Zaman, Enformasyon ve Yeni İktidar Biçimleri

Yeni dünya düzeninin en belirgin tartışmalarından biri odak noktamızın kısalığı ve her şeyi hızla tüketip bir sonrakine geçmek konusundaki eğilimimiz. Enformasyon iştahı olarak tanımlanan ve muhtemelen uzun süre tartışılacak olan bu konu, artık geri alınamaz bir şekilde kucağımızda duruyor. Geri alınamaz çünkü artık hızı kesen değil aksine gittikçe artıran teknolojik hamleler bizler için durup beklemeye ve bir bilgiyi zamansallık içinde öğrenmeye dair bir alışkanlığı geri kazandırmaktan çok uzak. Gittikçe el yükselten, her şeyi çok daha hızlı ve anlık olarak veren, enformasyon depomuzu doldurup taşıran ancak doyurmayan bir next level eşiğindeyiz hepimiz. Bunu bir Black Mirror sahnesi gibi kurgulayıp geleceği karanlık, büyürken insanı boğan, gelişirken eksilten bir yerden okumak da istemiyorum. Ancak ekran marifetiyle edindiğimiz bu hız, sadece odak noktamızla ilgili bir deformasyona değil, karar alma becerilerimizin de köküne dinamit koyduğu için üstüne düşünülmesi gereken önemli bir konu.

Bilgi edinme ve bu bilgiyi işleme süresi bilişsel bir beceri ve zaman isteyen, belli bir aşamadan sonra sonuç veren, zamana dayalı ve biraz da zahmet gerektiren uzun soluklu bir eylem. Bilginin, kişisel çabayla olan ilişkisini kesen ve zamanı atomize eden bu yeni alışkanlık, biz ve kararlarımız arasındaki köprüleri infilak ettirerek daha hızlı ve ani karar vermemizi, bir konu hakkında fikir edinme aşamalarını atlayarak doğrudan daha kesin bir sonuca varmamızı sağlıyor. Her şeyi aynı anda ve belki de bütün detaylarıyla öğrenme eyleminin olumlu gibi gözüken ama aslında uzun vadede kaybettirdiği şey çok daha derin ve acımasız. Hızla akan bilgi artık neyin önemli neyin önemsiz olduğuna dair bambaşka parametreleri dayatıyor. Sürekli güncellik çılgınlığı, şok ve son dakika haberleri ile şişen, büyüyen gündemde, bizler eline hızla bir şeyler verilip sonra tekrar geri alınan nesneler olarak var olabiliyoruz. Hadi iyimser bir ifadeyle okuduklarımız ki okuma eyleminin de tanımı muhtemelen değişti, ama en çok da kısa ve vurucu cümleler eşliğinde gördüklerimizle gelişen viral enformasyon bağımlılığı, en nihayetinde bizden rasyonel zamansallığı çekip alıyor. Yani yoğun ve uzun vadeli perspektife dayalı bir karar alma, şimdi ve geleceği değerlendirecek yeti ve becerilerden yoksun, anlık fikirler cennetinde hepimiz her şeye vâkıf olduğunu zannederek yaşıyoruz.

Bu zan birçok açıdan problemli bir zemini de ortaya çıkarıyor. Tekno-politik yeni bir egemenlik biçiminin, zaman, enformasyon ve buna kabaca son on yılda eklenmiş olan ağ akışı içinde, organize olarak neyin ne zaman ve hangi oranda bilinmesi gerektiğine karar verme gücünün gelişmesinden bahsetmemiz gerekiyor belki de. Dijital egemenlik olarak da anılan ve artık çok daha hızlı ki hız dediğimiz kavramın artık hangi sınırlarda gezindiğinden de emin değiliz, oluşan bu yeni egemenlik biçiminde bilgi ve karar alma arasındaki korelasyon artık çok daha kolay bir şekilde manipülasyona, zanna dayalı olarak kurulabiliyor. O zaman karasal hakimiyetin, hukuksal egemenliğin ve iktidarların meşru alanlarını belirleyen sınırların da ötesinde artık yeni bir zeminde organize olan yeni bir güç tanımına karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor.

Bundan yüz sene önce bir bilginin, merkezden çepere yayılma oranı ve hızı düşünüldüğünde, zamansal boşluğa ve bilginin geldiği kanalın tekliğine muhatap olan insanla artık bugünün bilgi bombardımanında yaşayan insanı yönetme ve yönlendirme araçları elbette birbirinden farklı olmak zorunda. Teknoloji oligarklarının iletişim boşluklarını hızlı bir şekilde doldurması ve gittikçe çeşitlenen araçlarla piyasayı istila etmesinden bahsetmiyorum, bu artık vakayı adiye. Her gün ve her gün yeni bir şeyle tanışmak da bizim gündelik gerçeğimiz. Televizyon, radyo ve maalesef gazetelerin artık oldschool birer nostalji unsuru olmasına da şaşırmak ve belki de hardcopy gazete ile hiç yüz yüze gelmemiş bir nesil olduğunu da kabul etmek gerek. Lakin bundan da farklı olarak, artık kitlelerin hangi araçla değil nasıl bir içerikle karşı karşıya kaldığını ve toplumu fert fert birbirinden ayrıştırıp kendi istedikleri noktaya çekmeleri konusunda bu tekno-oligarkların ellerinde geniş bir yetki olduğunu maalesef kabul etmeliyiz. Bu sadece size bir bilgiyi ya da onlarca bilgiyi peş peşe verme becerileriyle de ilgili değil, kişiyi kendi kanaatine hapsedecek aynı türden bilgileri vererek oluşturulan balonlarla ilgili. Hepimizin kendini güvende ve haklı hissettiği birer enformasyon cenneti yaratılıyor. Neyi düşünmüşsek, neyi onaylamışsak ve hangi fikirdeysek bunu katlayarak kesinleştirecek, aynı türde verilere maruz kalmak bir süre sonra kişilerin karar alma, bir kanaat sahibi olmak konusundaki becerilerini de kurutuyor. İki kişinin yan yana gördüğü ve okuduğu haber aynıyken içerikleri birbirinden tamamen farklı olabiliyor. Bu artık argümantif bir metne ya da fikre değil de uyarım yapan, yeni nesil dopamin ihtiyacını karşılayan anlık veriye daha yatkın, onaylanmak isteyen bir kitlenin oluşması demek Gelişen bu yeni ihtiyaçla insan zihnini yönetmek ve bir yere hapsetmek muhtemelen sandığımızdan da kolay. En nihayetinde artık sosyal medyada yönetilen bu dünya ve siyasetin sahnelendiği bu alemde bizler gördüklerine göre karar veren, hızlı ve ani tepkilere daha yatkın galeyana gelmeye ve haklı olduğuna inanmaya müsait kalabalıklarız.

Bu durum, yani bireysel olarak karar almanın, bir sonuca varmanın ve aslında insan olmanın birincil eylemi olan akletmenin önüne çekilen setlerden sonra adına demokrasi denilen ve görünürde bir halk ve seçimle gerçekleştiğine inanılan yönetim biçimini de şüpheye düşürüyor. Dijital demokrasi olarak tanımlanan ve analog siyasal pratiklerin eskimesiyle gelişen yeni pratikler, sosyal medya oluşumları, daha hızlı organize olan kitleler, tepki ve itiraz konusunun yaygınlaşması ile güçlenecek bir demokrasi fikrini canlandırmıştı. Katılım ve çoğulculuğunun demokrasiyi güçlendireceği yönündeki fikirleri bugün şüpheye düşüren ve demokrasinin katılım, seçim ve halkın iradesine dayanan temel savunması, kişilerin karar alma biçimlerinin tahrip edilmesi, bilginin manipülasyonu ve aslında toplumun istenilen sonuca doğru yönlendirilmesiyle ortadan kalkmış oluyor. Anladığımız haliyle, kendi kaderimizi belirleyen politik tercihleri gerçekten biz mi yapıyoruz yoksa halihazırdaki sonuca doğru yönlendiriliyor muyuz? Elbette iletişim araçlarının gelişimi ve yaygınlaşması konusu değil buradaki mesele. Ne manipülasyon yeni bir yöntem ne de iktidarların meşruiyetleri için birtakım araç ve gereçleri kullanması. Bugün karşı karşıya kaldığımız ve zihinlerimize kadar işleyen, bizim karar alma becerilerimizin önüne geçen, haklılık fikrinin destekleyicilerinin kontrolünde oluşumuz. Karar alma becerisi körelmiş, enformasyon bombardımanında her şeyi bilen ama aslında hiçbir şeyi özgürce düşünemeyen bir kalabalık olarak demokrasiye katılıyoruz. Devletlerin sürece dahil etmediği, tartışmaya açmadığı bireyler için demokrasi yalnızca dört yılda bir gerçekleşen bir ritüele mi dönüşüyor? Bunu sormak gerekiyor çünkü demokrasinin içini boşaltan şey artık ne bir darbe ne de açık bir baskı sessizce, hızla ve bizim rızamızla gerçekleşiyor.

Dr. Sema Nur Çelikbağ
Dr. Sema Nur Çelikbağ
İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamlayan Çelikbağ, Osmanlı İmparatorluğu'nun 17. ve 19. yüzyıl siyasi ve idari tarihi üzerine çalışmaktadır. Osmanlı dünyasında iktidar, hareket ve bilgi dolaşımı üzerine çalışmalarını sürdüren Çelikbağ, İstanbul Medipol Üniversitesi'nde ders vermeye devam etmektedir.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Kimin Şehri Kimin Hesabı

Kadıköy'e cami yapılacak. Bu cümleyi kurarken bile tartışmanın nereye döneceğini biliyoruz artık. Taraflar belli, argümanlar belli, sonuç da...

Devletin Korkusu

Devletlerin korkuları olur mu? Şüphesiz olur. Devlet, doğası ve işleyiş mantığı gereği korumak zorunda olduğu çeşitli unsurların bir...

Mahkemeler ve Türkiye’nin Yapısal Tekerrürü

Türkiye tarihi çeşitli şekillerde kendi tekrar eden bir döngüde devam eder. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar ve günümüz Türkiye’sinde de...