Ekopolitik Düşünce Merkezi tarafından düzenlenen “Dünyaya Yön Verenler” programının ikinci toplantısı, Yunanistan Eski Dışişleri Bakanı Dimitris Avramopoulos’un katılımıyla gerçekleştirildi. Programa Galatasaray Spor Kulübü eski başkanı Adnan Polat, milletvekilleri Elif Esen ve Mustafa Kaya’nın yanı sıra emekli büyükelçiler, gazeteciler ve akademisyenler katıldı.

Toplantı, Ekopolitik Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ramazan Arıtürk’ün açılış konuşmasıyla başladı. Programda, Doğu Akdeniz’de stratejik dengenin yeniden inşası başlığı altında bölgesel ve küresel gelişmeler kapsamlı biçimde ele alındı.
Konuşmasında Doğu Akdeniz’in tekrar eden krizler ve taktiksel duraklamalarla yönetilemeyecek kadar önemli bir bölge olduğunu vurgulayan Avramopoulos, bölgenin Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika arasında stratejik bir kavşak niteliği taşıdığını ifade etti. Doğu Akdeniz’in ticaretin, bağlantısallığın, enerjinin, dinlerin ve kültürlerin bir koridoru olduğunu belirten Avramopoulos, aynı zamanda göç rotaları, enerji tercihleri ve bölgesel çatışmaların kesiştiği bir alan olduğuna dikkat çekti.
Doğu Akdeniz’in tarihsel olarak da ticaretin, fikirlerin ve stratejik gücün geçiş güzergâhı olduğunu hatırlatan Avramopoulos, Fenike deniz yollarından Roma’nın Mare Nostrum anlayışına, Bizans’tan modern dönemin imparatorluk ve milliyetçilik rekabetlerine kadar uzanan tarihsel sürekliliğe işaret etti. Bölgenin her zaman üç kıtanın buluştuğu ve güvenlik, enerji, deniz taşımacılığı ile kültürel kimliklerin çarpıştığı bir coğrafya olduğunu dile getirdi.
Konuşmada, Amerika Birleşik Devletleri’nin NATO bütünlüğü ve deniz yollarının güvenliğine, Rusya’nın enerji ve deniz boyutlu güç projeksiyonuna, Çin’in ise Doğu Akdeniz’i tedarik zincirleri ve liman bağlantıları açısından bir halka olarak gördüğüne dikkat çekildi. Avrupa Birliği’nin enerji çeşitlendirmesi, güney komşuluğunda istikrar ve göç akışlarının kontrolünü hedeflediği ancak çoğu zaman tek bir stratejik ses ortaya koyamadığı vurgulandı.

Avramopoulos, Doğu Akdeniz’in revizyonizm, egemenlik, enerji, teknoloji, deniz güvenliği, Orta Doğu’daki krizler ve uluslararası hukukun stres testi gibi çağın belirleyici eğilimlerini yoğunlaştırdığını ifade ederek, bölgenin otomatik tepkileri ve tırmandırıcı söylemleri kaldıramayacağını belirtti. Stratejik soğukkanlılık, inandırıcı caydırıcılık, aktif diplomasi ve iş birliği çerçevesine ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Bölge ülkelerinin sorumluluğuna dikkat çeken Avramopoulos, anlık gerilimler yerine stratejik olgunluğun, kuşku yerine iş birliğinin ve doğaçlama yerine kurumsal öngörünün tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Gerçek liderliğin, sürtüşme coğrafyasını güvenlik, refah ve fırsat coğrafyasına dönüştürmek olduğunu dile getirdi.
Türkiye, Yunanistan ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilere de değinen Avramopoulos, bu üçgenin bölgenin hem risklerini hem de imkânlarını yoğunlaştırdığını söyledi. Türkiye ve Yunanistan’ın komşu ve NATO müttefiki olduklarını hatırlatarak, deniz yetki alanları, hava ve deniz davranış kuralları ile Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğüne rağmen diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine vurgu yaptı.
Kurumsallaşmış gerilimi azaltma mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu belirten Avramopoulos, gerçek zamanlı iletişim hatları, hava ve denizde etkileşim protokolleri, güven artırıcı önlemler ve ölçülebilir sonuçlar üreten mekanizmaların gerekliliğine dikkat çekti. Güvenin tutarlılık ve öngörülebilirlik yoluyla inşa edilebileceğini ifade etti.
Avrupa Birliği’nin seyirci kalmaması gerektiğini belirten Avramopoulos, AB-Türkiye ilişkilerinin seçici biçimde işlevsel ancak siyasi olarak kısıtlı olduğunu söyledi. Koşullu entegrasyonun, açık ve ölçülebilir kriterlerin, karşılıklılığın ve sürekli siyasi diyaloğun önemine vurgu yaptı.

Enerji, güvenlik ve göç başlıklarında bölgenin yeni bir evreye girdiğini belirten Avramopoulos, enerji alanında bağlantısallık ve dayanıklılığın, güvenlikte ise caydırıcılık ile diyalogun birlikte yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Göç konusunda güney koridorunun artan önemine dikkat çekerek, bunun geçici bir acil durum olarak ele alınamayacağını vurguladı.
Kıbrıs meselesinin çözümünün olumlu bir domino etkisi yaratacağını ifade eden Avramopoulos, yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ın iş birliği için bir platform olacağını, ekonomik entegrasyonu ve enerji projelerini güçlendireceğini söyledi.
Gazze’nin bölge için bir stres testi olduğunu belirten Avramopoulos, İsrail için güvenlik ve Filistinliler için inandırıcı bir siyasi ve insani ufkun birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye-İsrail ve Yunanistan-İsrail ilişkilerine değinerek, bölgesel istikrar için diyalog ve olay riskini azaltacak mekanizmaların önemine dikkat çekti.
Konuşmasının sonunda Avramopoulos, bölgenin daha iddialı bir ortaklık çerçevesine ihtiyaç duyduğunu belirterek, Avrupa Birliği, Körfez ülkeleri ve Afrika Birliği’nin katılımıyla güncellenmiş bir “Akdeniz İş Birliği Programı” önerisinde bulundu. Dalgalı zamanlarda istikrarın ulusal stratejilerin merkezine yerleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Avramopoulos, iş birliğini bir taviz değil, bir güç olarak gören bir anlayışın altını çizdi.

