insanlar topluluğu olarak bakar. Bu yaklaşım, özellikle azınlık grupların veya kimlikleri nedeniyle ötekileştirilmiş bireylerin, geçmişle hesaplaşmalarını ve adalet sürecinde kendilerini tanımlamalarını destekler. Kimlik çalışmaları, böylece, geçiş dönemi adaletinin sadece hukuki bir süreç olmaktan çıkıp, toplumun psikolojik ihtiyaçlarına yanıt veren bir barış ve bütünleşme süreci olmasına katkıda bulunur.

Kolektif Hafıza, Mağduriyet ve Toplumsal Barış

Kolektif hafıza çalışmaları, geçiş dönemi adaletinin topluma kabul ettirilmesi ve barış sürecine dair güven oluşturulmasında büyük önem taşır. Çatışma sonrası toplumlarda kolektif hafıza, geçmiş olayların nasıl hatırlandığını, mağduriyetin nasıl tanımlandığını ve toplumun kendine dair nasıl bir anlatı geliştirdiğini belirler. Bu hafıza, toplumun kendisini ve diğer grupları algılama biçimini etkilediğinden, geçiş dönemi adaletinde geçmişin hangi yönlerinin vurgulanacağı ve nasıl hatırlanacağı önemlidir (Brants and Klep 2013).

Toplumun geçmiş travmalarla başa çıkabilmesi ve barış sürecine olan güvenini sürdürebilmesi için geçiş dönemi adaletinin, mağduriyetlerin tanınması ve geçmişte yaşanan olayların toplumun kolektif hafızasına kazandırılması sürecine katkıda bulunması gerekir. Hakikat komisyonları, anma etkinlikleri ve mağduriyetleri onurlandırma gibi uygulamalar, kolektif hafızanın yapılandırılmasına katkı sağlar. Bu hafızanın adil bir şekilde inşa edilmesi, toplumda adaletin sağlandığına dair bir bilinç geliştirir ve geçmiş travmaların toplumda kalıcı hale gelmesini engelleyerek barışın sürdürülebilirliğine katkıda bulunur.

Toplumun geçiş dönemi adaleti sürecine güven duymasını sağlamak, yalnızca çatışmanın taraflarının yasal olarak hesap vermesiyle değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde psikolojik bir güven ortamı yaratmakla da mümkündür. Sosyal psikoloji, geçiş dönemi adaletine duyulan toplumsal güvenin oluşumunda önyargılarla başa çıkma, karşı grubu “insanileştirme” ve toplumsal travmaların işlenmesi gibi süreçleri yönetmeye yardımcı olur.

Örneğin, kimlik merkezli çatışmalarda taraflar arasındaki “biz ve onlar” algısı, geçiş dönemi adaletinde tarafların birbirini anlamasını ve barışa ikna olmalarını zorlaştırabilir. Bu algıyı yumuşatmak için topluma yönelik rehabilitasyon, diyaloğu teşvik eden platformlar ve karşılıklı güven inşa eden projeler hayata geçirilmelidir. Özellikle medya, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının toplumda önyargıları azaltıcı etkinlikler düzenlemesi, empatiyi teşvik eden içerikler sunması gibi adımlar, bu sürecin başarısını artırabilir.

Toplumdaki bireylerin sürece ikna edilmesinde, önyargılarla başa çıkma, empati geliştirme ve çatışmanın diğer tarafını “öteki” olarak görmekten uzaklaşmayı sağlama gibi sosyal psikolojik araçlar, toplumsal güvenin sağlanmasına katkı sunar. Bu bağlamda geçiş dönemi adaletinin, yalnızca hukuki değil aynı zamanda psikolojik bir süreç olarak ele alınması, toplumun süreci benimsemesi ve barışa destek vermesi açısından hayati önem taşır.

5.Sonuç: Kalıcı Çözüm İçin Geçiş Dönemi Adaletinin Gerekliliği

Geçiş dönemi adaleti, çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barışın sağlanmasında yalnızca hukuki değil, toplumsal ve psikolojik bir sürecin parçasıdır. Uzun süreli çatışmaların ve kimlik merkezli sorunların çözümünde, geçmiş ihlallerle yüzleşme, mağdurların zararlarının telafi edilmesi, toplumun sürece dahil edilmesi ve kimlik taleplerinin tanınması, barışın sürdürülebilirliği açısından elzemdir. Bu süreçte geçiş dönemi adaleti, bireylerin, grupların ve tüm toplumun geçmişin yaralarını sarması ve geleceğe güvenle bakması için gerekli çerçeveyi sunar.

Ancak, geçiş dönemi adaletinin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için, bilimsel bir perspektife ve uzun vadeli bir yaklaşıma dayalı olarak yürütülmesi gerekir. Sosyal psikolojik yaklaşımlar, büyük grup psikolojisi çalışmaları ve kimlik araştırmaları, çatışmadan etkilenen toplumların güven ortamını yeniden inşa etmek için vazgeçilmezdir. Toplumun kolektif hafızasını gözetmek ve topluluklar arası güveni artırmak, yalnızca bireysel adalet taleplerini değil, grupların kimlik temelli adalet arayışlarını da dikkate alan kapsayıcı bir çözüm sağlar. Özellikle kimlik merkezli çatışmalarda, mağdurların sesinin duyulması ve toplumun geniş kesimlerinin sürece katılması, toplumsal barışın temel taşıdır.

Buna karşın, geçiş dönemi adaletinin işleyişini tehdit eden en büyük engellerden biri, siyasi elitlerin kısa vadeli çıkar ve iktidar çatışmalarıdır. Siyasi elitler arasında yaşanan iktidar mücadelesi, adalet süreçlerinin politik çıkarlarla manipüle edilmesi sonucunu doğurabilir ve toplumdaki güvenin zedelenmesine yol açabilir. İktidar çatışmaları nedeniyle, sürecin belirli siyasi avantajlar sağlamak amacıyla kullanılması, toplumda güven kırıcı sonuçlar doğurabilir ve çözüm sürecinin kalıcılığını tehlikeye atabilir (Franzki and Olarte 2013). Bu tür bir yaklaşım, yalnızca geçici bir barış ortamı yaratmakla kalmaz, aynı zamanda toplumun adalet arayışını karşılamadığı için derin yaralar açabilir. İktidar mücadelesi içinde yürütülen geçiş dönemi adaleti süreçleri, tarafların güvenini zayıflatarak ve adalet taleplerini gölgede bırakarak çatışmanın yeniden canlanmasına bile neden olabilir.

Dolayısıyla, geçiş dönemi adaletinin başarılı olabilmesi için, sürecin siyasi hesaplardan bağımsız, uzun vadeli bir toplumsal fayda gözeterek yürütülmesi şarttır. Çatışma sonrası toplumlarda geçmişle yüzleşme, mağdurların zararlarının giderilmesi ve toplumun taleplerine duyarlı bir yaklaşım geliştirmek, yalnızca geçici bir rahatlama sağlamakla kalmaz; aynı zamanda gelecekte benzer çatışmaların yaşanmasını önleyen bir toplumsal bağışıklık sistemi işlevi görür. Geçiş dönemi adaletinin güven verici bir şekilde ve bilimsel temellere dayanarak yönetilmesi, toplumun geniş kesimlerinin sürece olan bağlılığını artırarak kalıcı barışın tesis edilmesine katkı sağlar.

Kaynakça

Aiken, Nevin T. 2008. ‘Post-Conflict Peacebuilding and the Politics of Identity: Insights for Restoration and Reconciliation in Transitional Justice’. Peace Research: 9–38.

Aiken, Nevin T. 2010. ‘Learning to Live Together: Transitional Justice and Intergroup Reconciliation in Northern Ireland’. International Journal of Transitional Justice 4(2): 166–88.

Baker, Catherine, and Jelena Obradovic-Wochnik. 2016. ‘Mapping the Nexus of Transitional Justice and Peacebuilding’. Journal of Intervention and Statebuilding 10(3): 281–301. doi:10.1080/17502977.2016.1199483.

Brants, Chrisje, and Katrien Klep. 2013. ‘Transitional Justice: History-Telling, Collective Memory and the Victim-Witness’. International Journal of Conflict and Violence (IJCV) 7(1): 36–49.

Campbell, Colm, and Ita Connolly. 2012. ‘The Sharp End: Armed Opposition Movements, Transitional Truth Processes and the Rechtsstaat’. International Journal of Transitional Justice 6(1): 11–39.

De Greiff, Pablo. 2020. ‘1. Theorizing Transitional Justice’. In Transitional Justice, eds. Melissa S. Williams and Jon Elster. New York University Press, 31–77. doi:10.18574/nyu/9780814794661.003.0002.

Franzki, Hannah, and Maria Carolina Olarte. 2013. ‘Understanding the Political Economy of Transitional Justice: A Critical Theory Perspective’. In Transitional Justice Theories, Routledge, 201–21.

Kerr, Rachel, and Eirin Mobekk. 2007. Peace and Justice. Polity.

Teitel, Ruti G. 2002. Transitional Justice. Oxford University Press.

Volkan, Vamik. 2014. Killing in the Name of Identity: A Study of Bloody Conflicts. Pitchstone Publishing.

Volkan, Vamik D. 2001. ‘Transgenerational Transmissions and Chosen Traumas: An Aspect of Large-Group Identity’. Group Analysis 34(1): 79–97. doi:10.1177/05333160122077730.

Weiner, Allen S. 2016. ‘Ending Wars, Doing Justice: Colombia, Transitional Justice, and the International Criminal Court’. Stan. J. Int’l L. 52: 211.

Uğur Özdemir
Uğur Özdemir
1979 yılında İstanbul’da doğan Uğur Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde lisans eğitimini, Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini, Washington Üniversitesi, St. Louis Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktorasını tamamladı. 2011-2013 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde 2013-2014 yıllarında Rochester Üniversitesi’nde çalıştı. 2014’ten bu yana Edinburgh Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde kantitatif siyaset bilimci olarak çalışıyor. Bu süre içinde Kantitatif Sosyal Bilimler Merkezi’nin ve Seçimler, Kamuoyu ve Partiler Araştırma Grubu’nun direktörlüğünü üstlendi. Özdemir, siyasal davranış, siyaset psikolojisi, popülizm, otoriter propaganda ve siyasal rekabet modelleri üzerine çalışıyor. Araştırmalarında kantitatif veri analizi ve yapay zekâ metotlarını kullanıyor.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Kutuplaşma, Aşırılık ve Radikalleşme Psikolojisi Dersi

EKOPOLİTİK AKADEMİ DERS SERİSİ DEVAM EDİYOR Kutuplaşma, aşırılık ve radikalleşme... Günümüz toplumlarının karşı karşıya olduğu en yakıcı sorunlardan bazıları....

Politik Psikoloji Akademisi

Doç. Dr. Uğur Özdemir'in Politik Psikoloji Akademisi dersleri 26 Şubat 2025'te başladı. İnsanlar neden belirli siyasal ideolojilere yönelir? Duygusal...