Sempozyumun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi

“Herkes benim düşünceme katılırsa, yanılmış olmaktan korkarım.”

Oscar Wilde

“Ayrışmadan Uzlaşmaya: Demokrasiyi Yaşatmak ve Güçlendirmek” Sempozyumu’nun Bir Dinleyici Gözünden Değerlendirilmesi – 12.01.2025

  1. 1) Giriş: Böyle Bir Sempozyuma Neden İhtiyaç Var?

Türkiye, hem coğrafi konumu hem de kültürel ve siyasal çeşitliliğiyle tarihin birçok önemli kırılma anına tanıklık etmiş bir ülkedir. Demokratikleşme çabaları, Cumhuriyet’in ilanından bu yana siyasal hayatın temel dinamiklerinden biri olmuş, ancak bu süreç zaman zaman başarılarla taçlanırken kimi dönemlerde de kesintiye uğramıştır. 21. yüzyıla girerken, demokratikleşme sürecinin gerek toplumsal gerekse kurumsal düzeyde yeterince derinleşemediği, aksine popülist ve kutuplaşma eğilimlerinin güçlendiği bir tablo ortaya çıkmıştır. Bu durum, Türkiye’nin geçmiş deneyimlerinden ders alarak demokrasiyi yaşatmak ve güçlendirmek için ortak bir vizyon geliştirmesini zorunlu kılmaktadır.

Türkiye’nin demokratikleşme süreci, farklı toplumsal kimliklerin ve çeşitliliklerin bir arada yaşama iradesine dayalı bir zemin oluşturmayı hedeflese de bu hedef sık sık iç ve dış olağanüstü istem dışı gelişmelerle sekteye uğramıştır. Tek parti rejimi, askeri darbeler, vesayetçi yönetim anlayışları, Kürt sorunu, ifade özgürlüğü ihlalleri ve yargı bağımsızlığındaki yapısal sorunlar, demokrasi kültürünün kökleşmesini zorlaştırmıştır. Son on yılda Gezi Parkı protestoları, çözüm sürecinin yan etkileri, 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş gibi olaylar, Bu süreçler, demokrasinin yeteri kadar güçlenmemesine kurumlara güveninin düşmesine yol açmıştır.

Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, Türkiye’de siyasi alan daralmış ve toplumsal kutuplaşma derinleşmiştir. Siyasi partiler arasındaki diyalog eksikliği, sivil toplumun etki alanının daralmasına neden olmuştur. 

Son yıllarda, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar, demokratik değerlerin ve hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesini daha da acil bir ihtiyaç haline getirmiştir. Bu sorunlarla başa çıkmak, yalnızca geçmiş hatalardan ders almakla değil, aynı zamanda ortak bir geleceğe dair birlikte, kapsayıcı ve somut çözümler üretmekle mümkün olacaktır.

Son yıllarda, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı toplumsal, siyasal ve ekonomik sorunlar, demokratik değerlerin ve hukuk devleti ilkesinin korunmasını daha da acil bir ihtiyaç haline getirmiştir. Siyasal kutuplaşma, ifade özgürlüğündeki gerileme, demokratik kurumların özerkliğini yitirmesi ve artan sosyal eşitsizlikler, toplumun hem yönetim sisteminde hem de sosyal yapısında derin yaralar açmıştır. Bu sorunlarla başa çıkmak, yalnızca geçmiş hatalardan ders almakla değil, aynı zamanda ortak bir geleceğe dair kapsayıcı ve somut çözümler üretmekle mümkün olacaktır.

Bu bağlamda düzenlenen “Ayrışmadan Uzlaşmaya: Demokrasiyi Yaşatmak ve Güçlendirmek” sempozyumu, Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda sorunlarını anlamak ve çözüm yollarını tartışmak için önemli bir platform sunmuştur. Akademisyenlerden siyasetçilere, gazetecilerden sivil toplum temsilcilerine kadar farklı kesimlerden katılımcıları bir araya getiren bu etkinlik, uzlaşma ve diyalog ekseninde bir tartışma zemini oluşturmayı amaçlamıştır.Sempozyum, demokrasinin yaşaması için önce hukukun üstünlüğünü vurgulayarak, demokrasinin yalnızca bir yönetim biçimi değil, toplumsal bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek ayrışma yerine uzlaşıyı merkeze alan bir anlayışı öne çıkarmıştır.

1.2 “Ayrışmadan Uzlaşmaya” Sempozyumunun Amacı ve Önemi

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız zorlukları aşmak ve Türkiye’nin demokratikleşme yolunda yeniden ivme kazanmasını sağlamak amacıyla, Ekopolitik Düşünce Merkezi tarafından düzenlenen “Ayrışmadan Uzlaşmaya: Demokrasiyi Yaşatmak ve Güçlendirmek” başlıklı sempozyum, tam da bu ihtiyaca cevap vermek üzere planlanmıştır. Etkinlik, Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve kurumsal sorunlarını çok boyutlu bir şekilde ele almak, geçmişte yapılan hatalardan ders çıkararak geleceğe yönelik somut ve uygulanabilir öneriler geliştirmek amacıyla düzenlendi.

Bu sempozyum, farklı ideolojik, etnik ve mesleki geçmişlere sahip katılımcıları bir araya getiren kapsayıcı bir platform sunmuştur. Sivil toplum temsilcileri, akademisyenler, gazeteciler, hukukçular, siyasetçiler ve iş dünyasının önde gelen isimleri, demokratikleşme konusundaki fikirlerini özgürce paylaşma imkânı bulmuşlardır. Bu çeşitlilik, sempozyumun yalnızca akademik bir tartışma zemini değil, aynı zamanda Türkiye’nin farklı kesimlerini birleştiren bir diyalog platformu olmasını sağlamıştır.

Sempozyumun temel amacı, demokrasiye geçişin sadece siyasi bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak olmuştur. Bu bağlamda, etkinlik üç temel soruya yanıt aramayı hedeflemiştir:

  1. 1. Türkiye’nin yakın tarihindeki demokratikleşme çabaları neden yeterli ivmeyi kazanamadı?
  2. 2. Bugün demokrasinin güçlendirilmesi için hangi yapısal değişimler ve toplumsal dönüşümler gerekiyor?
  3. 3. Ayrışan bir toplumda uzlaşıyı sağlamak için hangi ortak değerler ve ilkeler benimsenmelidir?

Bu bağlamda, sempozyumun başlığı olan “Ayrışmadan Uzlaşmaya”, Türkiye’nin mevcut durumunu ve çözüm yollarını en iyi özetleyen ifade olarak öne çıkmaktadır. Siyasi rekabetin keskin bir çatışmaya dönüştüğü, toplumsal güvenin zedelendiği ve hukuk sistemine olan inancın ciddi şekilde sarsıldığı bir ortamda, uzlaşma yalnızca bir ideal değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.

  • 2) Sempozyumun Yapısı ve Katılımcıları

Sempozyum, üç ana panelden oluşan bir etkinlik olarak tasarlandı. Her panel, farklı bir temayı ele almış ve uzmanlar tarafından kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır.

2.1 Katılımcı Profili:

  • Akademisyenler: Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısına dair derinlemesine analizler sunmuşlardır.
  • Sivil Toplum Temsilcileri: Toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçlarını dile getirmişlerdir.
  • Gazeteciler: Medya özgürlüğü ve kamusal alanın genişletilmesi konularında öneriler sunmuşlardır.
  • Siyasi Temsilciler: Farklı partilerden temsilciler, kurumsal dönüşümlere dair perspektiflerini paylaşmışlardır.

2.2 Temel Başlıklar:

1. Türkiye’nin demokrasi serüveni ve kırılma noktaları.

2. Demokratik yenilenme için ekonomik, sosyal ve kültürel unsurlar.

3. Kurumsal dönüşümlerin ve yeni bir anayasal düzenin gerekliliği.

2.3 Ekopolitik Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ramazan Arıtürk’ün Selamlama Konuşması

Sempozyum, Ekopolitik Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ramazan Arıtürk’ün açılış konuşmasıyla başladı. Arıtürk, merkezin kurumsal yapısını, temel misyonunu ve 2025 yılı faaliyet planlarını katılımcılarla paylaşarak etkinliğin temel çerçevesini çizdi. Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve ekonomik dönüşüm süreçlerini destekleyen projelerin önemine vurgu yapan Arıtürk, Ekopolitik’in bu süreçlerde aktif rol oynamayı sürdüreceğini belirtti.

“Ortak Akıl ve Uzlaşıyla Türkiye’nin Geleceğini Şekillendireceğiz”

“Ekopolitik, bağımsızlığı sadece bir ilke değil, aynı zamanda etkinliklerinin temel taşı olarak görmektedir. Hiçbir siyasi parti, ideolojik grup ya da ekonomik oluşumun etkisi altında kalmadan, objektif bir bakış açısıyla çalışıyoruz”  sözleriyle merkezin misyonunu ve geleceğe yönelik vizyonunu paylaşan Dr. Arıtürk, Türkiye’nin çözüm bekleyen sorunlarına dair merkezin yaklaşımını şu sözlerle özetledi: “Toplumsal meselelerde kutuplaşmadan uzak, uzlaşıya dayalı bir yol haritası sunuyoruz. Ayrışmadan uzlaşmaya, kutuplaşmadan ortak akla ulaşmayı hedefliyoruz. Gerçek güç, nitelikli ve örgütlü insan kaynağında saklıdır. Toplumsal sorunların çözümü, ancak ortak akıl ve sağduyu ile mümkündür.”

Başkan Arıtürk, merkezin logosunda yer alan “arı” sembolüne atıfta bulunarak, “Modern kaligrafi ile klasik hat sanatını birleştiren bu sembol, geçmişten geleceğe uzanan bakış açımızın bir ifadesidir. Bu logo, aynı zamanda insanı ve onun hikayesini temsil eder” dedi.

2025 yılına dair planlarını açıklayan Dr. Arıtürk, şunları kaydetti:

• “Nisan ayında ‘Türkiye’de Muhafazakârlığın Dönüşümü’ başlıklı bir sempozyum düzenleyeceğiz. Sosyal, siyasal ve kültürel boyutlarda muhafazakârlığın dönüşümünü ele alacağız.”

• “‘Politik Psikoloji Akademisi’ kapsamında liderlik, siyasal manipülasyon ve kutuplaşma gibi kritik konuları derinlemesine inceleyeceğiz.”

• “Kimlik Araştırmaları Seminer Dizisi’nde, kimliklerin tarihsel ve sosyal boyutlarını ele alarak, günümüz kimlik politikalarına ışık tutmayı hedefliyoruz.”

Son olarak, merkezin misyonunu vurgulayan Dr. Arıtürk, “Ekopolitik olarak, geçmişin birikiminden ilham alarak, bugünün sorunlarına sürdürülebilir çözümler üretmekte kararlıyız. Entelektüel dürüstlük, geleneksel değerler ve evrensel etik ilkeler ışığında, geleceğin Türkiye’si için adımlar atıyoruz” dedi.

Etkinliği, Ekopolitik’in yeni yolculuğunun ilk adımı olarak nitelendiren Dr. Arıtürk, katılımcılara teşekkürlerini sunarak, “Bugün burada başlattığımız bu vizyon, sadece bugünün değil, geleceğin meselelerini çözme iradesine sahiptir. Sizlerin desteğiyle bu yolda daha güçlü, daha azimli ve daha heyecanlı olacağız” diyerek konuşmasını tamamladı.

2.4 Panel 1: Türkiye’nin Yakın Dönem Demokrasi Serüveni

Bu panelde, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki dönüm noktaları ele alınmış ve bu süreçlerin demokrasiye etkileri değerlendirilmiştir. Panel 10.53 – 12.25 saatleri arasında gerçekleşmiştir.

Panelistler: Tarık Çelenk – Bekir Ağırdır – İpek Çalışlar – Taha Akyol – Mithat Sancar

  • Tarık Çelenk, Türkiye’nin son dönem demokrasi tarihindeki kritik anlara dikkat çekerek, bu süreçlerin toplumsal yansımalarını ve yönetim mekanizmalarına etkilerini analiz etti. Çelenk, konuşmasında 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelişini, muhafazakarlarla laik devlet anlayışı, asker ve bürokrasinin uzlaşması sonucu gerçekleşen bir süreç olarak nitelendirdi. İlk büyük kırılmanın Gezi olaylarıyla yaşandığını ifade eden Çelenk, Gezi protestolarında toplumun belli bir kesiminin uzlaşmayı yenilemek istediğini ancak bunun sağlanamadığını, yan etkilerinin devleti ve ana seçmen kesimini ürküttüğünü belirtti.  Ekopolitik Genel Koordinatörü Çelenk, “Gezi olayları, çözüm sürecinin rafa kalkmasında etkili oldu. 2002’deki gibi bir uzlaşma sağlanabilirdi, ancak bu gerçekleşmedi. Devlet içinde farklı grupların etkisiyle uzlaşı sağlanamadı. Bugün yeniden sosyal uzlaşma talepleri gündemde. Zaten biz de bunun için buradayız” dedi. Tarık Çelenk, Kürt toplumundaki aidiyet meselesinin, demokrasinin güveni içinde ele alınması gerektiğini belirtti.
  • Bekir Ağırdır, değişen toplumsal ihtiyaçlar ve bireylerin demokrasiye dair artan beklentileri üzerinde durarak, daha açık, daha dürüst ve kapsayıcı bir tartışma kültürünün gerekliliğini vurguladı. Ağırdır, “Değişen Beklentiler ve İhtiyaçlar” başlıklı konuşmasında, siyasi alana olan güvensizliğin çok büyük boyutlara ulaştığını vurguladı. “Toplum, bu işi siyasi marifetle çözmeye inancını kaybetmiş durumda” diyen Ağırdır, siyasetin itibarını kaybettiğini ve çözülemeyen sorunlar içinde debelenmekle meşgul olduklarını ifade etti. Kürt meselesi ve diğer toplumsal sorunları çözebilmek için önce toplumda güven ve umut inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
  • İpek Çalışlar, Hrant Dink, Dersim Olayları ve Roboski gibi örnekler üzerinden Türkiye’nin farklı etnik ve kültürel grupları benimseyen bir yaklaşımı benimsemesi gerektiğini belirtti. Çalışlar, bu bakış açısının ülkenin imparatorluk mirasını daha sağlıklı bir şekilde taşımasını sağlayacağını ifade etti. Çalışlar, “2000’lerin Demokrasi Deneyimi” başlıklı konuşmasına, Hrant Dink cinayeti davasında çıkan zaman aşımı kararına değinerek başladı. “Halide Edip Adıvar’ın biyografisini yazarken, Hrant’ın başına gelenler benim başıma da gelir mi diye düşündüm” ifadelerini kullanan Çalışlar, “Umarım bugünlerde hiç kimse kışkırtıcı yayın yapmaz” dedi. Siyaset yapanların toplumun ihtiyaçlarına göre siyaset üretmesi gerektiğini vurgulayan Çalışırlar, “Devlet kutsal bir şey değil, bize hizmet etmesi gereken bir kurum. Siyasetçi, devlet ve toplum arasındaki yerini iyi belirlemeli” dedi.
  • Taha Akyol, demokrasi teorisinin temel kaynaklarına referansla, “yöneten demokrasi” kavramını hukuki ve tarihsel boyutlarıyla ele aldı. Akyol, Cumhuriyet’in ilk yılları ile günümüz arasındaki demokratik gelişim sürecini karşılaştırarak önemli dersler çıkardı. “Merkez Sağın Dönüşümü” başlıklı konuşmasında Akyol, Türkiye’nin iki büyük deneyime sahip olduğunu belirtti. Birincisi, koalisyonlarla ülke yönetilemediğini, ikincisi ise otoriterleşmeyle ülke yönetilemeyeceğini vurguladı. “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini ülkeye getirenler, Gazi Meclis’e gereken saygıyı vermemiştir” diyen Akyol, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığını belirtti ve Türkiye’nin, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra “Mülk-Devlet sistemiyle idare ediliyor” ifadelerini kullandı. Akyol, “Yetkinin tek elde toplanması güç bozar, mutlak bozar” diyerek tek adam yönetiminin tehlikelerine dikkat çekti. Akyol, demokrasinin gerekliliğini dile getirirken, “Demokrasi lazım ama nasıl demokrasi?” sorusunu sordu. “Demokrasilerde hukuk milli iradeden üstündür, ama bizde milli irade bir tabu haline getirilmiştir” diyerek hukukun üstünlüğü ilkesinin engellenmesine vurgu yaptı. Solda devrim,sağda ise dava kavramlarının hukukun üstünlüğünün gelişmesini engellediğini belirten Akyol, yargı organlarının siyasi irade tarafından değil, bağımsız olarak seçilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’de demokrasinin sadece özgürlüklerden ibaret olmadığını, 85 milyon insanın aidiyet duygusuna sahip olması gerektiğini söyleyen Akyol, “Hukukun üstünlüğüne bağlı, etkili denetleme ve dengeye dayalı bir demokrasi lazım” dedi. Modern demokrasilerin iki güçlü ayağa dayandığını belirten Akyol, birincisinin solda ‘sosyal demokrasi’, ikincisinin ise ‘merkez sağ’ olduğunu dile getirdi.

Panelin moderatörü Mithat Sancar son sözü alarak sürecin karmaşıklığına dair değerlendirmelerde bulundu. Sancar, adı konmamış sürecin tartışılması gerektiğini belirterek, “Müzakere, kaygı, öfke gibi kavramları daha fazla işlemek gerekiyor” dedi.

Açık bir mesaj beklentisinin farkında olduğunu ifade eden Sancar, bunun yerine kavramlar üzerinde durmayı tercih ettiğini söyledi. Sancar, “Niyet mi, şartlar mı?” sorusuna dikkat çekerek, bu sürecin iyi niyetle değil, mecburiyetlerle başladığını vurguladı. Bu karmaşık süreci değerlendirmek için “niyet” ve “şartlar” arasındaki diyalektik ilişkiye odaklanmanın daha sağlıklı olacağını düşündüğünü söyledi.

Diğer iki önemli kavram olarak “güven” ve “güvence” üzerine de konuşan Sancar, “Bu yolda yürümek için hangi güvencelere ihtiyaç olduğunu tartışmak daha doğru olacaktır” dedi. Bu güvencelerin hukuksal, siyasal veya kamusal olabileceğini belirtti. “Hesaplar” ve “ufuklar” kavramlarını ele alarak, toplumun edilgen olmaması gerektiğini, siyasi aktörlerin zayıf kaldığı ve iktidarın hesaplarının egemen olduğu bir süreçte, toplumun ufuklarının da sürece katılması gerektiğini ifade etti. Süreçte farklı görüşlerin ve öğelerin ortaya çıkacağına dikkat çeken Sancar, “Sanki ilk defa konuşuyormuşuz gibi bir psikoloji oluşuyor. Ne yapalım, bu da bunca yıl çektiğimiz acıların maliyeti olsun, tekrar tekrar konuşalım” dedi. 

Toplumu saran kalın kabuğun sert bir şekilde kırılmasının riskli olacağına değinen Sancar, “Kalın kabuk çekiş ve keskilerle kırılmaz, riskli olur. Toplumu saran kalın kabuğu sert kırarsanız belki de barış isteyen kesimlerin kendi içlerine kapanmasına sebep olabilirsiniz” uyarısında bulundu. Çözüm için “Yumuşatarak adım atmak gerekir” dedi. Sancar, çözüm için diyalog ve müzakere yolunun açılması gerektiğini vurgulayarak, toplumlar arasındaki farklılıkların çözülmesi için bu adımın önemli olduğunu belirtti. “Buradan demokrasi çıkar mı?” sorusunu soran Sancar, büyük acıların yaşandığını ve bu acıların yarattığı çeşitli reflekslerin olduğunu söyledi. “Bu acıların dinmesini sağlayacak ortak dili oluşturmak kolay değil. Çoğulcu bir tartışmayı sağlamak ve şeffaf olmak önemli” diyerek, sürecin şeffaf olmasının önemine vurguladı. Çözüm yolunun uzun bir süreç olduğunu söyleyen Sancar, “Kürt sorununun çözümü için bir reçete yok. Önümüze uzun bir yol açılıyor” ifadesini kullandı.

Sancar, barışın ve çözümün sadece demokrasi ve birlikte yaşama yarar sağlayacağını belirterek, “Barış ütopyası, barış ve çözüm demokrasi ve birlikte yaşama yarar” dedi. Barış sürecinin önündeki engelleri ise, “Savaştan rant sağlayanlar hariç, onu ayrı konuşmak lazım” sözleriyle tanımladı.

2.5 Panel 2: Demokratik Yenilenme Yolları

Bu panelde, demokratikleşme sürecinde ekonomik ve toplumsal faktörlerin rolü tartışılmıştır. Panel 14.08 – 15.42 saatleri arasında gerçekleşmiştir.

Panelistler: Orhan Turan – Cansu Çamlıbel – Pierre Hazan – Uğur Özdemir – Mustafa Cerić

Öğle yemeğinin ardından başlayan ikinci panel, demokrasiyi yenileme ve güçlendirme yöntemlerini ele aldı. Oturum, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Panelin açılış konuşmasını, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan yaptı. Turan, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün ekonomiye olan etkileri üzerine vurgu yaparak, “Demokrasi ve hukukun üstünlüğü olmadan güven veren bir ekonominin inşası mümkün değildir” dedi.

Ekonomik büyümenin önemli olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını belirten Turan, kişi başına düşen milli gelirin artmasının yanı sıra eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi toplumsal konuların da önem taşıdığını ifade etti. Turan, “Sivil toplum güçlendikçe demokrasi güçlenir, demokrasi güçlendikçe sivil toplum güçlenir” sözleriyle bu iki unsurun birbirini destekleyen yapılar olduğunun altını çizdi. Hukukun üstünlüğü ilkesinin önemine dikkat çeken Turan, “Hukuk devleti, insan haklarını koruyan ve güçlendiren, en önemlisi de kendisi de koyduğu kurallara uyan bir devlet olmalıdır” dedi. Ayrıca, yargının tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerine bağlı kalmasının gerekliliğini vurguladı. Kayyum uygulamasının toplumda kabul görmediğini belirten Turan, “İnsan onuru ve hakları konusunda daha büyük uzlaşmalar göreceğinize inanıyoruz” diye konuştu.

Panelde, moderatörlüğü Cansu Çamlıbel üstlendi ve şu konuşmalar yapıldı:

  • Pierre Hazan, geçiş dönemi adaleti kavramını küresel örneklerle ele alarak, adaletin yeniden inşa süreçlerinde nasıl bir rol oynadığını aktardı.
  • Uğur Özdemir, kimlik merkezli kutuplaşmanın duygusal temellerine ve bu dinamiklerin toplumdaki kutuplaşmayı nasıl artırdığına değindi. Özdemir, kabul görme ihtiyacının toplumsal barışa etkilerini analiz etti.
  • Mustafa Cerić, zengin tarihsel referanslarla yaptığı konuşmada adalet-sonrası bir çağda kutsal bir barışı yapmanın kutsal bir savaş yürütmekten daha anlamlı olduğunu vurguladı.

2.6 Panel 3: Demokrasiyi Geliştirmek İçin Kurumsal Reformlar

Bu panelde, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde ihtiyaç duyulan kurumsal ve anayasal dönüşümler tartışılmıştır. Panel 16.01 – 17.18 saatleri arasında gerçekleşmiştir.

Panelistler: Erol Yarar – Osman Can – Ramazan Arıtürk – Sevtap Yokuş – Zeynep Ardıç

Üçüncü panel, kurumsal dönüşümlerin demokratikleşme üzerindeki etkisini değerlendirdi. MÜSİAD Kurucu Genel Başkanı Erol Yarar, açılış konuşmasında tarihsel tecrübelerin bugünün dünyasını anlamadaki önemini vurguladı. Yarar, adaletin barışın temel taşı olduğunu belirtti. Yarar MÜSİAD kurulurken tüm vesayet karşısında kararlı ve onurlu durduklarını ifade etti. 28 Şubatta verdikleri mücadelenin bugünkü kapsayıcılıkları ve başarılarının temelini teşkil ettiğini açıkladı. Bugün MÜSİAD’ın üyeleri ve sunduğu imkanlarla hiçbir zaman bölgesel ve etnik ayrımcılığa gitmediğini bu anlamda örnek teşkil ettiğini hatırlattı. Ülkede yapılan güzel şeyler ve gelişmelerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Ülkenin bugünkü Güneydoğu  kalkınmasında MUSİAD’ın bu rolünün önemsenmesi gerektiğini söyledi.

Moderatör Osman Can yönetiminde, panelde şu konuşmacılar yer aldı:

  • Dr. Ramazan Arıtürk, Türk anayasacılığının iki yüzyıllık serüvenini ele alarak, tarihsel süreçte yaşanan kazanımları ve eksiklikleri detaylandırdı.
  • Sevtap Yokuş, Güney Afrika’daki anayasa yapımı deneyimlerinden yola çıkarak, kutuplaşmış toplumlarda anayasal uzlaşma süreçlerini analiz etti.
  • Zeynep Ardıç, demokratikleşme perspektifinden toplumsal barışı güçlendiren girişimlere ve anayasa tartışmalarına dair öneriler sundu.

Panelden Çıkan Öneriler:

  1. 1. Yeni Bir Anayasa Süreci: Mevcut anayasa, otoriter yaklaşımların önünü açmaktadır. Yeni anayasa süreci, toplumun her kesiminin katılımıyla şekillendirilmelidir.
  2. 2. Bağımsız Denetim Mekanizmaları: Kamu kurumlarının denetim mekanizmaları yeniden işler hale getirilmelidir.
  3. 3. Sivil Toplumun Güçlendirilmesi: Sivil toplum kuruluşlarının demokratik süreçlere katılımı artırılmalıdır.
  • 3) Kapanış ve Genel Değerlendirme

Kapanış konuşmasında 22’nci TBMM Başkanı Bülent Arınç, “Demokrasi sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam tarzıdır” diyerek, demokrasiyi güçlendirme çabalarının sürekli olması gerektiğini vurguladı. Arınç, geçmişte yaşanan otoriterleşme ve kutuplaşma süreçlerinin, ders alınması gereken acı deneyimler olduğunu belirtmiş ve toplumda kaybolan güvenin yeniden inşası için diyalog ve uzlaşı kültürünün önemine dikkat çekmişti. Bülent Arınç, konuşmasında ayrıca, Demokrasi ortak paydamız olmalı. Demokrasi bize karar mekanizmalarında yer verir Türkiye’de cumhuriyet her zaman var olacaktır ama tek başına cumhuriyet bir şey ifade etmiyor onu demokrasiyle taçlandırmamız lazım” ifadelerine yer verdi.

İfade özgürlüğüne de işaret eden ve AK Parti’nin iktidardaki ilk yıllarına atıfta bulunan Arınç,“‘demokrasinin olmazsa olmazları’ olmalı. Bunların başında ifade özgürlüğü geliyor. Bizim ilk 10 senemiz bu konuda ideal düzeye gelmişti.”  diye konuştu. Önceki çözüm sürecinde aktif rol aldığını, ancak ‘örgütün ihanet ettiğini’ söyleyen Bülent Arınç, “Belki bizim de hatalarımız olmuştur” diye konuştu. Yeni sürece ilişkin, “Çağrı yapılsın, silah bırakılsın. Eee, bu işin yüzde 10’u. Kalan yüzde 90’ı ne olacak? Anadilde eğitim istiyorlardı, vatandaşlık için anayasal tanım istiyorlardı” diye konuştu. Arınç, “Bu süreç bizzat MHP tarafından yönetilmeli. Deneyimli değiller ama yapacaklarına inanıyorum. Şüphesiz iyi insanlardan bir heyet oluşturacaklardır. Onlar da sorumluluk almış olacaklardır” diye konuştu.

  • Değerlendirmem

Sempozyumun en önemli çıktısı, Türkiye’nin demokrasiye dönüş yolculuğunda ayrışma yerine uzlaşma zemininde birleşmenin zorunluluğu olmuştur. Hukukun üstünlüğünün herşeyden önce geldiği vurgulanmıştır. Demokrasiye dair ortak hedeflerin, siyasal, etnik ve ideolojik farklılıkların ötesine geçerek birleştirici bir unsur olarak benimsenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, bu sempozyum, Türkiye’nin demokrasi krizinden çıkışı için hayati bir öneme sahip olan uzlaşı kültürünü inşa etme çabalarının değerli bir parçası olmuştur. Geçmişten ders alarak geleceğe daha güçlü bir demokrasi vizyonuyla bakmak, hem bu sempozyumun hem de Türkiye’nin gelecekteki demokrasi arayışlarının temel hedefi olarak belirlenmiştir.

Ramazan Selcuk
Ramazan Selcuk
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Çeşitli vakıf ve derneklerin gençlik yapılanmalarında aktif görev aldı. Finlandiya ve Romanya’da Avrupa Birliği destekli projelerde gönüllü olarak çalıştı. 2020-2023 yılları arasında siyasi faaliyetlerde bulundu. Uluslararası ilişkiler, diplomasi ve iletişim stratejilerine ilgi duyan Selçuk, evlidir. Halihazırda dış politika danışmanlığı yapmaktadır.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar