Geleneksel Yılbaşı Etkinlikleri

Bu gençler gerçekten bir âlem. Hoş, Merti gençten addetmek ancak ben yaştaki birinin -daha doğrusu sadece babasının- yapabileceği bir şey. Eli iş tutuyormuş da, evlenmiş barklanmış daHiç fark etmiyor. Dünün altı ıslak keratası, ne ara büyümüş?

Yılbaşından bir gün önce aradı, Pelinle birlikte bize gelmek istediklerini söyledi. Yani, yılbaşı günü için rezervasyon yaptı. Bu tabii bizim evde küçük çaplı bir fırtına kopmasına yol açtı çünkü bir günlük hazırlanma süresi Narin için iki ayağının hatta bilumum uzuvlarının bir çoraba sokuşması demek. Neyse, oğlanla gelin hanım böyle özel bir günü bizimle geçirmek istemişler. Hangi ebeveyn bu teklife kayıtsız kalabilir? Biz de kalmadık. Narin eczaneye bile gitmedi, hazırlıklar onların gelişinden neredeyse birkaç dakika önce tamamlandı ama biz belli etmedik, sanki kraliyetin protokol dairesi bizim evi tefriş etmişçesine her şeyi olması gerektiği gibi yaptık. Şimdilerde hiç duymuyorum ama eskiden, benim akranlarım bilir, böyle anları tarif edebilmek için Fransızcadan bozma komilfoderdik. Narin sağolsun, hindisinden iç pilavına her şey dört dörtlük hazırdı.

Aslında birkaç yılbaşı bizim kapımızı kimse çalmamıştı. Ta ki, geçen sene, o günlerde Haber240ta yazıyordum belki şöhretin etrafında dolaşıyor olmanın da bir etkisi vardır, eski iş arkadaşım Farukla Meltem gelene kadar. Ama o macera beklediğimden kısa sürünce, geçen seferki istisna hariç, yılbaşlarını Narinle başbaşa geçirmeye devam edeceğimizi düşünmüştük. Mertle Pelinin gelmek isteyişini bu açıdan hayra yordum.

Yılbaşı gecesini atlattıktan sonra gerçek yıl başı başlar. Yeni yılın ilk günü. İşte biraz geç uyanırsın, muhtemelen iş tatildir, tatil olmayan bir işin varsa da talihine ve belki de seni oraya getirmeye zorlayan patrona içinden şöyle sinkaflı bir günaydın dersin. Ama evdeysen, kallavi bir sofra kurar geç bir kahvaltı yaparsın. Sonra da kanepeye uzanır, televizyonda Viyana Filarmoni Orkestrası’nın yeni yıl konserini dinlemeye koyulursun.

Gelgelelim, bu yıl başı sabahında, ekran başına geçtiğimde, II. Geleneksel Gazze Yürüyüşü’nün düzenlendiğini gördüm. Ben Anayasayı okuduğumda toplantı ve gösteri özgürlüğünü, önceden haber dahi vermeksizin güvence altına yasalar vardı. Sonra ne oldu bilmiyorum ama galiba torba yasalardan biriyle falan Anayasanın bu maddesini de değiştirdiler. Yerine herhalde şöyle bir madde yazdılar: Bizim tasvip ettiğimiz bir gün ve saatte, bizim belirlediğimiz güzergâhta, bizim uygun bulduğumuz sloganları atıp dövizleri taşıyarak yürüyüş yapabilirsiniz; diğer zamanlarda, sizi yormak istemediğimiz için evinizde oturmanızı tavsiye ediyoruz.

Konseri beklerken televizyondaki hemen her kanalda yürüyüşe dair canlı yayın yapılıyordu. Benim de ister istemez gözüm takıldı. Hem, dedim, konsere kadar biraz oyalanmış da olurum. Ne yalan söyleyeyim, bu organizasyon bana pek ilginç göründü. Evde basitçe söylesen çok daha etkili olabilecek bir sözü, kalabalıkların karşısında haykırmak bana nedense babamın ben çocukken sıklıkla kullandığı, Çetin Altan’ın meşhur ben en gizli sözümü Taksim meydanında söylerim,sözünü hatırlattı. Babam küçük bir memur olsa da altmışlarda bir ara TİP heyecanına kapılmış. TİP heyecanı sönünce kendini yeniden Merkez Sağ’da kır atın gelişini beklerken bulmuş.

Bir acayip iş. Konuşanlara bakıyorum, konuşulanlara bakıyorum, kalabalığa bakıyorum, ama anlayamıyorum. İcra makamında olan biri bir düşüncesi varsa onu icra eder; ne bileyim, flüt çalmak istiyorsa gider flüt çalar, flüt çalmak istiyorum diye sokağa çıkılır mı?

Bir yaştan sonra insan zamana uyum sağlayamıyor. Müzikler değişiyor, moda değişiyor, hitabet, kılık-kıyafet, dil, hatta yaşadığın şehrin sokakları bile değişiyor, başkalaşıyor. Bereket, Viyana Filarmoni hep aynı kalmayı başarıyor da biz de hanımla yılın ilk gününü keyifle geçiriyoruz. Muhafazakârlık güzel şey, muhafaza edecek değerlerin ve zevklerin olduğu müddetçe.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar