Prof. Ahmet Yaşar Ocak ve Popüler Tarihçilik Üzerine

Prof. Ahmet Yaşar Ocak (1945), Selçuklu ve Osmanlı tarihçiliğinde, bilhassa dini ve kültürel hayat üzerine haklı bir uluslararası şöhrete sahip bir isim. Kendisinin, ana akım Sünni gelenekten farklılığının altını çizmek amacıyla, vurgulu bir şekilde  “heterodoks İslam” olarak nitelendirdiği, tasavvuf ve tarikatler/cemaatler konusundaki çalışmaları bu sahanın başucu kitapları arasında.

Türk Tarih Kurumu ve Türkiye Bilimler Akademisi şeref üyesi olan Prof. Ocak’ın geçtiğimiz günlerde yeni bir çalışması yayınlandı: Bektaşilik & Tarih, İnanç, Efsane. Müstakil, kapsamlı ve derinlikli bir inceleme değil bu çalışma, ama hocanın on yıllardır üzerinde çalıştığı bu alandaki birikimini derli toplu şekilde bir araya getiren ve çalışmalarının hülasası diyebileceğimiz bir risale. 

Prof. Ocak bu kitapta kısaca Bektaşiliğin Alevilik ve Kızılbaşlıkla arasındaki farklardan, Hacı Bektaş ve ismi etrafında efsaneleşen kimliğine, Bektaşiliğin diğer din ve inançlarla etkileşiminden tarihindeki kırılma anlarına, ayin ve ritüellerinden siyaset ve orduyla ilişkisine kadar çok sayıda ilgi çekici başlıkta özet bilgilerle okuyucuya bir panorama sunuyor.

Mevlâna, Yunus, Hacı Bektaş… Tarihsel gerçekler, hayali portreler

Esasen bu başlıklar, hocanın diğer pek çok eserinde sıklıkla işlediği ve okuyucularının malumu olan hususlar. Lakin kitapta benim özellikle dikkatimi çeken kısım, en son bölüm, “Yerleşik Algılar ve Tarihsel Gerçekler Arasında Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik” başlıklı eleştirel sonsöz kısmı. Ocak’ın bu bölümde söyledikleri ve meslektaşlarıyla popüler kültüre getirdiği eleştirileri özellikle not etmek ve okuyucunun dikkatine getirmek istiyorum.

Hoca bilhassa Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlânâ, Yunus Emre gibi şahsiyetlere “kulağımızı ve hamasî hissiyatımızı okşayan” bir perspektifle yaklaşıldığından bahisle, bunun gerçek tarihsel zeminden uzaklaşmaya sebep olduğundan şikâyet ediyor. Bu sorunlu bakış açısı da geçmişte fiilen yaşanan tarihsel gerçeklikleri bir kenara bırakarak, görmeyerek, görmek istemeyerek, yok sayarak bu kimselerin yalnızca hoşumuza giden bazı yönlerini öne çıkararak “kusursuz ve her bakımdan mükemmel, ama tümüyle sanal ve ütopik şahsiyetler ortaya çıkarıyor.” (s.85)

Ocak’ın dikkat çektiği bu hususa dikkat edilmez ve tarihsel şahsiyetler algısal kurgularla iç içe geçerse ne olur? Bu algılar gerçek zannedilmeye başlar, bir zaman sonra toplumun tümünü kuşatır, hatta iman esası gibi algılanmaya başlanır. Bu yüzden de mesela Mevlânâ’nın veya Ahi Evren’in tarihsel şahsiyeti, dönemin Konya’sında sahip oldukları politik kimlik yok sayılır, dostları olduğu gibi düşmanları da olabileceği, herkes gibi insani zaafları ve yanlış davranışları olabileceği vs beşer olmaktan kaynaklı hususlar gözden kaçırılır. Algılar olguların yerini alır, iman esasına dönüşür adeta ve zihinlerde kutsanan hayali kurgular gerçeğin yerini alınca, bunun aksini tarihsel gerçekliğiyle ortaya koyma çabaları da adeta hakaret gibi algılanır, bazen de dini kimliğe büründürülüp “küfr” olarak bakılır bu tür akademik çabalara.

Bu hayali ve kurgusal “kimlik giydirme” eylemlerinin geldiği aşamada televizyon programları ve sosyal medya üzerinden yapılan sulandırmaların da rolüne değinen Ocak, tarihsel gerçekliklerin romantik ve hamasî tarih kurguları tarafından ortadan kaldırılmış olduğunu acı bir analojiyle anar ve ekonomiden alınma bir kavramla –Gresham Yasası olarak bilinen bir sözle- buna işaret eder: “Kötü para iyi parayı piyasadan sürmüştür” (s. 86).

Dönemin kozmopolit kültürünü görmezden gelmek. Neden?

Esasen geçmişin yeniden kurgulanması, tarihin yeniden yazılması, tarihte yaşamamış kimliklerin gerçek şahsiyetlerin üzerine geçirilerek gerçekte olmayan yeni kişiler yaratılması, son dönemin popüler tarihçileri ve tele-vaizleri tarafından sıkça dolaşıma sokulan bir alışkanlık yaratmış durumda. Bu hayali şahsiyetler yaratma ve bunun üzerinden hem geçmişi hem de bugünü rol-modeller yaratarak biçimlendirme olgusu en fazla Hacı Bektaş ve Yunus Emre gibi hakkında çok az şey bilinen sufi şahsiyetlerde söz konusu.

Hacı Bektaş örneğinde şu ilginç misali verir Prof. Ocak: Meşhur Velâyetnâme referans gösterilerek Hacı Bektaş’ın İmam Musa Kazım [Şiilerin 7. İmamı] soyundan ve üstelik Nişâbur hükümdarının oğlu bir seyyid olduğu kuvvetle vurgulanıp abartılıyor. Ama öte yandan aynı Velâyetnâme’de Hacı Bektaş’ın çihar darb [Kalenderîler’le diğer bazı tasavvufî zümrelerin uyguladıkları saç, sakal, bıyık ve kaşları tamamen kesme geleneği] yapmış ve müritlerine de bunu uygulamış, sadece aşağı sarkan gür bıyıkları olan “çırçıplak bir abdal” yani bir Haydarî dervişi olduğunu gösteren kısımlar görmezden geliniyor (s. 86-87). Benzer şekilde Arapça, hatta muhtemelen okuma yazma dahi bilmeyen yarı göçebe küçük bir köyde yaşayan Hacı Bektaş’ın, nedense Arapça yazdığı iddia edilen eserlerinden örnekler sıralandığını ve ısrarla bir şeyin ispatlanmaya çalışıldığını vurgular.

Yazar bunu anlatıyor ve soruyor: Bu iki Hacı Bektaş aynı kişi olmayacağına ve Velâyetnâme de sorunlu bir kaynak olduğuna göre, yine yeniden bu hayali şahsiyetleri yaratmanın ve bunun üzerinden topluma bambaşka ve olmayan bir kurgusal şahsiyet sunmanın mantığı nedir? 

Cevabı şu olabilir mi bu sorunun: Toplumsal mühendislik çabası olarak bugünkü bazı “çizgi dışı” zümreleri “ortak değer potası” olduğu varsayılan bir değerler çuvalına atabilmek için, geçmişin de yeniden biçimlendirilme çabası. Yapılan şey zayıf delillerle komik bir resim çizmek olabilir, ama bunun üzerinden farklılıkları göz ardı ederek, “öteki” olarak görülen kesimlere “aslında o da şöyleydi, yanlış biliyorsunuz” mesajı vermek. 

Sonuçta ne olacak, nereye varılacak peki? Geçmişte Anadolu’yu Anadolu yapan ve kültürel zenginlik olarak görülüp teşvik de edilen kozmopolit kültürel ortam kötü ve sakınılması gereken bir şey gibi gösterilerek, yeni bir tek tipleştirici kültür inşa edilecek ve böylece zararlı olarak kodlanan çok kültürlülük, toplumun belleğinden de geçmişinden de bugününden de çıkarılacak.

***

Ahmet Yaşar Ocak, geçmişin ve geçmişteki şahsiyetlerin yeniden yaratılmaya çalışıldığı bu gidişatı, mevcut kültür politikasının bir sonucu olarak görüyor; hatta unvan sahibi akademisyenlerin de bu yeniden üretim sürecine popüler medya araçları kanalıyla bile isteye katkı sunduğunu savunuyor. “Toplumun tarih bilinci devletin, muhafazakâr akademyanın ve sosyal medyanın elbirliğiyle bu yapay zemin üzerine inşa edilip güçlendirilmektedir” (s. 89).

Hocanın şu tespiti de bu yeniden biçimlendirme ve “kendi çalıp kendi oynama” durumunun bilimsel açıdan ne denli havanda su dövdüğünü ve sonuç üretmekten uzak kaldığını net olarak izah ediyor. “Muhafazakâr entelijansiyamız ve tarihçiliğimiz –çok az istisnanın dışında- çoğunluğu itibariyle, ideolojik ve kültürel bölünmüşlüğümüz yüzünden, köprünün başında kendi ürettiği sanal tarihe köprünün sonunda yine bizzat kendisi inanmaya yatkındır. Sırf bu yüzden, yapılan ‘bilimsel araştırmalar’ uluslararası bilimsel platformlarda önemsenmediği gibi, referans verilmeye layık da bulunmuyor. Bu yöntemle yapılan çalışmalar, Türkiye üniversitelerinde tarih alanında sağlam bir bilimsel gelenek inşa edemediği gibi dışarıda da ciddiye alınmıyor. Çünkü pek çok tez, kitap ve makale bu hastalığımızın ürünü olarak metodolojik ve bilimsel zaaf ile malul bulunuyor” (s. 90-91).

Mehmet Akif Koç
Mehmet Akif Koç
ODTÜ İktisat Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisansını "Uluslararası Güvenlik" sahasında, doktorasını Orta Doğu Çalışmaları alanında tamamladı. Orta Doğu tarihi ve jeopolitiği, Arap-İsrail ihtilafı, Türkiye-İran ilişkileri, Orta Doğu’nun uluslararası ekonomi-politiği konularında çalışmalarını sürdüren Koç, çeşitli haber ve analiz platformlarında uluslararası siyaset, dış politika ve strateji üzerine makale ve raporlar yayınlıyor, Modern Ortadoğu Tarihi seminerleri veriyor. Matbuat Yayın Grubu markasıyla sürdürdüğü kültür yayıncılığı faaliyetlerinin yanısıra, Farsça ve İngilizceden 40'ın üzerinde eseri Türkçeye kazandırdı.

Diğer Yazılar

İlgili Yazılar

Ignaz Goldziher ve Post-Oryantalizm’e Alternatif Bir Bakış

Filistinli entelektüel ve 20. yüzyılın sınırlar aşan düşünürlerinden Edward Said’in çığır açıcı ve ezber bozan kitabı Oryantalizm’in yayımlanmasının...

Emir-Abdullahiyan, “Şam Sabahı” ve İran’ın Suriye Politikası (2011-2024)

İran’da 2009 seçimlerinin ardından yaşanan sokak protestoları sonrasında, kendilerini “Hatt-ı İmam çizgisi” olarak nitelendiren daha muhafazakâr kanatla, Reformculara...

Çin Kültürü, Yi Jing ve “Değişimler Kitabı” Üzerine

Çin’in küresel siyaset içindeki ağırlığı arttıkça, bu kadim kültüre dair ilgi ve çalışmalar da çoğalıp çeşitleniyor. Çin’in özellikle...

İran’da Rejim Değişiminin İmkânı (3): Topyekûn Askerî İşgal Senaryosu...

Uluslararası basında ve Türkiye’de, Trump’ın 2025 Ocak’ta ABD Başkanlığı görevine resmen başlamasının ardından, İsrail’le birlikte İran’a karşı birkaç...

İran’da Rejim Değişiminin İmkânı (2): Azınlıkların İsyanıyla Devletin Çöküşü

İran’da Batılıların sıklıkla telaffuz ettiği, Türkiye’de İran’ı tanımayan kesimlerin de büyük önem atfettiği “rejim değişikliği” kavramının ne anlama...

İran’da rejim değişiminin imkânı (1): Bir seküler devrim mümkün...

İran’a yönelik son bir yıldır şiddetlenen İsrail-ABD saldırılarında Haziran 2025 savaşı ve Ocak 2026’daki silahlı kalkışma denemesinin ardından,...

Ateşkes ve Sonrası: İran’da Savaş Bitti Mi? Kim Kazandı?

İran’a karşı ABD-İsrail işbirliğinde girişilen savaştaki üçüncü faz da geride kaldı. 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan bu üçüncü...

ABD / İsrail İle İran Arasındaki Savaşta Sırada Ne...

7 Ekim 2023, muhtemelen modern Ortadoğu tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak tarihteki yerini aldı bile. Binlerce...

İran Savaşı’nın sebepleri ve bir ateşkesin imkânı

Prusyalı general ve askerî tarihçi Carl von Clausewitz, savaşı, sırf basit bir şiddet gösterisi olmaktan öte, “siyasetin başka...

Hürmüz Boğazı Yeni Kriz Üssü Mü?

1956 Süveyş ve 1973 Petrol Krizleri bize ne söylüyor? ABD Başkanı Trump, 16 Mart 2025 tarihli bir açıklamasında,...

Bir Mucteba Hamaney Portresi: Medrese ile Kışla Arasında

İran’ı 1981-89 yılları arasında Cumhurbaşkanı, 1989-2026 arasında da Dini Lider (Rehber) olarak doğrudan yöneten Ayetullah Ali Hamaney, 28...

İsrail’in “Altıgen İttifakı” Planı ve Olası Senaryolar

Arkaplan ve temel hususlar İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 22 Şubat 2026 tarihindeki kabine toplantısı öncesi yaptığı konuşmada ilk kez...

Bir Hafız Esad Portresi: Azınlık Asabiyesinden Devletleşme Tecrübesine

Suriye’nin modern dönem tarihinde en etkili aktör kuşkusuz, 1960’ların ortalarından 2000’deki ölümüne kadar Suriye’nin kaderi üzerinde söz sahibi...

1916, 1948 ve 1967: Araplar İçin 20. Yüzyıldaki En...

Modern Ortadoğu tarihine ve 20. yüzyıldaki hercümerce baktığım zaman, “Araplar açısından geçtiğimiz asırdaki en kritik dönüm noktası hangi...

“Altıncı Şehir”in Satır Aralarından “Münzevi Müellifine” Son Birkaç Söz

Türk edebiyatı ve yazı hayatının önemli isimlerinden Ahmet Turan Alkan, 21 Ocak 2026’da kendi inzivası ve gönüllü sürgünü...

ABD-İran nükleer müzakereleri: 2010, 2018 ve 2025’ten günümüze bakmak

Günümüzde büyük bir soruna ve bölgesel güvenlik krizine dönüşen İran nükleer programının ardındaki trajikomik gerçek, bugün Washington tarafından...

Bir “Muhalif Münevver” Portresi: Refik Halid Karay’a, Kendi Hatıratından...

Türk edebiyatı ve kültür hayatında “Kirpi” mahlaslı yazıları ve politik/entelektüel duruşuyla bilinen Refik Halid Karay (1888-1965) sadece bir...

Bir Rıza Pehlevî Portresi: İran İçin Umut Sürgündeki Yaşlı...

Yaklaşık yarım asırdır süren İran İslam Cumhuriyeti yönetimi, bilhassa son yıllarda daha ziyade siyasal baskılar, ekonomik çöküş ve...

20. Yüzyılın En Önemli Değişim Eşiği 1979 Yılı Olabilir...

Tarih her zaman kesintisiz bir ilerleme çizgisinde hareket etmez. Bazı dönemlerde, farklı coğrafyalarda ve farklı toplumlarda zahiren birbirinden...

Baskı Altında İran: Savaş, Yaptırımlar ve Ulusal Kimlik Üzerine...

İsrail’in Haziran 2025’te on iki gün süren savaş boyunca sergilediği hava üstünlüğü ve yüksek hassasiyetli vurucu kapasite, İran’ın...

“Çivisi Çıkmış Dünya”dan “Uygarlıkların Batışı”na Maalouf Perspektifi

Lübnan asıllı Arap-Fransız entelektüel Amin Maalouf’un, dünyanın gittiği doğrultu ve karşı karşıya kalınan küresel sorunlara dair iki ilgi...