Beyaz Türkler’den AK Türkler’e

İki binli yılların başlarında ‘Beyaz Türkler’ konusu pek popülerdi. Doğrusu bende bu yıllarda bir ara, İstanbul Life dergisinde, Beyaz Türk’ün Seyir Defteri başlığı altında, imzasız mizahi yazılar yazıyordum. Sonra Radikal gazetesinde, ‘Beyaz Türkler’den AK Türkler’e’ başlığı altında bu sefer ciddi uslupta bir yazı dizisi yazdım.

Aslında bir de, özellikle doksanlı yıllardan itibaren öne çıkan, ‘Beyaz Dünyalılar’ mevzusu vardır. O da Beyaz Türkler gibi hem politik, hem de eğlenceli bir konudur. Hem onlar da, şu günlerde zor dönemler geçiriyorlar. Onlardan da bahsedeceğim, ama biz bizimkilerle başlayalım. 

Malum, sosyal sınıf sadece ekonomik zenginlikle belirlenmez, bir de kültür meselesi var. Kültür deyince de, konu tabi yüksek kültür eserlerine aşinalık, hatta eğitim düzeyi değil. ‘Kültür’ çok kapsamlı bir tabir, eskiden ‘adabı muaşaret’, görgü denilen davranış biçimleri, zevkler ve şimdilerde ‘hayat tarzı’ denilen yaşam alışkanlıkları da bu kapsama dahil konular. Hatta, bunlar ilk farkedilen, en göze batan sınıf ayraçları. ‘Zengin olmak, burjuva olmak anlamına gelmez’ deniliyor ya, o konu bu konu. Gerçi, ‘burjuva kültürü’ de başlı başına ayrı bir mevzu. 

Bizde bu konular, özellikle AK Partisi iktidarından sonra ilgi çekmeye başladı. Bir yandan, bizim burjuvalar siyasi iktidarı ele geçirenlere fevkalade burun kıvırdıkları için, diğer taraftan, siyasi iktidar olanlar ‘kültürel iktidar’ olamadıklarına hayıflandıkları için ‘kültürel hegemonya’ tartışması çıktı. Doğrusu ben, iki binli yılların başında, seçimle gelenlere karşı ‘havalı’ tavırlarına tepki duyduğum için ‘Beyaz Türkler’ mevzusunu dilime dolamış idim. ‘AK Türkler’ devrinde, neredeyse ‘Beyaz Türkler’e razı olma noktasına geldim, o başka. 

Nereden çıktı bu ‘Beyaz Türkler’ tabiri derseniz, tabirin dolaşıma girmesi bir yana, onun işaret ettiği sosyal çevre aslında doksanlı yıllardan itibaren öne çıkmaya başladı. Bu dönemde, eskiden beri ‘Türk burjuvazisi’ denilen zengin ve eğitimli çevreye yeni katılımlar oldu. Liberal ekonominin ulaştığı noktada, para kazanmaya başlayan entelektüel ve hatta daha çokta ‘entelektüel adayı’, gazeteci ve sanat erbabı türedi. ‘Beyaz Türkler’ tabiri öncelikle, Amerikalı yazar David Brooks’un ‘bobos’, bazılarının ‘yeni sınıf’ dediği bu dar çevreyi tanımlıyordu. 

Zaman içinde, bu tabirin kapsamı genişledi. Özellikle, yeni iktidar sahibi olan eski İslamcılar, sadece bu kesimi değil, tüm eski Türk burjuvazisini ve hatta ‘seküler’ dedikleri tüm kesimleri bu kategori içinde tanımlamaya başladı. Oysa, ‘eski Türkiye’nin burjuvalarını yollarına devam ederken, bunların dışında kalan ‘seküler’ler , hızla fukaralaşmaya başlamıştı. Ama bu çevre de, ekonomik güçlerini, siyasi temsillerini yitirdikçe, kültürel alanda üstünlük iddialarına abanmaya başladılar. Cumhuriyet’in ilk devrine özgü şapkalı kılık kıyafet, gariban baloları gibi etkinlikler, ortaya garip bir tip çıkardı, orası ayrı. 

Beyaz Türk dünyası bu hale gelirken, eski İslamcılar zenginleştikten, ana medyayı, tüm kültür macralarını ele geçirdikten sonra biraz yatışacak yerde, daha da hırçınlaştılar. ‘AK Türkler’ olmaktan memnun değiller. Burjuvaları huzursuz, entellektülleri daha huzursuz. 

AK burjuvazi, artık lüks arabalardan inmiyor, çocuklarını yurt dışında okutuyor, evlerini döşemek için mimar tutuyor Hamımlar jip sürüyor, süsleniyor, püsleniyor, her türlü marka giyiyor ama sanki olmuyor. Aslında bana göre oluyor da onlara göre olmuyor gibi. Marka işini hiç sevmem ayrı, ama demek ki onlar seviyor, hem de çok seviyor. ‘Beyaz Türkler’e göre için işin içinde başörtüsü varsa, ne giyersen giy, ne kadar jip sürersen sür olmaz, olamaz o ayrı. Ama AK Türkler de öyle mi düşünüyor acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

AK Türklerin erkekleri de başka bir alem, aynı marka merakı, aynı lüks hayat düşkünlüğü ama dahası var, onların dini kimliği gözle görünür olmadığı için, iş daha da çetrefilleşiyor. Sanki, diğerleri ile farklılığın arasını daha da kapatmaya mı çalışsınlar, yoksa farklılığın altını mı çizsinler bilinemiyor. Puro düşkünlüğü, birinci çabanın daha önde gittiğinin bir göstergesi. Beyaz Türkler nezninde iş puro ile bitmiyor tabi. Onlar da, sanki işi iyice yokuşa sürmek için, şarap diyor başka bir şey demiyor. Evini istediğin kadar mimara döşet, modern sanat eserleri satın alıp, duvara as, eve girerken ayakkabılarını çıkarıyorsan, Beyaz Türkler’e yanaşamıyorsun. 

Hatırlar mısınız bilmiyorum, zamanında ‘Bembeyaz Türk’ Kemal Derviş, Türkiye’ye kurtarıcı gibi geldikten sonra, bir röportaj vermişti. Liberal ekonomi konusunda aynı görüşte olduğu Turgut Özal ile çalışmaya davet edilmiş, ama görüşmeye gittiğinde kapının dışında dizili ayakkabıları görünce, ayrı dünyaların insanları olduklarını fark edip, vazgeçmiş. Röportajda bunları söylemişti. Eleştirmek için söylemiyorum, bir vakayı anlatmak için hatırlatıyorum. Doğrusu, hayat tarzı hiç de önemsiz bir konu değildir. İş arkadaşlığı da dahil dostluk, ahbaplık ister istemez, çoğunlukla bu zeminde kurulur. Sorun, bu durumu tabi karşılamak yerine, bir tarafın farklı hayat tarzlarını küçümsemesi, diğerlerinin de bu eziklik duygusunu bir türlü aşamadıkları için hırçınlaşmasından kaynaklanıyor. Siyasi iktidarın tasarrufları bu hırçınlığı yansıtma alanı olduğu noktada ise, sorun daha da büyüyor. 

Neyse ki, geniş toplumsal alanda, geçmişe oranla büyük ölçüde uzlaşma, normalleşme ve melezleşme hakim. Başörtüsünü yadırgayan genç yok gibi, eskiden zorlama bir tablo olan, başıaçık ve örtülülerin birlikte sosyalleşmesi yaygınlaştı. Devlet dairelerinde başörtülü memurlar çok küçük bir azınlık dışında, kimsenin gözüne takılmıyor. Oysa yirmi yıl önce, bu konuda konuşmak bile kıyamet koparmaya yetiyordu, tecrübe ile de biliyorum. Diğer taraftan, muhafazakar ve hatta İslamcı çevre de tabiiki değişti. Bir yandan yasakların kalkması ile kadınların kamu hayatına katılımı arttı. Diğer taraftan, aile ile sosyalleşme alışkanlığı yaygınlaştı. Babalık ‘aile resiliği’ anlayışından hayat paylaşmaya doğru evrildi. Tüm bunlar, sadece zihniyet değişiminin değil, yaşam koşullarının doğal sonuçları olarak yaşanıyor. Sanıldığının aksine, görücü usülü evlilike bu çevrede uzun süredir yerini ‘gençler anlaşmış’ usulüne bırakmıştı. Şimdilerde, flört ederek evlilik hakim anlayış halinde. 

Geçenlerde, bu çerçevede, ‘Türkiye’de siyaset otoriterleşiyor, ama toplumsal liberalleşme inkar edilemez’ dediğim için işitmediğim laf kalmadı. Ama vaka bu, ve bu vakayı görmezden gelenlerin siyasi ufku ister istemez dar bir alana sıkışıyor. 

Yine de, ‘Beyaz Türkler’den AK Türklere’ geçişin çetrefilli alanları yok değil, onlar da bir başka yazıya kalsın.

Nuray Mert
Nuray Mert
1960 Trabzon doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarih Bölümleri’nde lisans eğitimi alan Mert, aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde yüksek lisansını (Prens Sabahaddin ve Terakki Mecmuası), Siyaset Bilimi Bölümü’nde de doktorasını (Erken Cumhuriyet Döneminde Laik Düşünce) tamamladı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

     ‘Yerliler’ ve Dürrüşehvar Sultan

Bir zamanlar ‘yerlilik’ tabiri çok popülerdi. Hatırladığım kadarı ile, seksenli yıllarda, İslamcı gençler bu isimde bir dergi çıkarmıştı....

‘Eski Ramazanlar’ Beyaz Türk Dünyası’ndan Ramazan Anıları

Beyaz Türkler’den AK Türklere mevzusuna başladık, Ramazan geldi. O halde, konuya Ramazan teması üzerinden devam edeyim diyorum. Herkes...